Hep aynı satranç oyunu
Gündemimize bir konu geldiğinde onu tartışma biçimimiz bundan sonra başımıza geleceklerin de belirleyicisi oluyor.
Son yirmi senedir daha önemlisi olamaz dediğimiz abartısız on bin mevzu olmuştur.
Önce önümüze gelen konuya dair kapsamı anlamaya çalışırız. Sonra iktidarın asıl amacını çözmek üzere analizler yapılır. O esnada merak uyandıracak ve ezberimizi bozacak teklif veya öneriler dile getirilir iktidar tarafından. Kimi zaman “Bu kadarı da olmaz artık” deriz, kimi zaman “Olmaz ama bunlar yapabilir.” Bir konunun tartışmaya açılabilmesi bile gerçekleşme olasılığının ilk adımıdır. O konuyu genelde iktidar açar, ilk eli böyle teslim etmiş oluruz. Rejim de böyle değişti hatırlarsanız. Bu sırada bazen yandaş kalemler bazen bir iktidar temsilcisi ortalığı bulandıracak bir cümle sarf eder. Bir anda ona odaklanırız. Buradan sonra da kim ne dedi döngüsüne gireriz. Burası magazinleşmedir ve kahretsin ki en zayıf olduğumuz konudur, hepimizde bir huydur. Mevzu artık hayatımıza direkt etki edecek aşamaya geldiğinde de konunun buraya gelmesindeki sorumluları ararız ve suçlamaya başlarız. Kendi önermeleri birbiri ile defalarca çelişmiş iktidar, tavrını kanıksattığı için artık asıl suçlama muhalefet içi dengelere döner. Böylelikle hiçbir teklif ya da öneriye olması gereken yönü veremez, yalnızca tarihsel olarak doğru yerde durmuş olma kaygısına sıkışır kalırız.
Buradaki bir handikap da iktidarın ideoloji, söylem, propaganda açısından sonsuz esnekliği olmasına karşın, karşısındaki hareketlerin, etik değerleri koruma, gerçeğe bağlılık, ideolojik kırmızı çizgilere sahip çıkma, kendi kitlesinin taleplerini dinleme, tutumunu izahat edebilme, hesap verebilir olma gibi kaygılar gütmek zorunda olması. İktidarın elinde tüm devlet mekanizması varken karşısındaki hareketlerin elde sınırlı iletişim kanalı, limitli imkan ve yargının sopası ile kısıtlı kalmış olması da cabası.
İktidar bunu defalarca yaptı. Bir muhalifi, ya iktidar karşıtı olduğu için kendi savunduğu değerlere basıp geçmek ya da savunduğu değerlerin kendi aleyhinde kullanılacağını bile bile arkasında durmak zorunda bıraktı. Barışı savunan birinin masaya gelen barış ihtimaline hayır deme nedenlerinin izahatı, iktidarın o hayırı “barış istemediler” diye lanse etmesinden çok daha çetrefilli.
Bunu gelen çerçeve yasanın kapsamının toplumsal barış, demokrasi, hak ve özgürlükler açısından eksikliklerinin detayına girmeden genel bir “başa gelenler” çatısında özetlemeye çalışacağım.
Bir haftadır Yeni Partinin tutumundan sosyalist partilerin ayrı ayrı tavırlarına, vekillerin tek tek ne oyu verdiğine kadar her şeyi tartışıyoruz.
Her muhalif kürsüden dillendirilen çelişki ufak bir şerh gibi kalıveriyor: Meşruluk. Hem adalete bakanı sorgula hem de yasasını oyla?
20 yıldır ortak bölenlerin en küçüğüne kadar üzerimizde ayrıştırma politikası uygulanmış, ortak paydaların en büyüğü olan bu iktidarın değişmesine olan talep, ana muhalefete yaşatılanla parçalanmış, halkın büyük kesiminin teoride, söylemde, eylemde tamamen hemfikir olacağı tek bir konu artık kalmamış. Bir yerde net bir çizgi çekip önümüze bakmazsak hallaç pamuğu gibi dağıtılacağız.
Bir kahraman, bir lider arayışından çıkıp her birimizin özne olabileceği bir başka alemin arzusunda net bir tavrı benimsemek zorundayız. Bir liderin peşine takılıp beklenti dışı en ufak hareketinde hayal kırıklığına kapılıp yılgınlığa salınan kitleler olmak yerine liderleri peşine takan bir halk hareketi olmadığı sürece gündemin içeriği değişecek ancak netice değişmeyecek: İktidar yerini sağlamlaştırmak için dolaylı katkımızı almış olacak.
Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi’nde satranca dair bir bölüm var:
“Oyunun başında, hiç varyas¬yon yoktur. Taşları yerleştirmenin tek bir yolu vardır. İlk altı hamle¬nin ardından dokuz milyon varyasyon ortaya çıkar. Sekiz hamleden sonra 288 milyar farklı seçenek belirir. Olasılıklar gitgide artar. Sat¬ranç oynamanın evrendeki gözlemlenebilir atom sayısından daha çok yolu vardır. Yani işler bayağı bir karışır. Oynamanın tek bir doğ¬ru yolu yoktur, birçok yolu vardır. Satrançta olduğu gibi, hayatta da her şeyin temelinde olasılık yatar. Bütün umutların, bütün hayalle¬rin, pişmanlıkların, yaşadığımız her bir anın...”
Bu oyunu her seferinde aynı akışta oynayarak kaç kere daha mat olabiliriz?
Önem atfettiğimiz kişilerin bakış açılarını, birbirimizin yaklaşımını eleştirirken, asıl konunun iktidarın ortaya koyduğu şeklinden milim sapmadan gerçekleşmesini, taşların hiçbir zaman herkesin lehine olacak şekilde yerine oturamamasını kaç kere tecrübe edeceğiz?
Bahçeli’nin Öcalan tavrının samimiyetine, iktidarın bu barışı halklar için yürekten arzu ettiğine inanıyor muyuz yoksa kendi gerçekliğimizle mi sınanıyoruz?
Doğru bildiklerimizi kazandırmayacağını bile bile savunuyoruz ancak kaybettireceğini bilerek savunmaya mecbur kaldığımızdaki çıkmazı aşamayacak mıyız?
“O iş öyle değil böyle yapılır” cümlesi bir kudret istiyor. Ya bu kudreti bir araya gelip gösterecek ya da o kudreti bulana kadar bunlardan gelecek hayra bile hayır diyeceğiz ama biz günde iki kere bile doğruyu gösteremeyen saatin yelkovanının yerinde olmasına ikna olup kendimizi tartışmanın içinde buluyoruz. Varlığımız da bununla sınırlı kalıyor.
Bir konuyu tartışırken -adı üzerinde tartışma- fikir hürriyetini unutturulduk galiba, tehdit, tenkit, dışlama dilimizden eksik olmuyor. Saat demişken serbest çağrışım yaptı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 1951 senesi temmuzunda Cumhuriyet’e yazdığı yazıdan şu cümleler geliyor akla:
“Şüphesiz insanı korumamız lâzım gelen vaziyetler vardır. Fakat bu vaziyetler daha ziyade ferdin kendi dışındaki vaziyetleridir. Bir insanı kendi içinde, düşüncesinin mahremiyetinde korumaya hakkımız yoktur.”
Hasılıkelam;
Fikir hürriyetini talep ediyorsak yaşatmak da zorundayız. Hiçbir mevzuda yekten hemfikir olamayacağımızı bilerek ortak paydaya sarılacak kadar herkesle bir hukuk gözetmek durumundayız. Tüm ezberlerimiz yıkılmışken, kendi çizgimizden çıkmadan ezber bozacak bir tavrı üretebilme cesaretini bulmalıyız.
Tartışılmaya açılması bile gerçekleşmesinin yolunu açacak konuyu masaya getiren taraf olmalıyız.
Sahi, parlamenter rejim geri gelsin, siyasi partiler kanunu değişsin, baraj kalksın diyorduk ne oldu ona?
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et