Müsriflik zamanı: Futbolumuzun pahalı çıkmazı
2026/27 sezonu başladı ve Batı mahfillerinde yine o soru baş gösteriyor: “Türkler bu parayı nereden buluyor?” Dünyanın merkezi olma özelliğini çoktan kaybeden ve elinde kalan son tesellilerden biri olan futbola sımsıkı sarılan Avrupa, kaypak aristokrasisinin ve artık yeterince zengin olmadığı için aristokrat pozu kesen burjuvazisinin kendi kalesine attığı gollerin şokunu henüz üzerinden atamadı. Kaleleri bir bir zapt edildi, başkentleri ele geçirildi. Amerika, Körfez ve Uzak Asya’dan kopup gelen sermayedarlar yüz küsur yıllık kulüpleri bu mirasyedilerin elinden alıp tek tuşla portföylerine katarken futbolun beşiğinde Premier Lig’in bile “İngiliz” bir tarafı kalmadı.*
İspanya’nın, özellikle Barcelona’nın temsil ettiği özgün Akdeniz ekolü, Almanya’nın yüzde 51 sahiplik kuralıyla sağladığı kısmi “halk denetimi” ve tabii ki sömürgeciliğin bugünkü demografiye etkileri -Afrikalı göçmen ailelerin çocukları- Avrupa’yı futbolda hâlâ dünyanın merkezinde tutan etmenlerin başında geliyor. Ama bir dönem kendi statlarında fırtınalar estirmiş bir yıldız Avrupa sınırlarını terk edip Doğu’ya göçmeyiversin… Favori sporlarına dönüp “Derinden endişeleniyorlar.”
Avrupa’nın samimiyetsiz endişesinin en azından bu kez yersiz olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Türkiye, “fırsat” transferlerini ve en iyi günlerini Avrupa’da bırakmış “son kontrat” yıldızlarını, Gökmen Özdenak’ın Sepp Blatter’den alıntılayarak dilimize taşıdığı ifadeyle, “pornografik paralar” ödeyerek ülkeye getiriyor. Fakat bundan 25 yıl önce olduğu gibi Avrupa’nın hegemonyasını sarsabilecek bir futbol inşa edemiyor.
Süper Lig’in en büyüğünden en küçüğüne bütün kulüplerinin transfer piyasasında Avrupa’ya karşı tek avantajı, “daha fazla para” ödeyebilmeleri. Gelin görün ki ne ülkenin genel ekonomik yapısı ne de futbol ekonomisi bu “daha fazla parayı” anlamlı kılabiliyor. Çılgınca para harcayan ve bu alanda rekor üstüne rekor kıran kulüpleri UEFA’nın finansal kısıtlamalarına karşı koruyan sayılı gelir kalemi var: Devlet destekli gayrimenkul projeleri, kişisel çıkar, şöhret vesaire uğruna bu yola baş koyarak “kasa kolaylığı” sağlayan patronlar ve elinde avucunda ne varsa, hayatta tutunduğu tek dal olarak gördüğü “çocukluk aşkına” harcayan orta direk taraftarlar…
Geçen hafta ilan edilen “dört büyükler”in mali tablolarında kâr açıklayan tek kulüp olan Galatasaray’ın gelir kalemlerini incelediğinizde, bu gelirin büyük ölçüde taraftara dayandığını görebilirsiniz. Bu, sarı-kırmızılıların dört yılda inşa ettiği başarıya dayanan modelin sonucu. Nitekim bu yaz takım henüz başarısız olmamışken yalnızca parıltısını kaybetmesi bile tribünlerin boş kalmasına ve mağazacılık gelirlerinin dibe vurmasına yetti. Galatasaray, bu başarı standardını koruyabilmek için dört yılda hem harcama çıtasını hem de kadro kalitesini zirveye çıkardı.
Ülkenin diğer büyük kulüpleri de ne kadar büyük bir mali krizin içinde olurlarsa olsunlar, tek bir takımın egemenliğine izin vermeyecek kadar gururlular! Yıllardır Galatasaray-Fenerbahçe rekabetiyle yelkenlerini şişiren “ikili delilik ligi”, bu sezon Beşiktaş ve Trabzonspor’un da güçlü katılımıyla kalitesini artırmış durumda.
Salah, Vlahović, Trossard, Greenwood, Guendouzi, Kanté derken Galatasaray’ın yaşadığı iç krizin de etkisiyle şampiyonluk tahminleri bir anda değişti. Fenerbahçe’nin genel kadro kalitesi bakımından Galatasaray’ı geçtiği iddiası abartılı değil. Trabzonspor’un Salah-Onuachu-Muçi üçlüsüyle durdurulması güç bir takıma dönüşeceğini öngörmek de Beşiktaş’ın hem teknik heyet hem de kadro gücü bakımından 2016/17 seviyesine yaklaştığını savunmak da hayalcilik sayılmaz. Genel olarak ligin kalitesi de büyüklerin belirlediği bu eğilimi takip ediyor. Eğilimin ilk hedefi ise Galatasaray’ı tahttan indirmek.
Peki Galatasaray geçildiğinde, yine Galatasaray’ın başlattığı bu “aşırı harcama” eğilimi değişir mi? En azından Trabzonspor’un bugüne kadar benimsediği; Salah, hatta Núñez ve Paredes transferleriyle rafa kalktığından endişe edilen, oyuncu geliştirip satmaya dayalı “tüccar” anlayış bu kez hakim eğilime dönüşür mü? 10+4 kuralının mantığı gereği dönüşmesi gerekir ama bizde sınırlamaların ve kuralların ömrü pek uzun değil, malum… Bunu da en erken üç dört yıl içinde görebiliriz.
Tüm bu genel resim içinde hiç değinmediğimiz bir nokta var: Altyapı. Değinmiyoruz çünkü neredeyse hiçbir kulüp için öncelikli değil. Okan Buruk bugüne kadar hep “kazanma baskısı”nın yüksekliğinin genç oyuncu yetiştirmeye imkan vermediğinden bahsediyordu. Mesele elbette bu kadar basit değil. Sorun, Dünya Kupası için FIFA’nın verdiği 16 milyon dolarlık primin altyapıya değil millî oyunculara dağıtılmasıyla, yani en tepeden başlıyor; kulüplerin bu alandaki sorumsuzluğu ve vizyonsuzluğuyla devam ediyor.
İşin acı tarafı, Türkiye’nin Avrupa’nın gözünde -ki biliyorsunuz, bu ülkenin refleksleri o bakış açısını her daim tartmaya çok önem verir- “atmosferli ve Avrupa kupası oynayan Suudi Arabistan” olmaktan çıkamamasının nedeni de bu. Türkiye, profesyonel futbolun gerçek bir üreticisi değil büyük bir tüketicisi, yaygaracı bir oyuncusu… Büyük üretici olduğu alan sosyal medya. Bu da halkın ilgisinin bir sonucu ve hâlâ Avrupa’nın sözünün geçtiği ticari, kurumsal futbola katkısı sınırlı. Bu vaziyet Türkiye’yi doğrudan siyasete ve başarıya bağımlı hale getiriyor.
Kısacası, Türk futbolunda başlı başına bir kitaba konu olabilecek kadar önemli hadiselerin yaşandığı dört yıllık sürecin ardından 2026/27 sezonu büyük değişimlere gebe. Bu değişimin “kazanma formülü”nde olmayacağı şimdiden belli. Bu da kim kazanırsa kazansın genel tablonun pek değişmeyeceğini gösteriyor.
Avrupa müsterih olsun: Heyecanımız yüksek, gençliğimiz var; zengin yöneticimiz de zengin topçumuz da çok. Ama orayı tehdit edebilecek bir futbol zenginliği inşa etmeye mecalimiz yok.
*İki hafta önce anlattığımız gibi UEFA’nın Infantino’ya celallenmesinin yegane nedeni bu. Yoksa futbolun ruhu falan umurlarında değil. Laf aramızda zaten öyle bir ruh da yok!
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et