31 Temmuz 2026 12:40

Henüz yolun başında, ama artık yolda

Bir futbol takımının sezona nasıl başladığı, bütün sezon boyunca nasıl devam edeceğini göstermez. Temmuz ve ağustos aylarında oynanan Avrupa elemeleri bu açıdan yanıltıcıdır. Takımlar henüz tamamlanmamıştır, oyuncular fiziksel olarak aynı seviyede değildir, özellikle yeni antrenörlerin fikirleri sahaya ancak parçalar hâlinde yansır. Buna rağmen bazı karşılaşmalar vardır ki skorun ve turun ötesine geçerek bir takımın hangi yöne doğru yürüdüğünü gösterir. Beşiktaş’ın Midtjylland karşısında aldığı sonuç da böyle bir anlam taşıyor.

Beşiktaş, iki maçın sonunda güçlü bir rakibi saf dışı bırakmakla kalmadı. Yeni sezonun başında kendisini sınayan ilk ciddi soruya doğru bir cevap verdi. Henüz kadrosu tamamlanmamış, oyun düzeni yerleşmemiş ve bazı mevkilerde belirgin eksikleri bulunan bir takım için bu cevap küçümsenmemeli. Çünkü Midtjylland turu, Beşiktaş’ın hazır bir takım olduğunu değil, hazırlanırken dahi ayakta kalabildiğini gösterdi.

Bu ikisi arasında önemli bir fark var. Hazır bir takımın kazanması olağandır. İnşa hâlindeki bir takımın, kendi kusurlarına rağmen sert bir rakibi iki maçta da yenmesi ise geleceğe dair daha güçlü bir işaret taşır.

Korkunun el değiştirdiği gece

Midtjylland, Beşiktaş’a kendi alıştığı futbolu oynatmak istemedi. Maçı hızlandırdı, fiziksel teması artırdı, uzun toplarla topu havaya kaldırdı ve karşılaşmanın düzenli bir pas trafiğine dönüşmesini engellemeye çalıştı. Özellikle maçın başlangıcında Beşiktaş’ı kendi ceza sahasına doğru iten bir baskı kurdu. Bu bölüm, teknik ayrıntılardan önce zihinsel bir dayanıklılık sınavıydı.

Böyle sert Avrupa deplasmanlarında ilk dakikalar çoğu zaman oyunun geri kalanını belirler. Beşiktaş’ın bu turdaki en önemli başarısı, böylesine sert bir başlangıç karşısında dağılmamasıydı. Oyun bir süre Midtjylland’ın istediği biçimde ilerledi ama karşılaşmanın duygusal kontrolü bütünüyle rakibe geçmedi. Beşiktaş geri çekilmek zorunda kaldığı anlarda bile teslim olmuş bir takım görüntüsü vermedi. Maçın içinde kaldı, rakibin ilk dalgasını atlattı ve mücadelenin yönünün değişebileceğine inanmaya devam etti.

Bu, istatistiklerde kolayca görülebilecek bir şey değil. Topa sahip olma oranları veya şut sayıları, bir takımın korkuya kapılıp kapılmadığını göstermez. Bunun işaretleri daha küçük anlarda ortaya çıkar: Baskı altında topu yeniden kaleciye çevirebilmekte, kaybedilen ikili mücadelenin ardından bir sonrakine aynı kararlılıkla girmekte, rakibin sertliğine panikle değil oyunla cevap verebilmekte.

Beşiktaş uzun süredir taraftarına bu güveni veremiyordu. Çok uzun zamandır öne geçtiğinde dahi tedirginleşen, rakibin baskısını büyüten ve maçın sonunu beklemeye başlayan bir takımdı. Midtjylland karşısındaki Beşiktaş ise henüz kusursuz değildi ama kendi tedirginliğini rakibine taşımayı başardı. Maç ilerledikçe acele eden, öfkelenen ve kontrolünü kaybeden taraf Midtjylland oldu.

Turun kaderini değiştiren asıl şey de buydu. Beşiktaş rakibinden daha sakin kaldı.

Oyunun henüz tamamlanmamış olması

Bu turun ardından Beşiktaş’ın bütün sorunlarını çözdüğünü düşünmek büyük bir hata olur. Tam tersine, Midtjylland maçları takımın eksiklerini oldukça görünür hâle getirdi. Sağ tarafta genişliği sağlayacak oyuncu ihtiyacı, orta sahadaki yaratıcılık ve fiziksel destek eksikliği, bazı oyuncuların sistem içindeki belirsizliği ve kadro derinliğinin yetersizliği ortada duruyor.

Fakat iyi bir başlangıç, sorunların görünmez hâle gelmesi anlamına gelmez. Gerçek ilerleme, bu sorunlara rağmen takımın ortak bir oyun duygusu yaratabilmesidir.

Beşiktaş’ın sahadaki bazı hareketleri henüz mekanik görünüyor. Baskıya hangi oyuncunun çıkacağı, arkadaki hattın ne kadar öne geleceği ve beklerle stoperler arasındaki mesafenin nasıl korunacağı her an aynı açıklıkla çözülemiyor. Rövanş maçının ilk bölümünde bunun sonuçları görüldü. Ön taraftaki oyuncular baskıya giderken savunmanın geride kalması, Midtjylland’a geniş alanlar bıraktı.

İkinci yarıda değişen şey oyunculardan çok takımın birbirine olan mesafesiydi. Beşiktaş daha birlikte hareket etmeye başladı. Baskı yapan oyuncuyla savunma hattı arasındaki boşluk kapandı. Rakibin ikinci topları daha kolay toplamasına izin verilmedi. Aynı futbolcular, birkaç küçük düzenlemeyle daha güçlü bir takım görüntüsü verdi.

Bu dönüşüm Vincenzo Italiano açısından da değerliydi. Çünkü her sorunun çözümü oyuncu değiştirmek değildir. Bir antrenörün etkisi, kötü giden oyuna panikle müdahale etmekten çok, oyuncuların sahadaki davranışlarını değiştirebilmesinde görülür. Beşiktaş devre arasından sonra yeni bir takımla sahaya çıkmadı; aynı takımın daha tutarlı bir hâliyle oynadı.

Burada asıl umut veren taraf, oyun fikrinin şimdiden seçilebilmesi. Beşiktaş topu kaybettiğinde geri çekilip rakibin hücumunu beklemek istemiyor. Savunmayı kendi ceza sahasının çevresinde kurmak yerine oyunu mümkün olduğu kadar rakip kaleden uzakta tutmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın elbette riskleri var. Arkada geniş alanlar bırakılabilir, yanlış zamanda yapılan baskılar savunmayı savunmasız bırakabilir. Fakat takımın ne yapmak istediği giderek daha anlaşılır hâle geliyor.

Bir takım için en tehlikeli durum kötü oynamak değil, ne oynamaya çalıştığının belli olmamasıdır. Beşiktaş şu anda hatalar yapan fakat yönünü bilen bir takım görüntüsü veriyor.

Güven, kaleden başlayıp bütün sahaya yayıldı

Midtjylland karşısında Beşiktaş’ın en dikkat çekici taraflarından biri, takımın kendi kalesiyle kurduğu ilişkinin değişmesiydi. Beşiktaş’ta kaleci artık top rakibe yaklaştığında devreye giren son oyuncu değil, oyunun başlangıç noktalarından biri hâline geliyor.

Bu durum savunmacıların davranışını doğrudan etkiliyor. Arkalarında Nübel gibi güvenebilecekleri, baskı altında pas verebilecekleri ve savunma çizgisinin gerisine gönderilen topları okuyabilecek bir kaleci bulunduğunda daha cesur oynayabiliyorlar. Topu gelişigüzel uzaklaştırmak yerine oyunu yeniden kurmayı deneyebiliyorlar. Savunma hattı da rakip kaleye daha yakın konumlanabiliyor.

Bu güvenin rakamlara çevrilmesi zor. Fakat takımın genel duruşunda hissediliyor. Beşiktaş, kendi ceza sahası çevresinde eskisi kadar çaresiz görünmüyor. Rakibin her uzun topu tehlikeli bir hücum başlangıcına dönüşmüyor. Kaleci ile savunma arasındaki mesafe kısaldıkça takımın boyu da kısalıyor.

Aynı güven hücum hattında başka biçimlerde ortaya çıktı. Oh, maç boyunca ceza sahasında sürekli pozisyon bulan bir santrfor değildi. Buna rağmen takımın oyunda kalmasına büyük katkı sağladı. Topu sakladı, rakip stoperlerle mücadele etti, kenarlara açıldı ve Beşiktaş’ın savunmadan çıkmakta zorlandığı anlarda hücumun tamamen sona ermesini engelledi.

Bir santrforun değeri her zaman attığı şutlarla ölçülmez. Kimi maçlarda onun görevi, takım arkadaşlarının oynayabileceği alanı yaratmaktır. Oh’un Midtjylland savunmasıyla verdiği mücadele, Beşiktaş’ın orta saha ve kanat oyuncularını oyuna yaklaştırdı. Rakip savunma rahatça öne çıkamadı. Maç boyunca yaşanan fiziksel gerilim de bu mücadelenin sonucuydu.

Rashica’nın oyuna girdikten sonra sağ tarafta yarattığı etkiyse başka bir ihtiyacı gösterdi. Beşiktaş’ın hücum ederken sahayı genişletmesi gerekiyor. Cerny topla sürekli merkeze yöneldiği için savunmayı daraltıyor ve santrforun hareket alanını küçültüyor. Bu yüzden sağ kanatta çizgide kalabilen, rakip beki dışarı çekebilen ve son çizgiye inebilen bir oyuncu bütün hücum düzenini değiştirebilir.

Orkun’un etrafında kurulan yeni merkez

Beşiktaş’ın bu sezonki oyununun merkezinde Orkun Kökçü’nün bulunacağı şimdiden görülüyor. Fakat onun önemini tek bir mevkiyle açıklamak mümkün değil. Orkun kimi anlarda savunmanın önüne gelerek oyunu kuruyor, kimi anlarda rakip ceza sahasına yaklaşıyor, kimi anlarda da takımın baskısını başlatan oyuncuya dönüşüyor.

Bu hareketlilik Beşiktaş’a önemli bir esneklik kazandırıyor. Ancak Orkun’un her şeyi yapabilmesi, her şeyi tek başına yapması gerektiği anlamına gelmiyor. Takımın önündeki en önemli kadro planlama sorularından biri de burada ortaya çıkıyor. Orkun’un yanına nasıl bir orta saha yerleştirileceği, Beşiktaş’ın hücumdaki gücünü ve savunmadaki dengesini belirleyecek.

Onu sürekli savunmanın önüne çekmek, rakip kaleye yakın bölgelerdeki şut ve son pas kalitesinden vazgeçmek anlamına gelebilir. Fazla önde kullanmak ise geriden oyun kurma sorumluluğunu başka bir oyuncuya yükler. Bu nedenle Beşiktaş’ın ihtiyacı Orkun’un yerini sabitleyecek bir oyuncudan çok, onun hareketlerine uyum sağlayacak bir ortak olabilir. Salih bu anlamda harika bir ekleme. Ama ikisinin arasında mekik dokuyacak bir orta saha oyuncusuna daha ihtiyaç var.

Eksiklerini saklamayan galibiyet

Beşiktaş’ın Midtjylland’ı elemesi, elbette ki transfer ihtiyacını ortadan kaldırmıyor. Kadronun güçlendirilmesi gereken alanları hâlâ açık. Trossard’ın takıma katılması da hücumdaki bazı rollerin yeniden dağılmasını sağlayacak.

Fakat transfer dönemlerinde sık yapılan bir hata var. Her yeni oyuncunun takımın bütün sorunlarını çözeceği düşünülüyor. Oysa oyuncular bir fikre eklenmedikçe kadro genişler, takım güçlenmez. Beşiktaş açısından olumlu olan, yeni transferlerin içine yerleşeceği oyun çerçevesinin şimdiden oluşmaya başlaması.

Gelecek sağ kanat oyuncusundan ne beklendiği az çok belli. Orta sahaya alınacak oyuncunun hangi koşuları yapması gerektiği görülebiliyor. Veya sol stopere gelecek yeni ismin neden pas kalitesine ve geniş alan savunmasına ihtiyaç duyacağı anlaşılıyor. 

Bu durum ise transfer politikasını isimlerden profillere doğru yöneltiyor. Beşiktaş’ın büyük bir isme duyduğu heyecan anlaşılabilir. Taraftar, uzun süren hayâl kırıklıklarından sonra yeniden güçlü oyuncular görmek istiyor. Ancak Midtjylland turunun öğrettiği şey, takımın ihtiyacının şöhretten önce uyum olduğu. Sahaya eklenecek her oyuncunun bu oyunun hızına, fiziksel talebine ve kolektif sorumluluğuna cevap vermesi gerekiyor.

Beşiktaş’ın henüz tamamlanmamış olması bu nedenle bir zayıflığın yanında bir fırsat da taşıyor. Takım iyi bir sonuç aldı ama kendisini olduğundan daha ileride görmesini sağlayacak kadar rahat kazanmadı. Eksikler hissedildi, bazı oyuncuların sınırları ortaya çıktı, oyunun kırılgan noktaları görüldü. Buna rağmen tur geçildi.

Bir teknik ekip için bundan daha kullanışlı bir başlangıç bulmak zordur. Hem öz güven kazanıldı hem de çalışılması gereken alanlar saklanmadı.

Turun bıraktığı asıl miras

Temmuz sonunda kazanılan bir Avrupa elemesi, sezonun geri kalanı için garanti vermez. Beşiktaş önümüzdeki haftalarda daha zor maçlar oynayacak, puan kaybedecek, oyun düzeninde sorunlar yaşayacak. Yeni sistemin getirdiği riskler kimi maçlarda ağır sonuçlar da doğurabilir.

Midtjylland turunun değeri, Beşiktaş’ın kusursuz bir takım olduğunu göstermesinde değil. Bu tur, takımın zorluk karşısında nasıl davranmak istediğini gösterdi.

Geri çekilmek yerine oyunda kalmaya çalışan, fiziksel mücadeleden kaçmayan, ilk yarıda zorlandıktan sonra ikinci yarıda karşılaşmanın kontrolünü ele geçiren bir Beşiktaş vardı. Skor avantajına sığınmayan, rakibin kendi sahasında maçı kapatmasını beklemeyen ve kazanmayı yeniden denemekten vazgeçmeyen bir takım görüldü.

Taraftarın uzun süredir aradığı şey de bununla ilgili. Her maçı kazanan bir takım talep etmek gerçekçi değildir. Fakat ne yaptığını bilen, formasının ağırlığını taşıyan ve karşılaşmanın içinde kaybolmayan bir takım istenebilir.

Beşiktaş, Midtjylland karşısında henüz yolun başında olduğunu açıkça gösterdi. Fakat uzun süredir ilk kez yolun nereye çıktığı da görülebiliyor.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Onur Özgen

Henüz yolun başında, ama artık yolda
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et