1 Ağustos 2026 00:15

Ülkemiz çok güzeldir, üç yanı denizlerle çevrili, dağları yemyeşil. 

Mutfağımız pek geniştir, ellerimiz lezzetli. Halk oyunlarımız yüzlercedir, yerel enstrümanlarımız çok, atasözü, deyim ve küfürlerimiz de ciltlerce.

Kültür desen yani çeşit kere çeşitli, bastığımız her yerde bir tarih ki kadim kere kadim.

Ama bazı şeyler yapılamaz bizde.

Denizlerimize girmek zordur, halka açık sahillerimize halk olarak ulaşmak yürek ya da nakit ister.

Eğer sahil bir metropole aitse, en güzel yerini ülkenin başkanı kapatmıştır kendine, gerisine de sermaye yerleşmiştir genelde.

Yemyeşil ormanlarımızın içinde imara açılmış alanlar vardır, oralarda güzel evler ya da az daha yukarıda şirin köyler.

Buralara yerleşme hayali kurulmaz ülkemizde artık, yanıverir Alimallah bir gecede.

Toprağı çok bereketli olan memleketimizde öyle kafana göre tarım yapılmaz bir kere. Maliyet fiyatının altına soğanını alır beşle çarpıp verirler marketlere. Sen de batarken izlersin fiyatları hüzünle.

Atalarımıza çok bağlı olduğumuzdan ve geçmişimizden çok gurur duyduğumuzdan hem atalarımız çok önemlidir hem milliyetçilik, bu söylemlerin alkışı peşindir lakin ata tohum alıp satacak, tarımı ata tohumla yapacaksan yasaları iyi bilmen gerekir.

Her yeri meyve bahçesi, asmaları bağları saran memleketimizde butik içki üretimi yapılamaz. Yasalarımız ağırdır. Böylece Osmanlı’nın son dönemlerinde 340 milyon litre olan şarap ihracatı yeni Türkiye’mizde 3.5 milyon litreye düşmüştür ama olsundur, biz kendi üzümümüzden içki yapacak tıynette değil dünyanın her yerine en büyük betonu dökecek kapasitedeyizdir.

Ülkemizde yetişen ve emeği ile kazanan son iki nesil ev alamamaktadır, ev alması teklif dahi edilemez bir ekonomide var olmaya çalışmaktadır. Önceki nesillerin aldığı evlere, tarlalara bir gece ansızın rezerv alan yasası uyarınca el konulmaktadır. Olur öyle yanlışlıklar, birileri her sene kendine villalar, siteler dikerken elbet binler de mülksüz kalacaktır. Adalet bu sıralar temelini başka yerlerde aramaktadır.

Jeopolitik öneminin altını çizip durduğumuz canım ülkemizde, kapılarımız açıktır parası olan el aleme. Dövizinizi alıp gelirseniz, yollarınıza kurban edileceğiz. Teşviğinizi çıkarıp verginizi affedip dönümlerce arsayı kullanımınıza açacağız üstelik öyle medeni memleket gibi işçi hakkı, sürdürülebilirlik hedef, karbon ayak izi bilmem ne ile canınızı hiç sıkmayacağız.

Küçük esnaf, üretici, yerli yatırımcı, teknoloji girişimcisi, ARGE tesisçisi vesaire vesaire pek olunmaz bizim ülkemizde ama bak ucuz iş gücüne yaslı fason üretim, etik tanımaz maden şirketi, doğaya zararlı kimyasal işiniz varsa ya da çöpleri atacak yer bulamamışsanız alın dövizi gelin biz buradayız.

Gelirken eşlerinizi ve çocuklarınızı da alınız, giremediğimiz koylarımızda bize çekilen fiyatın üçte birine sizi her şey dahil ağırlayacağız. Kendimizi rezil edene kadar dans bile ederiz yeter ki geliniz.

Bize matematik, ekonomi, sosyoloji, felsefe sormayınız. Aklımız karıştı bizim, müfredatımız her sene değişince lıngırdadı yerinden bildiklerimiz. Her şeyi çok iyi bilir gibiyiz ama sorsan yemin eder ispat edemeyiz. Hakikate değil inandırıldıklarımıza yaslı kanaatlerimiz.

Zaten sorsan da artık pek söylemeyiz. Yazları çok sıcak ve kurak, kışları soğuk ve kalabalık oluyor cezaevlerimiz. Hayal kurmayı bıraktık elimizden yavaşça, sevgi, saygı, coşku, neşe, sevinç denen hislerin hemen yanına. Önümüzü göremeye göremeye takar olduk kafayı gözümüzün en yakından seçebildiği detay detay işlere. Öyle bir sis bulutu içinde ellerimizle yolu yara yara deniyoruz varmayı bilmediğimiz bir yere. Yok bizim seçimimiz bu değildi ama oltaya geldik tabiri yakışır halimize.

Hiç de değil canım, arada iyi seçeriz elbette lakin seçtiğimize iyi mi ederiz bilmeyiz. Pek dışarıda kalmadı seçtiklerimiz. Ama seçme işine pek teşneyiz. Seçeceğimiz güne kadar sükunet içinde bekleriz.

Arada küçük nümayişlerimiz elbet oluyor, her T.C. vatandaşı bir gün ifade vermeyi tadıyor. Böyle böyle erdik kıvamımıza.

Hamdım, piştim, yandım demişti Mevlâna, dördüncü hali tecrübe eder haldeyiz, tarihe ya öyle ya böyle bir şekilde geçeceğiz.

Böyledir bizim ahvalimiz, alt alta yazınca belki belli olur zincirlerimizden başka neyimiz kalmış geriye.

Cennet bir memleket içinde bilekte prangalar, ellerde koca bir hiç.

Hiçliğin verimi en çok da kolay kabullenişte.

Zora iyi bile dayandık, çıkış malum: Kabullenmeyi reddediş.

Ama işte…

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Ayşen Şahin

Geri neyi kalır ki?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et