Başkandan satılık kupa: FIFA’nın geri adımının anlamı
FIFA, Başkan Gianni Infantino’nun dünya kupasını özel yatırımcılara satma planını açıklamasının ardından fırtınalı bir hafta geçirdi. Tarihin en yüksek gelirli turnuvasını geride bırakmanın ve kıta federasyonlarını buradan gelecek parayla ihya etmenin rahatlığı içindeki Infantino, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’ın kardeşi Joshua Kushner üzerinden tasarlanan Forward Enterprise projesini duyurdu.
Proje, erkekler ve kadınlar dünya kupası ile kulüpler dünya kupası gibi organizasyonların ticari faaliyetlerinin ayrı bir şirkete devredilmesini ve bu şirketin yüzde 20’sinin 4.2 milyar dolar karşılığında özel yatırımcılara satılmasını öngörüyordu. Katılımcı federasyonlara 20 milyon dolarlık ödeme seçeneği sunulmuş ve karar vermeleri için 19 Eylül’e kadar süre tanınmıştı.
Haberin The Times’ta Martyn Ziegler tarafından duyurulmasıyla futbol kamuoyunda, Avrupa Süper Ligi’nin ilan edildiği döneme benzer bir tepki ortaya çıktı. Infantino’nun en büyük muhalifi UEFA, dünya kupası sırasında olduğu gibi yüksek perdeden eleştirilerle topa girdi. “Futbolun ruhu ve yönetimi, özellikle kimin mali kazanç sağlayacağı konusunda hiçbir şeffaflık bulunmaksızın alınıp satılabilecek varlıklar değildir. Hiçbirimiz futbolun sahibi değiliz. Bu, FIFA’nın satabileceği bir şey değil” demekle yetinmeyen UEFA, dünya kupasını boykotla da tehdit etti.
Infantino daha önce dünya kupasını iki yılda bir düzenleme planını ortaya attığında da UEFA’dan benzer bir tepki gelmiş ve bu tepki sonuç vermişti. Nitekim senaryo yine benzer biçimde ilerledi. Avrupa’nın, yani futbolun beşiğinin ve en büyük pazarının, bulunmadığı bir dünya kupası düşünülemezdi.
Böylece dünya kupası gelirleriyle yoksul ülkelerin federasyonlarının desteğini güvence altına aldığını düşünerek güç zehirlenmesi yaşayan Infantino’nun koltuğu bir anda sallanmaya başladı. Üstelik Infantino, bu gücüne dayanarak Trump’ın bir telefonuyla ABD’nin kırmızı kart cezalısı futbolcusunu affedecek kadar ileri gitmişti.
Infantino’nun bu açık yetki aşımı bile UEFA dışındaki futbol federasyonlarını rahatsız etmemişti. Ancak bu kez Trump-Infantino rant ortaklığının tek taraflılığı, kendisine yeterince ortak bulamadı. İsviçreli yönetici, gelecek yılki başkanlık seçimleri öncesinde bir anda kendisini azınlığa düşmüş halde buldu.
Infantino’nun yeniden başkan seçilebilmek için FIFA’nın 211 üyesinden en az 106’sının oyunu alması gerekiyor. UEFA, Kuzey ve Orta Amerika ile Karayipler Futbol Federasyonu (CONCACAF) ve Asya’nın muhalefeti, Güney Amerika Futbol Konfederasyonunun (CONMEBOL) belirsiz tutumu ve UEFA’nın Katarlı Nasır el-Halifi gibi güçlü bir figürü başkan adayı olarak öne sürmesi, Infantino’nun konumunu ciddi biçimde tehdit ediyor. FIFA Başkanı bu nedenle dün hızla geri adım atarak projeyi çektiğini açıkladı. Ancak cin bir kere şişeden çıktı.
Infantino 2016’da Sepp Blatter’in yerine göreve gelirken medyada estirilen “FIFA’nın imajının temizlenmesi” yaygarasının ötesinde, federasyonların temel derdi mali tablonun düzeltilmesiydi. Infantino, tıpkı zamanında João Havelange ve Blatter’in yaptığı gibi, federasyonlara daha fazla gelir sağlamayı vadederek önce Afrika’nın, ardından nispeten yoksul diğer federasyonların desteğini kazandı.
Vaadini de yerine getirdi. Dünya kupası onun döneminde daha fazla gelir sağladı ve bu eğilim ABD’de zirveye ulaştı. Ancak ortaya çıkan yeni ekonomik fırsatların nasıl değerlendirileceği ve gelirlerin nasıl paylaşılacağı ciddi bir tartışma konusu olmayı sürdürüyor. Çünkü Infantino’nun dünya kupasını iki yılda bir düzenleme ve 64 takıma çıkarma planları ile kulüpler dünya kupası organizasyonu, UEFA’nın pastasına ciddi bir müdahale anlamına geliyor.
Başka bir deyişle FIFA yalnızca futbolun gelirlerini artırmıyor, aynı zamanda bu gelirleri kendisine bağlıyor. Afrika ülkelerini birkaç milyon dolarlık gelir artışıyla ikna etmek kolay ancak UEFA’nın buna ihtiyacı yok. Kaldı ki UEFA, son örnekte görüldüğü üzere, sanılandan çok daha güçlü bir konumda. Kısacası mesele, bütün ülkelerin FIFA başkanlığı seçiminde birer oya sahip olmasıyla sınırlı değil. UEFA, günün sonunda herkesten daha eşit. Futbolun merkezi olarak sahip olduğu hegemonik güç de son derece etkili.
Bu da bizi şu soruya getiriyor: Temel anlaşmazlık gelirlerin paylaşımı ve pastanın kime ait olduğuysa, futbolda bugün yaşadığımız ve Folarin Balogun skandalıyla ayyuka çıkan krizlerin asıl nedeni olan aşırı ticarileşme eğilimi durdurulabilir mi?
2016’da, yani Blatter’in yerine Infantino geldiğinde, farklı bir bağlamda benzer bir soruyu yine sormuş ve yürüttüğümüz mantık bizi olumsuz bir sonuca götürmüştü. Futbolun aşırı ticarileşmesinin önüne geçebilecek tek şey, kitlelerin siyasi müdahalesidir. Yanlış anlaşılmasın: Futbola falan değil, dümdüz siyasete!
Çünkü çokça romantize edildiği biçimiyle futbol, gerçek hayatın ya da politikanın yerini alabilecek bir şey değildir. Futbol üzerinden politikaya dair söz söylenebilir. Ancak bu denklemi biraz da kolaya kaçmak, “Ya, bir futbolumuz var be!” diyebilmek için kullanan, hatta sömüren, saha içindeki gösterilerden gerçekte var olmayan siyasi sonuçlar ya da karşıtlıklar çıkararak bir yanılsamaya alan açan entelektüeller kusura bakmasın! Futbolun bir “mücadele alanı” olarak sınıflandırılması, gerçek siyasi örgütlenmenin ve propagandanın yerini hiçbir zaman alamaz. Bu nedenle futbol üzerinden açığa çıkan düzen ilişkilerini teşhir ederken aşırı ticarileşme eğilimini UEFA’nın, CONCACAF’ın ya da tribün örgütlenmelerinin durdurabileceği sanrısını yaymamakta fayda var.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et