8 Ağustos 2026 00:10

Akşam güven vermiyor, sabahın sevinci yok

Ne güleç bir yüz ne hareli bir merhaba

Herkes sırtıyla konuşuyor birbiriyle...

Şükrü Erbaş

 

Güven vermiyor akşam, sabaha çıkmanın güvencesi yok. Ne bir insan kaldı güvene dair ne bir kurum ne bir çatı.

Güven ki zor kurulur ve kolay yıkılır şeydi. Kaşıkla doldurduğumuzu kürekle boşalttıkları o dağ düz olayazdı.

Bir anda olmadı, yine bile iyi dayandı.

Adalete güvenmez olduk, hukuksuz yargı diye bir kavram icat olundu. Adalet ki mülkün temeli yazardı adliye saraylarında, evinde uyuyan tapusuz uyandı sabahlara. Kimi depremden sağ çıkmıştı, hayatta kalmalarının ödülü topraksızlık oldu. ‘99 depreminin vergileri ne oldu diye sorduk durduk, dediler buradan köye yol oldu. Elimiz asfalta dönüşecek deprem bağışına gitmeyince 6 Şubat’ta sivil topluma arka çıktık, bir de baktık o güven suç oldu. Muhalefet ediyor sandıklarımız, elimizle vekalet verdiklerimiz hain oldu, muhbir oldu, butlan oldu, kayyım oldu. Yıllardır beslediğimiz güven koca bir şamar oldu indi yüzümüze. Çıkar yolları tuttu, bir kilo domatesin fiyatı bile sorgu meselesi oldu. Bir bardak kahveyi içerken dahi soruyor insan kendine; şu bardaktaki kahve mi gerçekten, kaç liradır gramı, eder mi bu kadar hakikaten? Tağşiş kuralları değişti haberleri geldi geçti, ne yiyoruz acaba lahmacun diye, gerçi yiyebiliyor muyuz hâlâ?

İhraç ettiğimiz sebzeler “aman bu çok tehlikeli” diye geri yollandığında ancak düşüyor kilo fiyatları, bu ülkede tavuğa bile kayyım atandı. İnsan önündeki tabağa güvenemiyor.

Kadınları en çok en yakınlarındaki erkekler öldürüyor. Severek takip ettiğiniz fenomenler kasayı boşaltıp ülkeden kaçıyor. Taksimetreyle navigasyona aynı anda bakmazsan yarım saatlik yola bütün maaş gidiyor. Elinde üniversite diploması bile olmayan müteahhit dolu memleket. Seç beğen ver evi kentsel dönüşüme, yepyeni bir kriz seni bekliyor. Gümüşe altına güven ki oradan batasın, sermaye piyasasına güven ki fillerin ezdiği çimen olasın, yok ben anlamam dersen üç kuruş paranı ara ki yarın bulasın, zaten ay sonunu zor getiriyorum diyen gidip aylık mobil veri kullanımına baksın. Saat ayarlarımızın dünyadan farklı olması gibi dünyanın 1 GB interneti ülkemizde en az beşe tekabül etmekte, nasıl oluyor biri bizi aydınlatsın.

Sabahattin Ali’nin iki güzel cümlesi geliyor aklıma Kürk Mantolu Madonna’dan:

“Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki bunda aldanmış olmak bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı.”

İnanmak ve güvenmek kudret ister gerçekten. Güven karşılıklı bir ilişkidir. Güvenilen ve güvenen gerekir. Güvenilir olmayan bir insanın güven duyabilmesi de mümkün değildir. Zira atalarımızdan kalan öğretinin dediği üzere “Kişi kendinden bilir her işi.”

Bu ikili ilişki halinde güvendiğimiz dağlar yıkıldıkça güvenilmez olma yolunda ilerlemekteyiz her birimiz.

Bir marazi durumumuz da var üstelik, yalana, riyaya ve kötülüğe karşı iyilik, dürüstlük, etik ile karşı koyma güçlüğü.

Birinin eli pek kolay diğerinin ki çok kurallı, pek köşeli.

2025 aralık ayında Pew Research Center bir araştırma yayımlamıştı. İnsanların güvenilirliğinin sorgulandığı bu araştırmada yüksek gelirli ülkelerin güven medyanı yüzde 59 iken orta gelirli ülkelerde yüzde 27. İsveçlilerin yüzde 83’ü “Çoğu insana güvenilir” diyerek zirveye oturmuş, biz ise yüzde 14 ile dibi zorluyoruz. Yüz insandan yalnız 14’ü “Çoğu insana güvenilir” diyor, herkese bile değil, çoğu...

Hiçbir şeye güvenmediğimiz yerde hiçbir adım atamayız.

Nasıl güvenebiliriz yeniden?

Güvenin en kolay iktisap edildiği yer insanın kendisi.

Şöyle bir yol buldum kendime, belki işinize yarar.

En basitinden günlük hayatta, eve gelen ustaya, çivi aldığımız nalbura, yolu sorduğumuz insana yani birbirimize, gözlerinin içine bakarak soruyorum: “Sana güvenebilir miyim?”

Bu soruyu sormak artık kendinin güvenilir olduğunun beyanıdır, güven karşılıklı bir ilişki, el sıkışalım mı demek bu.

Karşı tarafın gözlerini kaçırarak ya da yüzüne yayılan müstehzi bir gülüş ekleyerek kurduğu “tabii” sözünden ayırt edersiniz dürüst olup olmadığını. Lakin artık top ondadır. Bizlerin güvendiğimiz için “enayi” addedilme riskimiz ortadan kalkmış, güvenin yıkılmasının sebebi net kötülüğün sorumluluğu olarak karşı tarafa geçmiş olur.

Bu çok basit yöntemi denerken insanlığımıza dair ümitvar bir damar yakaladığımı düşünüyorum. İnsanların yüzüne hiç sorulmamış güvenilir olup olmadığı. O akdin farkında bile olmadıkları için estiriyorlarmış sanki hayatta. Akit olmadan duyulan güveni sorumluluktan saymıyorlarmış: “Güvenmeseydi, bana mı sordu?” Ya da rutin sanmışlar güvenilmezliği ve hazır değillermiş bu soruya.

Alacağım karşılığı değiştirdi şu çok basit soru: “Sana güvenebilir miyim?”

“Tamam, boruları değiştirmemize gerek yok, basit bir işlemle açabilirim gideri”

“Peki, beş yüz dedim ama sana üç yüze olsun.”

“Olur, dört gün dedim ama muhtemelen yarına bitirmiş olurum.”

“Özür dilerim, biraz önce yalan söyledim ama niyetim kötü değildi.”

Gibi, gibi...

Her şeyin başı, önce kendimize, bileğimize, inadımıza, gerçekliğimize güven, gerisi karşı tarafla bir güven akdi.

Kolay değil, baştan inşa edeceğiz tarumar olmuş bir şeyi.

Ne kadar erken başlarsak o kadar iyi.

Yazıda ne kastettiğimi anlayacağınıza güveniyorum.

Size güvenebilir miyim?

Dayanışmaya çağrı!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Ayşen Şahin

Güven akdi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et