10 Temmuz 2026 00:05

NATO 1, 2, 3.0: Türkiye’nin konumu AB-D emperyalizminin devşirmeliği mi?

1826’dan 2026’ya, yeniçeriliğin 200 yıl sonra hatırlanmasının, emperyalizm ve NATO ile bağı nedir acaba?

ABD Başkanı Trump, Ankara’daki 36. NATO toplantısından uçağına doğru giderken ABD savaş uçakları İran’ı bombalamaya gidiyordu. NATO’nun nesnelleşmiş hali, somut hali budur, her şartta Batı’nın emperyalist üstünlüğünü ve yayılmacılığını savunmak, bunu sahada garanti etmek.

NATO, Batı burjuvazisinin paktı olduğundan, farklı emperyalist paktlar olabileceğinden, açık seçik tanımlaması ile NATO Batı emperyalizminin, ABD emperyalizminin hem savunma hem işgal yayılma ordusudur. Savunduğu Batı+ABD burjuvazisinin çıkarları, genişlemesidir, savunurken bile doğrudan emperyalist yayılmacılığı korumaya savunmaya çalıştığından savunma halinde bile emperyalist yayılmacılığı garanti eden ordusudur. Özü itibarıyla bir savunma paktı/bloku/ordusu değildir, genel olarak tüm kapitalistlerin yayılması genişlemesi bile değildir, bunlardan sadece Batı kapitalistlerinin yayılma genişleme ordusudur.

NATO sadece cephede bir ordu da değildir, bir konsept, sembol, semptomdur, aynı zamanda ideolojik bir araçtır. Ankara’da mehteran ve yeniçeriler ile karşılanması da bu çapraşık sembollerden birini, anakronik gibi görünse de güncellemesi oldu.

Devşirmeler değil, yeniçerilik yapanlar değil, devşirmecilik kötü

Devşirme sistemi, gayrimüslim, Hristiyan tebaasından (yaygın olarak Rum, Sırp, Arnavut, Bulgar, Boşnak…) esnaf çocukları ve evli olanlar hariç 7 yaş ve üstü genç çocukları toplayarak müslümanlaştırma, enderun/saray ve yeniçeri/askerlik ocaklarına/ hizmetlerine alma sistemidir. Osmanlı genişlemesinde de dağılmasında da ayrı roller olmuştur. Bugün “devşirme” sosyal olarak “olumsuz” bir tını içermekte ise de devşirmeler değil devşirme sistemi esas tartışmayı oluşturmaktadır.

Yeniçeri ocakları modern bilime ve eğitime yenik düştü

1750’lerden itibaren Kırım meselesi, çarlık ordusunun 1770’de Osmanlı ordusunu Çeşme Deniz Muharebesinde ağır bir yenilgiye uğratması, Çanakkale Boğazı’na dayanmaları karşısında Osmanlı Hanedanlığı Fransız Mühendis/Diplomat Baron de Tott’tan yardım istiyor. Baron de Tott’un anıları Osmanlı ordusunu ağır bir şekilde yerse de dönemin gerçekliğini az çok ortaya seriyor. 

Yeniçeri ocağı, modern geometri ve mühendisliği yakalayamayan, yeni koşullara uyarlanamayan, geride kalan bir sistem olarak Osmanlı gerilemesinin de bir ayağını oluşturdu, 1750’lerden itibaren modern topçu/ mühendislik/ akademi sistemine geçilmeye başlandı (bugünkü İTÜ’nün de kaynağı). Yeniçeriler bu sisteme tümden adapte edilemedi. Ayrıca 1770’lerde çarlık ordularının Çanakkale’ye dayanması, Yunanistan’ın ayrılması (milliyetçi hareketler), misyoner ve yabancı okulların yaygınlaşmaya başlaması gibi faktörler de böyle bir sistemi sürdürülebilir olmaktan çıkarmaya başladı. 1806 sürecinde çok çatışmalı süreçler oldu. Sonunda yeniçeri ocağı 1826 yılında Sultan II. Mahmud tarafından Vaka-i Hayriye (Hayırlı Olay) diye anılan ağır çatışmalar ve kayıplarla lağvedildi, Osmanlı ordusu tümden Nizam-ı Cedid’e (modern ordu sistemine) geçmeye yöneldi.

Tarihi şartları ve gelişimi içinde yorumlarsak, Yeniçeriler yeniliklere uyarlanamadıkları için, bilim teknolojiye uyarlanamadıkları için çöktü. Yerine Harp Okulları/Akademileri geçti.

Aradan tam 200 yıl geçmiş. 1826-2026. Yeniçeri sisteminin hatırlatılması ve resmi tören sürecine dahil edilmesi ne anlama geliyor acaba?

NATO ve yeniçeri devşirmeciliği: Jeopolitik ve askeri ittifakın ötesinde sembol/anlam üretimi

NATO toplantısına gelenler Saray’da mehteran ve yeniçeriler ile karşılandı.

AKP, bir konuda daha açık sayılır. NATO zaten bir yayılma genişleme ittifakı ise Türkiye burjuvazisi bundan ne alacak? Bunun en güçlü ilanı Osmanlı Hanedanlığı ve fetihçiliktir. Bunu sembolize eden mehteran ve yeniçeriler NATO konsepti ile çok uyumlu bulunmaktadır.

Osmanlı ocak teşkilatı, yeniçerilik sistemi, ahlaki bir yargı değil mekanizma olarak devşirmeciliğe dayanmaktadır. Fakirlere bugün MESEM bir umut olarak sunuluyorsa, devşirmecilik de fakirin/ötekinin bir var olma/ merkeze yakın olma durumu sayılabilir. Tarih kendi içinde okunursa, Osmanlı tebaasının tamamı kul konumundadır.

Sorun Osmanlı’da bile işlevini kaybetmiş bir sistem veya sembolün bugün niye hatırlatıldığıdır.

NATO 3.0: güneyi, uzayı, yapay zekayı işgal ederken ‘esnek ordu’, devşirmeler kim?

NATO siber saldırılardan, nadir elementlerin ele geçirilmesinden, uzaydan, güneye yayılmaktan söz ederken buna hizmet edecek devşirmelerin kim olacağı sorusuna odaklanmak gerekmektedir. Bu da gizli saklı değildir. NATO merkez/çekirdek ordulardan esnek ordulara ve devşirme ordulara doğru geçmektedir. AB-D’nin iç nüfusları sahada alan kazanmaya yetersiz ve isteksiz bulunmaktadır. Yeni NATO konsepti parasını ödeyelim, çevrelerde esnek ordular oluşturalım yolundadır. Tam da bu noktada Polonya’ya, Romanya’ya, Türkiye’ye, bunların bağlantılı çevre halklarına burada çok ağır roller biçilmektedir.

Dün Kore bugün Çin: Türkiye’ye Müslümanlardan devşirilen NATO kontrolünde Sünni Ortadoğu ordusu oluşturma rolü

2001’den beri R. Holbrooke’a, gönderme yaparak, Türkiye’ye biçilen rolü yazıyorum. Bu adım adım oluşturuluyor. İbrahim Antlaşmaları da bunun bir parçasını oluşturuyor. NATO güney cephesi konusu da bunun bir paçası.

NATO 1, 2, 3.0’ın Türkiye’ye biçilen rolü Batı emperyalizmine devşirme olmaktır. Özellikle de Türkiye merkezli Bangladeş’ten, Pakistan’dan, Mısır’a kadar, Araplar Kürtler dahil Sünni NATO çevre ordusu oluşturma rolü, dün Kore’de, bugün Suriye’de, İran’da, Rusya’ya karşı, Çin’e karşı askerlik yapma rolüdür.

İlk 2002’de yazdım. Ara ara hatırlatıyorum. 18 Aralık 2015’teki köşeden aktarayım. 40 yıllık proje. Yugoslavya'da bu ilk denemesini bulmuştu. Sonra Afganistan, Irak ve daha nicesi.

Ortadoğu’da Sünni bir ordu oluşturmak, bunu sadece Ortadoğu’da, sadece Rusya ve İran’a karşı değil, ta Pasifik’e kadar kullanmak, en az 35 yıllık (Balkanların dağıtılması, Çeçenistan, 1.Körfez Savaşı), belki de 45 yıllık (Irak-İran Savaşı) derin NATO projesidir. Türkiye’nin başını, Müslümanların başını belaya sokmak ve bir daha çıkarmamak, kardeşi kardeşe kırdırmak belki de yüzyıllara giden projelerdir.

Evrensel, 14 Kasım 2001. “Kâbil’in Türkiye’nin ağırlıklı olarak yer alacağı bir “Müslüman barış gücü”ne devredilmesi önerisi, Türkiye tarafından olumlu karşılandı. (…)  ABD ve bölgede inisiyatif sahibi diğer ülkeler, Taliban’ın başkenti terk etmesinin ardından Afganistan’a nasıl bir gömlek giydirileceği üzerine pazarlıklar yürütüyor(…)  Türkiye’nin ağırlıklı yer alacağı bir BM askeri gücünün Kâbil’de görevlendirilmesi… Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, BM Afganistan Özel Temsilcisi Lahdar Brahimi ve bazı ABD’li yetkililer söylemleriyle bu ihtimali destekliyor. (…) BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Afganistan Özel Temsilcisi Lahdar Brahimi, “özellikle Kâbil’de düzeni sağlamak üzere” acele olarak bir askeri güç hazırlanmasını istedi. Brahimi bu gücün Türkiye, Ürdün ve Avrupa ülkeleri askerlerinden oluşmasını önerdi. (…) Bill Clinton döneminde ABD’nin BM Daimi Temsilciliği görevini yürüten Richard Holbrooke da The Washington Post gazetesinde yayımlanan makalesinde BM gücünü bir araya getirmenin çok uzun zaman alacağını, bunun yerine, NATO’nun tek Müslüman üyesi Türkiye’nin başını çekeceği, çoğunluğu Müslümanlardan oluşan çok uluslu bir gücün en uygun seçenek olduğunu kaydetti. (…)  Holbrooke, BM Güvenlik Konseyine bağlı olacak bu gücün, BM’den bağımsız işleyeceğini belirterek, Doğu Timor örneğini verdi: “Avustralya birlikleri, BM Güvenlik Konseyinin kararının ardından, 96 saat içinde bölgedeydi ve diğer ülkelerin birlikleriyle sonradan desteklendi. Avustralya’nın Doğu Timor’da oynadığı rolü kim oynayacak? En iyi seçenek, NATO’nun tek Müslüman üyesi, güçlü ve iyi idare edilen ordusuyla Türkiye olacaktır.” Holbrooke, bu güce Bangladeş, Fas ve Ürdün gibi ülkelerin de katılabileceğini belirtti.”

Filistin de Somali de Sudan da Libya da Suriye de İran da Ukrayna da bu yaşananların birer ayağı maalesef.

Ankara 36. NATO toplantısı bu süreçlerin olgunlaştırılmış bir basamağı. Şu anda Türkiye’de bu ordunun oluşumuna dair roller tanımlanmış bile. Türkiye ve dünya halklarını parlak günler beklemiyor.

Yeniçeri ocağı 1826’da lağvedildi, insanlığın kaderi NATO’nun lağvedilmesinde

Osmanlı yeniçeri ocağı fetihçiliğin bir parçası oldu, gerileme ile birlikte artık tökezledi, iş göremez hale geldi, sonunda acı kayıplarla lağvedildi.

NATO’nun hiç kurulmaması gerekiyordu, insanlığın ortak geleceği, Batı emperyalizmin aşılmasının çok temel bir ayağı NATO’nun lağvedilmesinden geçiyor.

NATO askeri yanı bir yana insanlığın varoluşsal yıkımının en somut mekanizması durumunda, insanlığın öncelikle bu tür yapılanmaları, bunları hazırlayan yıkıcı yayılmacı emperyalist yapılanmaları aşması gerekiyor.

Adnan Gümüş

NATO 1, 2, 3.0: Türkiye’nin konumu AB-D emperyalizminin devşirmeliği mi?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et