Salah sonrası Trabzonspor neye dönüşecek?
Mohamed Salah’ın Trabzonspor’a gelişi, Türk futbolunun son yıllardaki en büyük transfer olaylarından biri. Avrupa futbolunda çok büyük bir karşılığı olan, Premier Lig’de son on yıla damgasını vurmuş, sahadaki üretimi kadar küresel şöhretiyle de güçlü bir isim artık Trabzonspor forması giyecek.
Bu, aynı zamanda Trabzonspor’un bundan sonra kendisini nasıl tarif edeceğiyle ilgili bir karar; sportif, ekonomik ve kültürel sonuçları aynı anda olacak bir yön değişikliği ihtimâli taşıyor. Esas soru da burada başlıyor: Trabzonspor, Salah’ı kendi modelinin içine mi yerleştirecek, yoksa kulübün modeli Salah’ın etrafında mı değişecek?
Doğru modelin en parlak kanıtı
Trabzonspor son dönemde İstanbul kulüplerinin harcama gücünü taklit etmek yerine, daha hareketli ve akıllı bir transfer düzeni kurmaya çalışıyordu. Genç, gelişime açık ve yeniden satış ihtimâli bulunan oyunculara yöneliyor; onları süre, rekabet ve görünürlük üzerinden değerli hâle getiriyordu.
Bu model Trabzonspor’u küçülten bir model değildi. Tersine, onu kendi imkânlarıyla büyüten ve rakiplerinden farklılaştıran bir yoldu. Bir kulübün büyük olması, her zaman en pahalı oyuncuyu alması anlamına gelmez. Asıl maharet, piyasanın herkes tarafından görülen yıldızına para yetiştirmekten çok, henüz herkesin görmediği oyuncuyu bulabilmekte ortaya çıkar. İstanbul kulüpleri daha geniş sponsorluk ağları, daha büyük ticarî pazarlar ve daha yüksek gelir beklentileriyle hareket edebilir. Trabzonspor ise aynı yarışa aynı araçlarla girdiğinde, daha başlangıçta geriden başlar. Bu yüzden bordo-mavililerin avantajı para bolluğu değil; seçicilik, cesaret, oyuncu geliştirme gücü ve futbol aklı olabilir.
Trabzonspor’un tarihsel ağırlığı da bu farktan doğuyor. Kulübün Türk futbolundaki yeri, merkezin imkânlarını kopyalayarak kurulmadı. Trabzonspor, İstanbul’un ekonomik ve kültürel üstünlüğüne başka bir futbol düzeniyle karşı çıktı. Kendi bölgesinden oyuncu çıkardı, güçlü bir yerel aidiyet yarattı, daha dar kaynaklarla dirençli takımlar kurdu. Bu nedenle üretmek ve keşfetmek Trabzonspor için basit bir finans politikası değil. Kulübün kimliğiyle, hafızasıyla ve Türk futbolundaki tarihsel rolüyle ilgili. İstanbul kulüplerini onların kurduğu ekonomik oyunda yenmeye çalışmak, Trabzonspor’u rakiplerine yaklaştırmaz; bilakis onu kendi güçlü yanlarından uzaklaştırır.
Transferin görünmeyen bedeli
Salah’ın çok büyük bir kariyere sahip olduğu tartışmasız. 34 yaşında olmasına rağmen hâlâ Süper Lig’de hâlâ yüksek skor üretebilir, ligin seviyesini aşan anlar yaratabilir ve Trabzonspor’a bazı maçları tek başına kazandırabilir. Sorun, bir oyuncunun bireysel değerinden çok, bu yatırımın kulübün toplam yapısı içindeki oranı. Bir futbolcu takımın ücret bütçesinde devasa bir alan kapladığında, kulüp onun etrafında karar almaya başlar. Antrenör oyuncuyu dinlendirmekte zorlanır, yönetim başka bölgelerde tasarrufa yönelir, takım arkadaşlarının sözleşme talepleri yükselir ve her kötü sonuçta bütün oyun tek bir ismin performansına bağlanır.
Yıldız transferler kulübe geldikleri gün değil, sonraki sözleşme görüşmelerinde gerçek mâliyetlerini gösterir. Salah’ın kazandığı ücret, takım içindeki diğer oyuncular için yeni bir ölçüye dönüşecek. Elbette hiçbiri Salah kadar kazanmayı talep edemez; fakat artık kulübün ödeme kapasitesinin sanılandan yüksek olduğu düşünülecek. Menajerler pazarlığa bu bilgiyle oturacak. Yeni transfer adayları da Trabzonspor’u artık farklı bir maaş kategorisinde değerlendirmeye başlayacak. Bir kez bozulan ücret skalasını eski seviyesine indirmek kolay değildir. Böylece iki yıllık bir sözleşme, etkisini beş-altı yıl sürdüren bir ekonomik alışkanlık yaratabilir.
Bu transferin görünmeyen başka bir bedeli de fırsat mâliyeti. Salah’a ayrılan kaynak, üç ya da dört genç oyuncuya, daha geniş bir gözlem ağına, özkaynak yatırımlarına veya kadronun eksik bölgelerine yöneltilebilirdi. Nitekim Trabzonspor’un son yıllarda yaptığı doğru işlerin özü, tek bir büyük sonuca bütün kaynakları bağlamamak; birden fazla oyuncudan sportif ve ekonomik değer üretebilmekti.
İstanbul’la aynı yarışa girmenin tehlikesi
Trabzonspor taraftarının şampiyonluk istemesi son derece doğal. Kulüp, tarihini sadece iyi oyuncu yetiştirmekle değil, şampiyonluklarla da kurdu. Bu nedenle “Trabzonspor yarışmamalı, oyuncu satmakla yetinmeli” şeklindeki bir yaklaşım hem yanlış hem küçümseyici olur. Tartışılması gereken şey hedefin büyüklüğü değil, hedefe giden yolun niteliği. Trabzonspor şampiyonluk istemekten elbette vazgeçmemeli; fakat şampiyonluğu İstanbul kulüplerinden daha fazla para harcama yarışına da dönüştürmemeli.
Çünkü bu yarış eşit koşullarda yapılmıyor. İstanbul kulüpleri çok daha geniş bir nüfus, medya alanı, sponsorluk çevresi ve ticarî hareketlilik içinde yaşıyor. Üstelik onların yanlış transferleri de çoğu zaman yeni gelir kaynakları, sermaye müdahaleleri veya daha büyük taraftar ekonomileri tarafından ertelenebiliyor. Trabzonspor’un aynı ölçekte yaptığı hata ise doğrudan kadro kalitesine ve gelecek sezonların bütçesine yansıyabilir. Rakiplerin kaldırabildiği bir yanlış sözleşme, Trabzonspor için uzun yılları kilitleyen bir yüke dönüşebilir.
Salah transferi bu nedenle tek başına değerlendirilmemeli. Asıl tehlike, transferin kulüpte yaratacağı yeni arzu. Bir dünya yıldızını getiren yönetim, bundan sonra daha sıradan isimleri taraftara anlatmakta zorlanabilir. Taraftarın beklenti eşiği yükseldiği için, transfer dönemi bir keşif ve kadro planlama süreci olmaktan çıkarak isimler üzerinden yürüyen bir gösteriye dönüşebilir. Salah’ın ardından ikinci, üçüncü büyük isim talep edilmeye başlanabilir. İlk yıldız istisna olarak alınmışken, kısa sürede yeni standarda dönüşebilir.
Futbol kulüplerinin mâlî çöküşü çoğu zaman tek bir büyük transferle başlamaz. O transferin yarattığı kültürel değişimle başlar. Yönetimler başarıyı iyi takım kurmakla değil, gündemi ele geçirmekle ölçmeye başlar. Taraftar, tanımadığı genç oyuncuya sabır göstermek yerine yeni bir ünlü isim bekler. Teknik heyet, uzun vadeli gelişim planı yerine kısa vadeli sonuç baskısına teslim olur. Kulüp, oyuncu üreten ve değer yaratan bir yapı olmaktan çıkıp şöhret tüketen bir organizasyona dönüşür. Bu yüzden Salah’ın Trabzonspor’a vereceği en büyük zarar, kulübü kendi aklından şüphe ettirmesi olabilir.
Hibrit model mümkün mü?
Yine de bu transferin kaçınılmaz biçimde yanlış sonuçlanacağını söylemek kolaycılık olur. Salah, Trabzonspor’a saha içinde büyük katkı verebilir. Avrupa kupalarında kulübün görünürlüğünü artırabilir, genç oyuncular için güçlü bir öğrenme ortamı yaratabilir ve uluslararası ilgiyi Trabzon’a çevirebilir. Trabzonspor geçen sezon ligi üçüncü bitirdi ve Avrupa Ligi play-off turuna katılacak. Böyle bir dönemde Salah’ın gelişi, kulübün sportif iddiasını ve dış dünyadaki çekim gücünü artırabilir.
Üstelik Trabzonspor’un genç oyuncu yatırımından tamamen vazgeçtiğine dair kesin bir işaret de yok. Yönetim gelişim ve yeniden satış ihtimâli bulunan oyunculara hâlâ ciddi kaynak ayırmayı sürdürüyor. Salah transferi, doğru sınırlar içinde tutulursa, mevcut modelin reddi değil; ona eklenen yüksek profilli bir istisna da olabilir.
Fakat hibrit model kendiliğinden kurulmaz. Bunun için Salah’ın finansmanının ana futbol bütçesinden ne kadar karşılandığı açık biçimde görülmeli; sponsorluk ve ticari gelir beklentileri gerçekçi hesaplanmalı; genç oyuncu yatırımları azaltılmamalı; maaş skalasının geri kalanı korunmalı ve teknik kararlar tek bir yıldızın şöhretine teslim edilmemeli. Salah, takımın en değerli oyuncusu olabilir ama kulübün bütün kararlarının merkezi hâline gelmemeli. Bir yıldızın tecrübesinden yararlanmak başka, bütün kurumu onun etrafında yeniden biçimlendirmek başka.
Saha içindeki denge de aynı ölçüde önemli olacak. Trabzonspor, Salah’a hücumda serbestlik tanırken takımın geri kalanını onun yükünü taşıyan bir yapıya dönüştürürse, genç oyuncuların gelişim alanı daralabilir. Futbolcular kendi kararlarını vermek yerine sürekli topu yıldız isme ulaştırmaya çalışan yardımcı parçalara dönüşebilir. Buna karşılık Salah, oyunu tekeline almadan kalite ekler, gençlerin sorumluluklarını azaltmak yerine doğru karar almalarını kolaylaştırırsa transferin sportif etkisi çok daha sağlıklı olur.
Bir yıldızın genç oyunculara örnek olacağı düşüncesi de kendiliğinden doğru kabul edilmemeli. Tecrübe, aynı takımda bulunmakla otomatik olarak aktarılmaz. Salah’ın antrenman disiplini, profesyonelliği ve büyük maç alışkanlığı gençlere değerli şeyler öğretebilir. Fakat bunun gerçekleşmesi için kulübün genç futbolcuları sahada tutması, onlara sorumluluk vermesi ve hata yapma hakkı tanıması gerekir. Salah geldikten sonra bütün sabır kısa vadeli başarı uğruna terk edilirse, gençler onun yanında gelişmez; onun arkasında kaybolur.
Transferin ticarî getirisi konusunda da ölçülü olmak gerekiyor. Forma satışları, sponsorluk anlaşmaları, uluslararası görünürlük ve sosyal medya ilgisi kulübe yeni kapılar açabilir. Fakat yıldız transferlerinin kendilerini tamamen finanse ettiği düşüncesi çoğu durumda fazla iyimserdir. Forma satışından elde edilen gelirin tamamı kulübe kalmaz; üretim, dağıtım, vergi ve lisans payları vardır. Sponsorluk ilgisi de ilk zamanlardaki heyecan kadar kalıcı olmayabilir. Bu yüzden ticarî başarı, Salah’ın adını taşıyan formaların sayısından çok, kulübün bu ilgiyi uzun vadeli kurumsal ilişkilere dönüştürüp dönüştüremeyeceğiyle ölçülmeli.
Kısacası, Trabzonspor’un İstanbul kulüplerini geçmesinin yolu onlardan daha çok harcamak değil. Onlardan daha doğru görmek, daha erken davranmak, daha iyi geliştirmek ve daha tutarlı bir takım kurmak. Salah bu yola ışık tutabilir; fakat ışığı fazla büyürse yolun kendisini görünmez hâle de getirebilir. Trabzonspor’un önündeki asıl sınav, takıma bir dünya yıldızını getirmek değildi. Şimdi başlayacak sınav, o yıldızın ağırlığı altında kendi kimliğini ve futbol aklını koruyabilmek olacak.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et