Afrika’nın koşusu
Spor tarihinin en sembolik zaferini bir Afrikalının Avrupa’da kazanmış olması şaşırtıcı değil. 1935’te Mussolini’nin orduları Habeşistan’a yürümüştü; 1960’ta ise Abebe Bikila, Roma sokaklarında yalınayak koşarak Etiyopya’nın bayrağını olimpiyat kürsüsüne taşıdı. Üstelik bunu yaparken ülkesinden çalınan Aksum Dikilitaşı’na da selam verdi. Avrupa’nın sömürgecilik tarihi onu Afrika’yla karşı karşıya getiren, buna benzer sayısız rövanşa imkan tanıyor, özellikle de futbolda.
Futbol, İngilizler tarafından icat edilip dünyaya yayılmış; İskoçlar, Tuna ekolü ve Latin Amerikalılar tarafından güzelleştirilmiş; Hollanda ve SSCB eliyle bilimselleştirilmiş olabilir ama hiçbir ulus ya da coğrafya onu Afrikalılar kadar politize etmemiştir. Sahra altı-üstü fark etmez, Afrika’nın aynı çağda sömürgeciliğe karşı mücadele veren ülkeleri futbolu ulusal kimliğin birleştirici bir sembolü olarak benimsemenin ötesinde onu bağımsızlık mücadelelerinin doğrudan aracı haline getirdiler. Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesinin bağımsızlık mücadelesinin propagandasını yapması için 1950’lerin ikinci yarısında oluşturduğu gayriresmi milli takımdan, Kwame Nkrumah’nın tüm kıtayı saran pan-Afrikanist futbol fikirlerine dekolonizasyon sürecindeki Afrika, oyunu politik bir araç olarak bağrına bastığını hiç gizlemedi. Bu cüret onları kendilerine kontenjan tanımayan FIFA’ya tepki olarak 1966 Dünya Kupası’nda spor tarihinin o döneme kadar gördüğü en büyük boykotu düzenlemeye itti.
1966 İngiltere’de Afrika’nın yokluğu, kıtanın futbolla zorunlu olarak kurduğu siyasi ilişkinin bir boyutunu anlatırken turnuvanın yıldızının Portekiz adına forma giyen Mozambik kökenli Eusebio olması da işin bir başka boyutuydu. Hâlâ Afrika’nın önemli bir bölümü sömürgeydi. (Mozambik bağımsızlığını 1975’te kazandı) Sömürge olmaktan kurtulmak da sorunları bir anda çözmüyordu. Afrikalılar “ucuz iş gücü”ydü, eski “sahip”ler ise iş ve umut kapısı. 1930’larda Raoul Diagne, Abdelkader Ben Bouali ve Larbi Ben Barek’in açtığı kapı 2. Dünya Savaşı’nda kapandıktan sonra 1950’lerin ikinci yarısına Mustafa Zituni ve Raşid Meklufi’nin öncülüğündeki Cezayirlilerin “ana vatana” ilticası damga vurmuştu. Afrika kökenli Fransa vatandaşlarının milli takımda düzenli şekilde boy göstermesi 1970’leri buldu. Gullit ve Rijkaard’lı Hollanda’nın Euro 1988 şampiyonluğu, Avrupa’nın en geniş göçmen nüfusuna ev sahipliği yapan Fransa için açık bir mesajdı. ’98’de şampiyonluğu kazandıran kadro, ırkçıların “Fransız” olarak kabul etmediği Zidane, Thuram, Desailly, Karembeu gibi yıldızlar ve Henry, Vieira gibi genç yeteneklerle doluydu.

21. yüzyılla birlikte Avrupa futbol altyapısında göçmen nüfusun yüksek olduğu bölgelerde Afrikalılar ağırlık kazanmaya başladı. Kuzey Afrikalılar ince bilekleri ve yüksek teknik kapasiteleri, Sahra altı Afrikalılar ise fiziksel güçleri ve atletik kapasiteleriyle öne çıkıyordu. Ama altyapılarda kalabalık olmalarının temel nedeni ekonomikti; profesyonel futbolcu olmaya en çok onların ihtiyacı vardı! Bu yıllarda aynı zamanda oyun hızlanıyor, tempo artıyor, aktif alan daralıyor kısacası atletizmin öne çıktığı yeni bir tarz futbola hakim oluyordu. Bu yeni tarz Afrika kökenli futbolcuların önem kazanmasını beraberinde getirdi. Kısacası pek çok sektörde merkez olma özelliğini kaybeden Avrupa, futbolda öncülüğünü korurken bunda başrolü Afrika kökenli “iş gücü” oynadı.
Dünya Kupası öncesi bir programda ünlü bir spor yazarımız Fas’ı ne kadar beğendiğini anlatırken onu bir Afrika takımı olarak görmediğini söylemişti. Faslı oyuncuların birçoğunun Avrupa’da doğduğuna, futbol eğitimini Avrupa’da aldığına vurgu yaparken haklılık payı vardı elbette ama yine de gittikçe yaygınlık kazanan bu tanımlamanın ne kadar adil olduğu tartışılır. Çünkü Avrupa’da çok geniş bir Afrikalı göçmen nüfusun yaşaması da onların bu futbol altyapılarında eğitim görmesi de sömürgecilik tarihinden ve halihazırda eşitsiz gelişimi dünyanın her yerine dayatan emperyalizmden bağımsız değil. 2026 yılında hem kahraman hem Afrikalı olarak kabul görebilmek için eski dünyanın merkezinde çıplak ayakla koşup altın madalya kazanmak gerekmemeli!
Evrensel'i Takip Et