Kalubeladan Kürt sorununa: Tanımlamadan değişmeden dönüşme paradoksu
Sınıfsal sorunlar ülkede ve dünyada kapitalizmle, kapitokrasi ile hegemon süreçlerin temel belirleyicisi haline gelmiş, ancak dünya ve toplumlar bir katmandan fazlasını da taşıyor. Patriyarşi, toplumsal cinsiyet ayrım ve ön yargıları tüm dünyanın ortak sorunlarından. Din/inanç grupları ve dil grupları da iki farklı katmanı oluşturuyor. Tüm bunlar ülkenin veya dünyanın somut yapısını ve bu yapıdaki ilişkili ögeleri oluşturuyor, kısmen özerklikleri bulunuyor.
Son dört yıllık süreç dikkate alınırsa kökleri çok eskilere giden toplumsal fenomenlerin birbiri ile ilişkili ikisi belli bir kırılma noktasına/geçiş eşiğine dayanmış durumda: Alevi sorunu ve Kürt sorunu.
CHP’nin parçalanması dahil pek çok siyasal sorun da bu sorunlarla ilişkileniyor.
“Türklüğün büyük teorisyeni Kürt Ziya Gökalp, Kürtlüğün büyük teorisyeni Türk İsmail Beşikçi” karşılaştırması var. Birincisi resmi yapıca baş tacı edildi, ikincisi cezalandırıldı. Bahçeli resmi sürecin başında, Demirtaş cezaevinde. Paradokslar çok.
Hepsi birlikte nasıl bir toplum olunacağı, bunun hangi toplumsal sözleşmelere dayandırılacağına varıyor.
Sözleşmeler de ontik mi, doğuştan, fıtrata/doğal yana mı dair, akıl bilim mi belirleyici, müzakere ile mi oluyor, her biri hem ilişkili hem de başka bir yere varıyor.
Tarihsel yapı ve zihniyetler: Değişmeden dönüşmüyor
Toplumsal sözleşme ile oluşmuyor her toplumsal olan, ardında devasa bir toplumsal tarih ve yapı var, her sözleşme de yeniden bu tarih ve bu yapıda bir yere karşılık geliyor, onun olumlu olumsuz değişim dönüşümüne karşılık geliyor
Değişmeden dönüşüm olması da mümkün gözükmüyor, ontik ve mantıksal olarak değişmeden dönüşmek imkansız.
Toplumsal olan her değişim dönüşüm bilinçli bir sözleşmeye karşılık gelmiyor, ama sözleşmeler de toplumsal değişim dönüşümlerin temel gösterge ve faktörlerinden biri.
Türkiye bu hafta ve bugün itibarıyla “PKK/KCK” kapsamında bir kanun teklifi ile, bu dolayımda bir değişim dönüşüm sürecinde bulunuyor, kanun teklifine de yansıyan genel eğilim değişmeden dönüşmek ama bunun böyle olması mümkün değil.
Dahası sözleşmenin kimler arasında bir akit olduğu da çok açık değil.
Toplumsal sözleşme bireysel akit değil sosyal siyasal akittir, anlık değil süreçseldir
Toplumsal sözleşmelerin bireysel sözleşme olmadığı, bireyle de ilgili olduğu ama tarafının da hedefinin de birey değil grup veya tüzel kişilik olduğu sözleşmelerdir. “Devletler” tanımlanmış durumda olduğundan devletler arası sözleşmelerin resmi taraflarının açık olduğu, ancak bir ülkenim veya dünyanın halkları arasında, halklar ile resmi devlet arasında nasıl bir sözleşme yapılacağı daha halk adına tarafının kimler olduğu sorusundan başlamaktadır.
Toplum sözleşmeleri ve halk sözleşmelerinin en zorlu tarafı temsil sorunudur. Kalubela, ilk ana sözleşme durumunda bile sözleşmeye bağlı kalınıp kalınmadığı da bunun neden niçinleri de sözleşmenin bir anda olup bitmediğini, bir süreç işi olduğunu, Araf’a kadar konu olduğunu göstermektedir.
Türsel toplumsal sözleşmeler türseldir, toplumsaldır, kişileri bağlar mı, çok zor bir soru. Bir tarihe dairdir, bir başka tarihteki halkları bağlar mı, hepsi zor sorular. En önemlisi halklar arasında değilse halkları bağlar mı?
Halklar arasında sözleşme ve dayanışma nasıl kuruluyor, resmi güçler arasındaki ile bağı nedir?
İlk Ahit’e de tüm bu paradokslar yansıyor.
İlk Ahit: Kalubela
İslam Ansiklopedisi; “Kalubela” maddesini, “Allah’la yaratılışları sırasında insanlar arasında yapıldığı kabul edilen sözleşme için kullanılan bir tabir.” diye ifade ediyor ve “Bezm-i elest/ بزم الست” maddesine yönlendiriyor: “Bezm-i elest, Farsçada ‘sohbet meclisi’ anlamına gelen ‘bezm’ kelimesiyle Arapça’da ‘Ben değil miyim’ manasında çekimli bir fiil olan ‘elestü’den oluşan bezm-i elest terkibi, Rabbin, ‘Ben sizin rabbiniz değil miyim’ hitabında bulunduğu ve ruhların da ‘evet’ diye cevap verdikleri meclis anlamını ifade eder. Bu tabirdeki “elest” kelimesi Araf sûresinin 172. âyetinden alınmıştır (TDV İslâm Ansiklopedisi, Bezm-i Elet maddesi).
Elmalı Hamdi Yazır meali: “172- Bir de Rabbin, Âdemoğullarından, bellerindeki zürriyetlerini alıp da onları kendi nefislerine şahit tutarak: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ dediği vakit, ‘pekâlâ Rabbimizsin, şahidiz’ dediler. (Bunu) kıyamet günü ‘Bizim bundan haberimiz yoktu.’ demeyesiniz diye (yapmıştık).
173- Yahut, atalarımız daha önce şirk koşmuşlardı. Biz onlardan sonra gelen bir nesil idik, şimdi o batıl yolu tutanların yaptıkları yüzünden bizi helak mi edeceksin, demeyesiniz diye (yapmıştık).”
“Rab” sözcüğü etimolojik olarak yetiştirici, besleyici, büyütücü, şekil verici/biçimlendirici, terbiye edici anlamlarına geliyor.”
Rab ile insanlar arasındaki sözleşme, mutlak güce sahip olanla insan türü arasında bir sözleşme.
İnsan grupları arasındaki sözleşme, toplumsal sözleşmeler nasıl oluyor? Türkler ile Kürtler, tüm Anadolu halkları birbiriyle nasıl tanıştı, birbirini tanıdı mı, ne zaman nasıl, bugün ve gelecek için bunun anlamı ne, ortak gelecek nedir, nasıl inşa edilecek?
Türklerle Kürtlerin İlk Ahit’i nerede nasıl ne zaman: Kalubeladan veya Selçuklulardan bu yana
Kürtlerle Türklerin etnik kökeni aynı mı ayrı mı, hep aynıydılar sonradan dilce mi ayrıştılar (Birinin dili daha Farsçadan mı etkilendi), kök etnisite ve dil ayrı idi de coğrafi buluşma ile birbirine mi benzediler, din ve mezhepleri ne zaman ortaklaştı, ne zaman ortak hareket etmeye başladılar, yörük/pastoral/aşiret özellikleri benzer mi, sorular çok, ama en azından Türklerin ve Moğolların Uzak Asya’dan Anadolu’ya yolculuklarında sonuçta ortak coğrafyalarda, ortak inançlarda, ortak yaşam biçimlerinde beraberleştikleri veya birbirine yakınlaştıkları çok açık. Bunun son örneği de I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı.
Beraberleşme için pek çok emare sayılabilir de Ahit meselesi çok açık olmamış, tanımlanma ve tanınma gri alanlarda sürmüş, bir türlü tamamlanamayan, adı açıkça koyulmayan bir halde sürüyor.
Gelecek tasavvuru da aynı grilikleri içeriyor.
‘Tanım teorisi’ ve ‘tanıma teorisi’ bakımından Kürt ve Alevi açılımı: Tanımlamadan yarım tanıma
8 Kasım 2022’de Alevi açılımında 112 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 277. maddesinin birinci fırkasının “f bendinden sonra gelmek üzere “g) “Alavi-Bektaşi kültürünün araştırılması ve cemevleriyle ilgili iş ve işlemleri yürütmek” ve 279’unca maddesine “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı”, 292. maddesine de taşkilat bendleri eklenmiş bulunuyor. Bu başkanlık Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı teşkil edilmiş bulunuyor. “Kültür Grubu” ait olunan cinsi veriyor ama türsel ayrımı vermiyor. Türsel tanım bir “inanç grubu” veya “mezhep” olmasıdır.
İki yıldır süren “Mllli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” çalışmalarının uzantısı olarak “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirimesine Dair Kanun Teklifi” Meclise sunulmuş bulunuyor. Teklifin madde 1 amaç ve kapsamında, “PKK/KCK terör örgütü” ibaresi yer alıyor ama bunun açılımı bile açıkça yazılmıyor. Kanun bu örgütle sınırlı sayılıyor. İçerik olarak da daha çok ceza infaz düzenlemesi öne çıkarılıyor.
Son iki yıllık süreç; tanımlamadan, çok uzaktan ve dolayımlar üzerinden, kısmi bir tanıma olarak yorumlanabilir.
Tanıma (recognition) sosyal siyasal bilimlerde ve hukukta farklı bir kişiliğin, inanç, dil veya kültür grubunun kimliğini, varlığını kabul etmek, meşru saymak ve görünür kılmak anlamlarına geliyor. Alevi Bektaşi olgusunda olduğu gibi Kürt ve Kürtçe olgusunda da tanıma açıkça belirtilmiyor, dolaylı olarak ve kısmen kabul ediliyor. Tanıma olmayınca açık bir tanım da yapılmıyor.
Kimin kimi tanıdığı da hiyerarşik bir kurguyu aşmakta zorlanıyor.
Arâf Suresi adını; 46. ve 48. ayetlerde Arâf’ta yani cennet ve cehennem ehli arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan bahisle alır.
Rab ile insanlar arasında sözleşme daha ilk yaratılışları esnasında yapılıyor, ama Tevrat ehlinin bir kısmının bu ahde uymadığı, şirke girdiği/ inkarcılık yaptığı anlatılıyor.
Ying yang veya cennet cehennem arasında yüksek bir yerlerde, birden fazla var olan arasında, hiyerarşiye sokmadan birbirini yerli yerinde tanımayı temel alan bir saygınlıkta umarım doğru yönde yol alınır. Tanımaların da yeni ayrışmaların değil daha fazla dayanışmaların ve demokratik oluşumların kaynağı olması dileğiyle.
Dayanışmanın karşıtı çeleni ayrışma, şartı tanışma, paylaşma
Bir toplum olabilmenin asgari şartları geçim ve güven kapasitesinden geçmektedir, her ikisi de amaçların ve ona bağlı eş güdümün örgütlenmenin sağlıklı olmasını gerektirmektedir. Geçimde paylaşımda birlikte olmayan insanlar ontik olarak birbirinden uzaktır, birbirinden uzak olanların birbiri ile tanışması ve birbirini tanıması imkansızdır, beraber olmayan ve birbirini tanımayan kişi veya grupların ortak bir amaç ideal oluşturması beklenemez, amacı ortaklaşmıyorsa birliktelik arayışı, böyle bir eş güdüm ve eğilim de zayıflayacaktır. Kısaca ifade edilirse ortaklaşmayı en çok da ayrışma ve ön yargılar sakatlamaktadır. Tanınma ayrışma değil dayanışmanın ön şartıdır.
Halklar arasında dayanışma aslında on binlerce yıllık tarih ve deneyim içinde büyük oranda kurulmuş bulunuyor. Kapitokrasi ve iktidar ilişkileri bu mevcut dayanışmayı da zedeliyor, metalaştırıyor, yabancılaştırıyor, ayrıştırıyor, hiyerarşiye sokuyor, çatıştırıyor. Yani yurtta ve dünyada toplumsal dayanışmanın ana engellerin, sınıfsal, zümrevi, nüfuzsal ayrışmalar oluşturuyor, dil ve inanç grupları da dahil her tür dayanışma kapasitesinin geliştirilmesi sınıf, zümre, iktidar ayrışmaları ve büyük oranda buna bağlı ön yargıların aşılmasından geçiyor.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et