Sandras Dağı’ndaki mezar
Sandras (Çiçek Baba) Dağı’nın 1903 metre yükseğinde bulunan Kartal Gölü Denizli’nin Beyağaç ile Muğla’nın Köyceğiz ilçeleri arasında yer alır. Buzul çağından kalan göle Köyceğiz tarafından ya da Beyağaç yönünden sık kızılçam ormanlarının içinde yavaş yavaş yükselen, çoğu asfalt bir yolla çıkılır. Köyceğiz yönünden gelen yol dağın düz bir yerinde uzun ağaçlarla yapılmış bir kemerle çevrelenir. Bu kemeri geçtikten hemen sonra iki tabela karşılar sizi. “Beyağaç 18 km” yazılı tabelayı takip edip, bir iki kilometre sonra toprak bir yola saparsanız Topuklu Yaylası’na varırsınız. Kartal Gölü’nü gösteren yön tabelası ise kurşunlanmıştır! Gölün uzaklığını yazan rakama denk gelen bölgeye açılan kocaman bir delik göle kaç kilometre gideceğinizi bilmenize mani olur. Tabela üzerinde bırakılan bu ürpertici işareti yok sayıp asfalt yoldan sağa, doğuya doğru kıvrıldığınızda aracınızın tekerlerine acıklı şarkılar söyleten irili ufaklı taşları üzerinde ilerlersiniz. Toprak yol, yer yer tek aracın geçebileceği darlıkta olsa da yine de düzgün sayılabilecek bir yoldur. Bir süre sonra belki bin yaşında, kupkuru kalmış dallarını yanlara doğru açmış heyula gibi karşınıza dikilen karaçamlarla karşılaşırsınız. Bunlar tescilli anıt ağaçlardır. Kimisi bin küsür, kimisi, yüzlerle ifade edilen yaşlara sahip bu ağaçların olduğu bölge 1995 yılında Karaçam Anıt Ormanı olarak koruma altına alınmıştır. Yol boyunca bazıları tüm yeşilliklerinden, kabuğundan, yaprağından soyulmuş çırçıplak kalmış bu asırlık karaçam ağaçları size eşlik eder.
Yaprakları, dalları hâlâ yeşil olan, yamru yumru kalın gövdeli karaçam ağaçları ise tepelerin üzerinde esen rüzgarla saçlarını savuran bir kadın kafasına benzer. Başını hafif geri yaslamış, gözünü gökyüzüne çevirmiştir. Çiçek Baba (Sandras) Dağı’ndan doğru esen sert rüzgarların dalgalandırdığı saçları ile gururlu, asi bir Yörük kadını...
Zaman zaman küçük su sızıntılarının da üzerinden aktığı bu toprak yol, dağdan doğru akıp gelen parmak parmak küçük dereciklerle beslenen, etrafındaki iri sarı kayaların aksine yemyeşil bir halı serilmiş gibi görünen Kartal Gölü’ne hafif bir eğimle ulaştırır sizi. Dağın belinden şarkılar söyleyerek süzülen sular göle ulaşana kadar etrafını bir çiçek bahçesine, yemyeşil çimenliğe çevirir.
Kelimenin tam anlamıyla buz gibidir bu sular. Gölün batı tarafında yükselen dik kayaların arasından çıkar. Doruklara doğru temmuz ayının sonuna kadar kalan kar kümelerinin beslediği sular yer altında ilerledikten sonra etrafı yarpuz, yer kekiği, üç gül, karahindiba ve tıpkı onun gibi sarı sarı çiçekleri olan gazal boynuzu ile süslü pınarlardan kaynayarak çıkar yeryüzüne. Bu gözelerin çıktığı yerde parmaklarınızı 10 saniyeden fazla sokamazsınız bu sulara. O kadar soğuk ve berraktır. Etrafında, yanında yöresinde ne kadar çiçek varsa hepsinin kokusu sinmiş olan bu sulara, yer altından süzülüp gelirken geçtiği toprakların tadı da karışmıştır.
Yılkı atlarının, başıboş bırakılan inek ve boğaların yayıldığı geniş yeşil düzlüğün batı ve güney yamaçları dimdik iri bir kayalık, doğusu ise küçük bir kanalla gölün suyunun bir kısmının akıtıldığı başka yeşil bir düzlüğe bağlanır. Yüzlerce, hatta birlerce yıldır bu bölgede yaşayan insanların kutsal belledikleri gölün, en derin yeri 1.5 metreyi geçmeyen çamur tabanında adaklar için atılan sikkeler saklıdır. Göl tam da bu sikkeler nedeniyle, tıpkı geçen yıllarda hazine bulmak için boşaltılan Gümüşhane’deki 12 bin yıllık Dipsiz Göl gibi, 1950’li yıllarda, doğu yönünden açılan kanal genişletilerek neredeyse kurutuluyormuş. Bu akılsızca girişim zamanında müdahalelerle sonuçsuz kalmış neyse ki ama hâlâ gölün içerisinde, ayak bileklerinizi geçen çamurların dibinde, sikke, hayal gücü daha çok çalışanlar için hazine arayanlara rastlamak mümkün.
En irisi 10 santim kadar gelen çay balıklarının yaşadığı göle birkaç yıl önce atılan sazanlar 2-3 metre iriliğine ulaşınca, çay balıkları çareyi dağın yamacından kaynayıp 10-20 cm derinliğinde, en fazla yarım metre genişliğinde, birkaç farklı yerden göle doğru akan kalanların içindeki sulara atmakta bulmuşlar kendilerini. Zamanla bu balıkların bazıları, küçük şelaleler oluşturan daracık kanallarda suların akış yönünün tersine yüzerek, gölden 25-30 metre yükseklikte bulunan suyun gözelerine kadar çıkmış.
Genelde nisan-mayıs sonları ile eylül, ekim ayına kadar birkaç kampçı ve keçi çobanı dışında sessiz sakin olan gölün, kurbağa, rüzgar ve kuş sesleri ile dolu sessizliği yazın sonlarında binlerce insan tarafından bozulur. Sandras Dağı’nın eteklerinde, Aydın, Muğla, Denizli’nin köylerinde, yaylalarında, ovalarında yaşayan binlerce Yörük 700 yılı aşkın bir süredir ağustos ayının son çarşambası Kartal Gölü’ne gelir. Gölün küçük yeşil düzlüğünde, etrafındaki kayaların arasından, yamaçlardan, saçlarını rüzgarlara savurmuş gibi dimdik duran karaçamların altından, pınar gözelerinin yanı başında, toprak yolun etrafında çatılan ocaklardan ateşler yükselir. Binlerce yıldızın ve ağır ağır gezen uyduların görülebildiği gökyüzüne yeryüzünde yakılan bu ateşlerin parıltıları karışır. Gece boyunca yanan alevlerin etrafında sabahı bekleyen kadın, erkek, genç yaşlı binlerce Yörük şafakla birlikte, güneşin kızıllığı gölün doğusundaki karaçamların arasından ışıyınca, bugün kırmızı beyaz çizgilerle işaretlenmiş patika bir yoldan sarp kayalığı tırmanır. Kayalığın üstü düz, ancak iri taşlarla doludur. 700 yılı aşkın bir zamandır, senenin aynı günü bu yolu yürüyen Yörüklerin ayak izlerini taşıyan bu kadim patika, batı yönündeki yüksek kayaların dibinden güneye doğru devam eder. Kuru bir dere yatağının ardından, dağın belinden yine şırıl şırıl su sesleri duyulur. Kayaların altında kimisi incecik bir sızıntı, kimisi bilek kalınlığında çıkan bu suların etrafı hemen yeşillenir. Aşağıda, birkaç yaşlı karaçam ağacına doğru akan bu sular, ileride birleşerek derelere, nehirlere dönüşür. Sandras Dağı, Köyceğiz, Namnam, Yuvarlakçay, Çamlıçay ve Kargıcak gibi gürül gürül akan derelerin sularını saklar koynunda.
Kartal Gölü’nden zahmetli, inişli çıkışlı, taşlı topraklı ama tam ortasında, buz gibi kaynak sularının yeşerttiği çayır çimenlerle bir mola yerinin bulunduğu bu dört kilometrelik yürüyüş Çiçek Baba Eren mezarında son bulur. Mezarın bulunduğu düzlüğün etrafı, ağustos ayının son perşembesi, Kartal Gölü, Köyceğiz, Aydın elleri ve Denizli tarafındaki patikalardan, toprak yollardan akın akın gelen Yörüklerle dolar. Dağın eteklerinden zirvesine kadar çıkan toprak yol bu zahmetli yürüyüşe katılamayan yaşlıları, çocukları, engellileri otomobiller, minibüsler, kamyon kasaları ile Eren mezarına kadar taşır.
Çiçek Baba Eren mezarı 25-30 metre uzunluğunda yaklaşık 2 metre enindeki irili ufaklı taşlarla çevrelenmiştir. Dikili taşların her yerine adaklık için bağlanan yaşmaklar, dolamalar, türlü renklerde ince kalın kumaşlar bağlanır. Rivayete göre Horasan erenlerinden olan Çiçek Baba mezar alanı aslında binlerce yıl öncesinden, Şaman inancından gelen bir ritüelin zamanla değişmesinin de sessiz tanığıdır. Geçmişte, Sandras Dağı’nın zirvesinde Gök Tengri’ye edilen dualar, adanan adaklar günümüzde farklı dillerde edilen dualara dönüşmüştür.
Dağın tepesinde, tek bir ağacın bile bulunmadığı bu düzlükte yüzlerce yıldır iri taşlarla çevrili olan ocaklar sabahın er saatinden itibaren yanmaya başlar. Keçisini, oğlağını sırtlayan Çiçek Baba mezarının başında kurbanını keser, duasını eder. Ardından, bu ocaklarda yanan iri kütüklerin közlerine kebaplar sürülür. Düzlüğün tam orta yerine yüzlerce kişinin aynı anda yiyip içebileceği bir sofra kurulur. Kebaplar yufka ekmeklere, soğan salatalarına, tuzlu yayık ayranlara katık edilerek hep birlikte yenilir.
Temmuz ayının ortasında, Kartal Gölü’ndeki kamp alanımızdan yürüdüğümüz bu dört kilometrelik zahmetli yolculuktan sonra ulaştık Çiçek Baba Eren mezarına. Tam öğle saatlerinde, güneşin en yakıcı zamanında yaptığımız bu yolculuk boyunca, bulutlar Eren Baba’nın bize bir lütfu gibi güneşi gölgeledi. Mezar alanına yaklaştığımızda önce köpek sesleri, ardından Sandras Dağı’nın son keçi çobanlarından Hüseyin Çoban karşıladı bizleri. Hüseyin Çoban’ın Eren Baba mezarı, Sandras Dağı, yanmış gösterilen çam ormanı ve maden aramaları ile ilgili anlattıklarını haftaya yazalım.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et