Beşiktaş’ın en önemli transferi Italiano
Beşiktaş için harika bir Avrupa akşamıydı. Üstelik sezonun ilk resmî maçında, henüz takımın fiziksel seviyesinin ve oyun alışkanlıklarının tam olarak oturmasının beklenmediği bir dönemde geldi bu performans. Midtjylland gibi ne oynadığını bilen, fiziksel gücü yüksek, Avrupa kupalarının ön eleme şartlarına fazlasıyla alışkın bir rakip karşısında alınan sonuç kadar sahada görülen düzen de değerliydi. Beşiktaş uzun bir aradan sonra maçı tesadüflerin, bireysel parlamaların ya da rakibin hatalarının yardımıyla değil, belirli bir futbol fikrine dayanarak kazandı.
Takımın ilk 11’inde geçen sezondan farklı üç oyuncu vardı. Buna rağmen sahadaki Beşiktaş, birkaç ay önce izlenen takımla neredeyse hiçbir ortak özellik taşımıyordu. Aynı futbolcular daha erken hareket ediyor, birbirlerine daha yakın oynuyor, topu aldıklarında ne yapacaklarını daha hızlı belirliyorlardı. Savunma ile hücum hattı arasındaki mesafe kısalmış, hücum oyuncularının topsuz koşuları artmış, takım top kaybından sonra dağılmak yerine birlikte tepki vermeye başlamıştı.
Bu görüntü, futbolun sürekli transfer konuşulan dünyasında kolayca gözden kaçırılan bir gerçeği yeniden hatırlattı: Kadronun değişmesi ile takımın değişmesi aynı şey değildir. Bir kulüp çok sayıda oyuncu alıp yine eski sorunları yaşamaya devam edebilir. Buna karşılık doğru çalışan bir antrenör, birkaç dokunuşla tanıdık futbolculardan tanınmaz bir takım çıkarabilir.
Aynı oyuncular, başka bir takım
Beklentilerin en yüksek olduğu oyunculardan bile yeterli katkının alınamadığı bir takımdan, en çok burun kıvrılan oyuncuların dahi verimli olabildiği bir takıma dönüşmeye çalışıyor Beşiktaş. Midtjylland karşılaşmasının asıl önemi burada yatıyordu. Geçen sezon performansı tartışılan, gönderilmesi istenen ya da büyük maçlar için yetersiz görülen futbolcuların önemli bir kısmı, doğru tanımlanmış görevler içinde işe yarayabileceklerini gösterdi.
Bir futbolcunun kötü görünmesi her zaman onun kötü bir futbolcu olduğu anlamına gelmez. Oyuncu, kendisinden ne istendiğini anlayamadığı bir düzende gecikir. Pas seçeneği bulamaz, topu gereğinden fazla ayağında tutar, savunmada geniş alanları tek başına kapatmaya çalışır. Takım arkadaşlarıyla arasındaki bağlantı koptukça bireysel hataları artar. Bir süre sonra tribünlerin ve kamuoyunun gözünde bütün problemin kaynağına dönüşür.
Oysa iyi bir organizasyon, futbolcunun karar yükünü azaltır. Oyuncu top kendisine gelmeden önce çevresinde hangi seçeneklerin oluşacağını bilir. Baskıya çıktığında arkasında bir takım arkadaşının bulunacağından emin olur. Koşusunun karşılığını alacağını düşündüğü için hareket etmekten vazgeçmez. Bu güven, futbolcuyu daha hızlı, daha dirençli ve daha cesur gösterir.
Beşiktaş’ın geçen sezonlardaki kadroları sürekli olarak kendi zayıflıklarıyla yüzleşmek zorunda kaldı. Oyuncular geniş alanlarda yalnız bırakıldı, hücumlar birbirinden kopuk bireysel girişimlere dönüştü, top kayıplarının ardından takım boyu uzadı. Bu şartlarda üst düzey futbolcular sıradanlaştı, yeteneği sınırlı oyuncular ise olduğundan çok daha yetersiz göründü. Midtjylland karşısında değişen ilk şey futbolcuların yetenek seviyesi değildi. Değişen, yeteneklerini kullanabilecekleri ortam oldu.
Bu nedenle karşılaşma, kadroyla ilgili bütün tartışmaları yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Elbette Beşiktaş’ın transfere ihtiyacı var. Daha güçlü, daha hızlı ve daha yaratıcı oyuncular takımı ileriye taşır. Fakat bir futbolcuyu değerli kılan şey, adının büyüklüğü kadar içine yerleştirildiği yapıdır. Yapı zayıfsa yıldız oyuncu da kısa sürede etkisizleşir. Yapı güçlüyse sınırlı görülen bir futbolcu bile belirli bir görevi yüksek verimle yerine getirebilir.
Oyuncu öğüten futboldan oyuncu geliştiren futbola
Bir takımın güçlü bir oyunu yoksa sürekli oyuncu öğütür ve çaresizce transferden medet umar. Beşiktaş’ın son yıllarında yaşadığı döngünün özeti buydu. Her kötü sonuçtan sonra yeni bir mevki ihtiyacı ortaya çıktı. Bir hafta stoperlerin, ertesi hafta orta sahanın, ardından kanatların yetersiz olduğu konuşuldu. Sezon sonunda elde kalan ise değer kaybetmiş oyuncular, şişmiş bir maaş bütçesi ve yeniden kurulması gerektiğine inanılan bir kadro oldu.
Kulüplerin transfer ihtiyacı hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmaz. Futbolcular yaşlanır, ayrılır, sakatlanır veya takımın hedefleri büyür. Sorun, transferin gelişimin önüne geçirilmesidir. Her problem yeni bir oyuncuyla çözülmeye çalışıldığında antrenman ikinci plana düşer. Antrenörün görevi, hazır futbolcuları doğru mevkilere dizmekten ibaret görülmeye başlanır. Kadronun kusurları her başarısızlığın bahanesine dönüşür.
Oysa antrenörlük, kusursuz malzemeyi bekleme mesleği değildir. Eksikleri belirlemek, oyuncuların güçlü taraflarını bir araya getirmek ve takımın toplam değerini bireysel değerlerin üzerine çıkarmak gerekir. Bir antrenörü önemli kılan, istediği bütün oyuncular kendisine verildiğinde kurduğu takım değil, elindeki kadroyla meydana getirdiği değişimdir.
Vincenzo Italiano’nun Beşiktaş’taki ilk resmî maçında verdiği mesaj bu yüzden kıymetliydi. “Benim antrenmanıma güvenebilirsiniz” dedi. Bunu basın toplantısında kurulmuş iddialı bir sözle değil, sahadaki mesafelerle, koşularla ve pas bağlantılarıyla gösterdi. Oyuncuların maç içindeki davranışları, haftalar boyunca belirli tekrarların yapıldığını hissettirdi.
İyi antrenman, yalnızca futbolcuları fiziksel açıdan hazırlamaz. Takımın ortak dilini kurar. Oyuncuların aynı pozisyonu benzer biçimde okumasını sağlar. Bir futbolcunun hareketi, diğerinin ne yapacağını belirginleştirir. Böylece takım, on bir ayrı karar vericinin oluşturduğu kalabalıktan çıkar ve birbirinin niyetini anlayan bir bütüne dönüşür.
Midtjylland karşısındaki Beşiktaş kusursuz değildi. Sezonun bu aşamasında kusursuzluk beklemek de gerçekçi olmazdı. Fakat takımın hataları bile belirli bir planın uygulanması sırasında yapıldı. Bu önemli bir ayrımdır. Plansız takımda hata, oyuncunun ne yapacağını bilememesinden doğar. Planlı takımda ise doğru fikrin uygulama kalitesindeki eksiklikten kaynaklanır. İkinci tür hata çalışmayla azalır. Birincisi ise her maç yeniden ortaya çıkar.
Tarif edilebilir bir oyun
Beşiktaş’ın sahadaki oyunu tarif edilebiliyordu. Takım topa sahip olduğunda oyuncuların yerleşimi rastgele değildi. Pası veren futbolcu oyundan çıkmıyor, yeni bir açı yaratmak için hareket ediyordu. Hücumcular aynı çizgi üzerinde beklemek yerine farklı yüksekliklere yerleşiyor, rakibin savunma yapısını bozacak koşular yapıyordu. Top kaybedildiğinde geriye doğru kontrolsüz bir kaçış başlamıyor, kaybın yaşandığı bölge çevresinde baskı kuruluyordu.
Tarif edilebilir oyun, her pozisyonun önceden yazıldığı mekanik bir futbol anlamına gelmez. Tam tersine, oyuncuların özgürlüklerini kullanabilecekleri sağlam bir zemin yaratır. Futbolcu nerede risk alabileceğini, hangi bölgede top kaybetmemesi gerektiğini ve takım arkadaşlarının ona nasıl karşılık vereceğini bildiğinde yeteneğini daha rahat ortaya koyar.
Geçen sezon Beşiktaş’ın hücumlarında topu alan oyuncu, çoğu pozisyonda tek başına çözüm üretmek zorunda kalıyordu. Bire bir geçmesi, uzak mesafeden şut çekmesi veya zor bir pasla savunmayı aşması bekleniyordu. Bu nedenle takımın hücum gücü, futbolcuların o günkü bireysel formuna bağlı hâle gelmişti. Birkaç oyuncu iyi günündeyse Beşiktaş tehdit oluşturuyor, onlar durdurulduğunda takım da duruyordu.
Midtjylland karşısında hücumun sorumluluğu daha geniş bir gruba dağıldı. Topun ilerlemesi bir futbolcunun olağanüstü hareketine bağlı kalmadı. Pas istasyonları çoğaldı, koşular birbirini tamamladı ve rakibin savunma hattı farklı yönlere çekildi. Bu düzen, oyuncuların kalitesini gizlemek yerine görünür kıldı.
Takım savunmasında da benzer bir değişim vardı. Hücum oyuncuları rakibin ilk pasını yönlendirdi, orta saha alanı daralttı, savunma hattı da bu baskıya uygun biçimde öne çıktı. Rakip her baskıyı kırdığında tehlike yaratabilir; bu oyun anlayışının doğal riski budur. Ancak risk ile başıboşluk aynı şey değildir. Beşiktaş, risklerini hangi amaç uğruna aldığını bilen bir takım görüntüsü verdi.
Transferin değerini belirleyen oyun
Beşiktaş’ın bundan sonra yapacağı transferler de bu oyun üzerinden değerlendirilmeli. Bir futbolcunun ne kadar tanınmış olduğu, geçmişte hangi kulüplerde oynadığı veya sosyal medyada nasıl karşılandığı tek başına anlam taşımaz. Yeni gelecek oyuncuların isimleri değil, Italiano’nun kurmaya çalıştığı tempoya, baskı düzenine ve topsuz hareketliliğe ne kadar uyum sağlayacağı önemli.
Büyük isimlerle taraftarı heyecanlandırmak kolaydır. Zor olan, alınan futbolcunun takımın mevcut yönünü güçlendirmesidir. Yanlış profil, yüksek kalitesine rağmen düzeni yavaşlatabilir. Doğru profil ise daha mütevazı bir kariyerden gelip takımın ihtiyaç duyduğu bağlantıyı kurabilir. Transfer başarısı, futbolcunun piyasa değerinden çok takım içindeki işleviyle ölçülür.
Bu noktada Italiano’nun varlığı Beşiktaş yönetimi için önemli bir imkân sunuyor. Antrenör ne istediğini açık biçimde anlatabiliyorsa transfer departmanının işi de kolaylaşır. Kulüp, her mevkide en popüler oyuncunun peşine düşmek yerine oyunun belirli ihtiyaçlarını karşılayacak profillere yönelebilir. Böyle bir yaklaşım mâliyetleri azaltır ve kadro planlamasını tutarlı hâle getirir.
Yine de ilk maçın coşkusuyla bütün sorunların çözüldüğünü düşünmemek gerekir. Sezon ilerledikçe rakipler Beşiktaş’ın oyununu daha ayrıntılı inceleyecek, baskıyı aşmanın yollarını arayacak ve takımın zayıf bölgelerini hedefleyecektir. Avrupa ile lig arasındaki tempo farkı, yoğun maç takvimi ve sakatlıklar yeni sınavlar çıkaracaktır. Italiano’nun gerçek başarısı, ilk planının işlemesi kadar bu plan tıkandığında üreteceği cevaplarla belirlenecek.
Ancak gelişimin başlayabilmesi için önce güvenilecek bir temel gerekir. Midtjylland karşılaşması bu temelin var olabileceğini gösterdi. Beşiktaş uzun süredir ilk kez, kötü oynadığında bile nereye dönmesi gerektiğini bilen bir takım olma ihtimâlini hissettirdi.
Antrenöre yeniden alan açmak
Futbolun giderek transfer dedikoduları, bonservis bedelleri ve oyuncu isimleri üzerinden konuşulması, antrenörlüğün esasını gölgede bıraktı. Takımın bütün problemlerinin kadro kalitesinden kaynaklandığına inanıldığında antrenörün sorumluluğu da azalıyor. İyi sonuç geldiğinde oyuncular kazanıyor, kötü sonuç geldiğinde yeni transfer listeleri hazırlanıyor.
Oysa futbol antrenörünün görevi, elindeki oyuncuları bir araya getirip sahaya sürmek değildir. Futbolcuyu geliştirmek, takımın davranışlarını değiştirmek, ortak bir ritim kurmak ve mevcut kadronun sınırlarını genişletmek zorundadır. Bu mesleğin yaratıcılığı da burada ortaya çıkar. Herkesin yetersiz bulduğu malzemeden güçlü bir yapı çıkarabilmek, hazır bir yıldız topluluğunu yönetmekten çok daha öğretici bir başarıdır.
Italiano ilk maçında Beşiktaş’a tamamlanmış bir takım sunmadı. Daha değerli bir şey yaptı: Takımın hangi yöne gidebileceğini gösterdi. Oyuncuların gelişebileceğine, birlikte hareket etmeyi öğrenebileceğine ve iyi çalışmanın kadronun görüntüsünü değiştirebileceğine dair güçlü bir işaret verdi.
Şimdi önemli olan bu işaretin kısa süreli bir heyecana dönüşmemesi. Her geçen maç oyunun üzerine yeni bir parça eklenmeli. Baskının zamanlaması gelişmeli, topa sahip olunan bölümlerde sabır artmalı, hücum çeşitliliği çoğalmalı ve takım farklı maç senaryolarına hazırlanmalı. Gelişim düz bir çizgi hâlinde ilerlemeyecektir. Kötü sonuçlar gelecek, oyuncular hata yapacak, kurulan düzen dönem dönem aksayacaktır. Fakat takım doğru yönde çalışıyorsa bu dalgalanmalar yeni bir başlangıç arayışına yol açmamalı.
Beşiktaş’ın uzun süredir ihtiyacı olan şey, her yenilgiden sonra sil baştan yapılacak bir kadro değil, sürdürülebilecek bir futbol fikriydi. Midtjylland maçı, bu fikrin ilk ciddi görüntüsünü sundu.
Elbette daha iyi oyuncular talep edilebilir. Beşiktaş’ın hedefleri düşünüldüğünde edilmelidir de. Fakat esas talep daha iyi oyun olmalıdır. Çünkü iyi oyuncu, kötü düzenin içinde kısa sürede sıradanlaşabilir. İyi oyun ise futbolcuyu korur, geliştirir ve değerli hâle getirir.
Vincenzo Italiano daha ilk maçında Beşiktaş’ın iyi bir futbol antrenörüne sahip olduğunu gösterdi. Sezonun devamında ondan beklenecek şey büyük sözler veya mucizeler değil. Her antrenmanda takımı biraz daha ileri götürmesi, oyunculara yeni alışkanlıklar kazandırması ve Beşiktaş’ı yeniden sahada tanınabilir bir takım hâline getirmesi.
Midtjylland karşısında atılan en önemli adım buydu. Beşiktaş uzun süre sonra çözümü yeni isimlerin gelişinde değil, birlikte daha iyi oynamanın içinde aramaya başladı.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et