6 Temmuz 2026 00:04

Kemal Burkay’ın yazıp Arto Tunçboyacıyan’ın bestelediği ve Sezen Aksu’nun o müthiş yorumuyla seslendirdiği “Gülümse” şarkısındaki hepimizin hafızasında yer eden o mısrayı anımsarsınız; “İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.” Hüznü, yalnızlığı, kimsesizliği, “Bir kedim bile yok anlıyor musun?” sözcükleriyle anlatan o güzel şiir, “Belki kente bir film gelir, bir güzel orman olur anılarda, iklim değişir, Akdeniz olur, gülümse...” diye devam eder ve her şeye rağmen umutla biter.

Şiirin o büyülü dünyasından yaşamın gerçeklerine sert bir dönüş yapacak olursak; değişen iklim ne yazık ki insanların ve tüm canlıların yüzündeki gülümsemeyi söküp alıyor.

İklim durduk yere değişmiyor elbette. İklimi değiştirenler (kapitalistler, emperyalist devletler) insanın yüzündeki o gülümsemeye de düşmanlık ediyorlar. Her ne kadar bizde, yanlış bir özne seçiminden öte, alttan alta reformlarla-iyileştirmelerle, fosil yakıtları yasaklamakla vs. bu sistemin (kapitalizmin) ilelebet devam edeceğine olan inanç ya da başka bir dünyaya inançsızlıkla iklimi değiştirenlere sistemlerini de değiştirmeleri için yapılan “İklimi değil sistemi değiştir” çağrısının o cenahta hiçbir karşılığı yok! İklimi değiştirenler sistemi değiştirmeyecekler, sistemin değişmemesi için sonuna kadar direnecekler, çünkü bu sistemde dünya, onların refahının ilelebet sürmesi üzerine dönüyor. O yüzden iklimi değiştirenlerden sistemi değiştirmelerini dilenmek yerine iklimi değiştiren bu sistemi bir sülük gibi yapışıp, iliğini kuruttuğu ve yok oluşa sürüklediği gezegenimizden söküp atmak için direnmek, mücadele etmek zorundayız.

Avrupa’yı kavuran ısı kubbesi ve 20 bini aşkın ölüm

Yazın ortalarına geldiğimiz bu günlerde önümüze düşen haberler de raporlar da iklim değişikliğinin yüzümüzdeki gülümsemeyi biraz daha çekip aldığını ortaya koyuyor. Ülke olarak içinde yer aldığımız Akdeniz Havzası iklim değişikliğinin en yoğun hissedildiği yerlerin başında geliyor. Yazın başından itibaren hemen yanı başımızda yaşanan trajedilerle ve rekor sıcaklıklar iklim değişikliğini gerçeğini yüzümüze çarpıyor.

2026 yılının haziran ayında Avrupa’da yaşananlar, aslında gelecekte bizi neyin beklediğinin en net fragmanıydı. Kıtayı etkisi altına alan devasa bir yüksek basınç sistemi, yani “ısı kubbesi” sıcaklık rekorlarını altüst etti. Sadece 22-28 Haziran 2026 haftasında Avrupa genelinde aşırı sıcaklara bağlı olarak tam 20 bin 390 kişinin yaşamını kaybettiği kayıtlara geçti. Bu felakette en ağır bedeli 5 bin 210 ölümle Fransa öderken, onu sırasıyla Almanya, İspanya ve İtalya izledi. Daha öncesinde, mayıs ayında da normallerin 10 derece üzerine çıkan ani “ısı sıçramaları” yaşandı ve insanların bu duruma bedensel uyum sağlamasına fırsat tanımadan ölümlere yol açtı. Tüm bu veriler, gelişmiş kıtanın bile iklim krizine ne kadar hazırlıksız yakalandığını ve aşırı sıcakların nasıl sessiz bir katile dönüştüğünü kanıtlıyor.

Krizin merkez üssü: Can çekişen Akdeniz Havzası

Avrupa’daki bu ölümcül sıcakların asıl kalıcı yankısını “iklim değişikliğinin sıcak noktası” olarak tanımlanan Akdeniz Havzası’nda hissediyoruz. Hükümetler arası iklim değişikliği paneli (IPCC) ve Copernicus raporları, bu bölgedeki ısınma hızının küresel ortalamanın yüzde 20 üzerinde seyrettiğini açıkça ortaya koyuyor. Akdeniz’in yüzey sıcaklığı şimdiden sanayi öncesi dönemin 1.5 derece üzerine çıktı. Deniz suları ise 1980’lerden bu yana her on yılda ortalama 0.29 ile 0.44 derece gibi korkutucu bir hızla ısınıyor. Havza genelinde giderek sıklaşan su stresi ve kuraklık, sadece ekosistemleri değil, bölgede yaşayan milyonlarca insanın geleceğini doğrudan tehdit ediyor.

Türkiye sıcaklık rekoruna tanıklık

Ülkemiz de ne yazık ki bu karamsar tablonun tam merkezinde yer alıyor. Meteoroloji verilerine baktığımızda, 2025 yılının 15.1 derece ortalamayla son 55 yılın en sıcak beşinci yılı olarak kayıtlara geçtiğini görüyoruz. Aynı yıl Şırnak Silopi’de sıcaklık 50.5 dereceyi görerek tarihi bir rekor kırdı.

Geçen sene temmuz ayında, Çepeçevre Yaşam çekimleri için bulunduğumuz Eskişehir’in Mihalgazi ilçesi Alpagut köyünde, bir kahvehanede otururken karşımızdaki caminin duvarında bulunan dijital termometre de 51 dereceyi gördük. Eğer termometrede bir bozukluk yoksa aslında bu sayı Silopi’de ölçülen ve kayıtlara “Türkiye rekoru” olarak geçen 50.5 dereceden 0.5 derece daha yüksek! Yani biz aslında belki de bir rekora tanıklık etmiş olduk.

Geçen yıl yağışlarda da normale göre yüzde 27.6 oranında endişe verici bir azalma yaşandığının altını çizelim.

Türkiye’yi bekleyen zorlu sınav

Eğer gidişat böyle devam ederse, tarımdan ormanlarımıza kadar çok karanlık bir tablo bizi bekliyor. Su fakiri bir ülke olma yolunda hızla ilerliyoruz; kişi başına düşen kullanılabilir tatlı su miktarının gelecekte yıllık 1100 metreküp gibi ciddi stres sınırlarına inmesi öngörülüyor. Tarımda özellikle buğday, mısır, ayçiçeği gibi suya büyük ihtiyaç duyan hayati ürünlerde rekolte düşüşleri kaçınılmaz hale geliyor. Sadece 2021 yılında kuru şartlarda üretilen ürünlerde iklim anomalileri yüzünden yüzde 70’e varan rekolte kayıpları yaşandığını hatırlarsak, kapıdaki tehlikenin boyutu daha net anlaşılıyor.

İklimi değiştiren sistemi değiştirmek zorundayız

Diğer yandan, küresel ısınma nedeniyle yangın sezonları uzuyor, ormanlarımızdaki nem oranı düşerek bitki örtüsü adeta her an tutuşmaya hazır bir duruma dönüşüyor. Akdeniz ve Ege’deki orman yangınlarının sıklığı ve şiddeti giderek artarken, binlerce yıllık orman ekosistemleri yerini yavaş yavaş çorak alanlara bırakma riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Sayısal veriler ve yanı başımızda yaşadığımız can kayıpları bize doğanın alarm zillerini en yüksek sesle çaldığını söylüyor. Eğer iklim değişikliğine karşı çok acil, “radikal” ve somut adımlar atmazsak, “İklim değişir Akdeniz olur” dizesindeki o tatlı umut, yerini tamamen “İklim değişir Akdeniz ölür” hüznüne bırakacak.

Şiirlerdeki o güzel günleri temelli kaybetmemek için artık doğaya kulak verme zamanı çoktan geçiyor.

Özer Akdemir

İklim değişir Akdeniz ölür!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et