3 Temmuz 2026 00:05

Dinin dostlukta-ayrımcılıkta, eşitlikte-eşitsizlikte, NATO’da, Madımak’ta yeri nedir?

Madımak tüm yakıcılığı ve karanlığı ile duruyor.

Ankara’da NATO toplantısı var.

İkisi arasında bir bağ var mı, Türkiye’nin NATO üyeliği ile Maraş’ta Sivas’ta yaşananlar arasında bir bağ var mı? Yoksa tümden farklı konular mı?

Madımak, tarih boyunca nice din çatışmaları, Pers-Roma-Yunan seferleri, Haçlı seferleri veya dini fetihler, Maraş, Madımak, İrlanda ve daha nicesi…. Her biri kendi başına ayrı ayrı fenomenler mi, olaylar mı, yoksa sonuçta bunların hepsi din mezhep kaynaklı mı, belirlenimleri aynı mı?

Hristiyanlar Müslümanlara veya Müslümanlar Hıristiyanlara mı saldırdı, Sami dinleri Uzak Doğu dinlerine veya Uzak Doğu dinleri Sami dinlerine mi saldırıyor, Katolikler Protestanları veya Protestanlar Katolikleri mi yok sayıyor? Sünni-Şii-Alevi ayrışması, Filistin’de İsrail’de Yahudi Müslüman ayrışması, yakın coğrafyamızda Milli Görüş, Müslüman Kardeşler, Süleymancılar, Nurcular, F. Gülen, Hizbullah, IŞİD ve çeşitli dini hareketler… bunların benzeşen ve ayrışan yönleri neler?

Yeşil Kuşak Projesi ile “Gladio”, bunlarla Vatikan, NATO, CIA, MI6, MİT, 12 Eylül darbesi, Sovyetlerin dağılması vb. arasında bir bağ var mıydı, 1968’de, 78’de, 80’de, 90’larda, Maraş’ta Sivas’ta… şu an yaşadıklarımızda arada bir etki bağ var mı?

Hepsi ile birlikte ana soru şöyle belirginleştirilebilir: Din ve mezhep inancının ve mensubiyetinin toplumsal yapılanmada, eşitlik ve eşitsizliklerde, dostluk ve düşmanlıklarda yeri nedir?

Dört ana sav:

1)Din ve mezheplerin ayrımcılıklara karşı olduğu, beraberlik sağladığı savı

Dini içerden savunanlar dinin hem kişiyi daha dengeli hale getirdiği hem de ortak bir anlayış sağlayarak toplumsallaştırdığı, ön yargı ve ayrımcılıkların özden değil farklı eğilimlerden veya dışsal etkilerden kaynaklandığı savında bulunuyor.  

2)Din ile ön yargı, ayrımcılık, düşmanlık arasında doğrudan bağ olmadığı savı

a)Dini kutsal inançlara bireysel olarak sahip olmak herhangi bir ön yargıya, ayrımcılığa, düşmanlığa sebep olmaz, bu kişinin dini inançlarından değil daha farklı eğilimlerinden veya dışsal süreçlerden kaynaklanır, dini inançların bunda payı sıfıra yakındır.

b)Aynı savı topluluk düzeyinde hatırlarsak, topluluğun dini inançlarının ön yargıları, ayrımcılıkları, düşmanlıkları ile bir bağı yoktur, bu ilişki sıfıra yakındır.

İlk iki sav, her dinin daha en başından bir sistemli inanç önermeleri olup olmadığı, bu amentüye inanmayanların konumunun ne olduğu konusunda içsel çelişki taşıyor. Kötülük ve günah konuları da bu içsel çelişkiler arasında yer alıyor.

3) Din ile ön yargı, ayrımcılık, düşmanlık arasında içsel bağ olduğu savı

İlk iki sava tümden karşıt veya çelişik sav ön yargı, ayrımcılık, düşmanlıklarla dini inancın sembiyotik içsel bir bağı olduğu, bunun insanlara ve olaylara bakışta “ikili” bir ayrışmayı kendi içsel bakış tarzında barındırdığı, “dini inançlı-dini inançsız” şeklinde bir anlamlandırmanın dinlerin/mezheplerin özünden esasından olduğu veya ön yargılı, ayrımcı bakışı iç anlayışı gereği içerdiği savıdır.

Örneğin B. Tibi, dinin/islamın otoriter/totaliter bir doğayı da içerdiğini iddia ediyor.

Charles B. Strozier ve ark. “The Fundamentalist Mindset Psychological Perspectives on Religion, Violence, and History” çalışmalarında hayatı iyi-kötü diye ayrıştıran keskin bir düalizmin şiddete kadar varan en temel sorunlardan birini oluşturduğunu ileri sürüyor.

Ancak eleştirel bakabilirse bu durumu bu düalizmleri kısmen aşabilecektir, ancak eleştirel bir durumda da kişi veya cemaatte dini inancına tümden iman etmediği gerilimi başlayacak, eleştirel olmama durumunda da “şizoid/ikili bir bakışı” aşamayacaktır. Dini inançla eleştirel düşünme birbiri ile en azından çelişiktir savı öne çıkmaktadır.

4) Dini ve mezhebi inançların veya kimliğin araçsallaştırıldığı savı

Her etnik örgütlenme, din mezhep

a) Saf bir inanç grubudur, her tür araçsallaşmayı dışlar, araçsallaşmaya bir dirençtir,

b) Kendi içinde saftır ama her biri araçsallaşmaya uygundur,

c) Daha en başından başka bir toplumsal sürecin araçsal bir parçasıdır savları.

Günümüzde en büyük sorulardan biri dinin kapitalizmle bağı nedir; kapitalizm tümden paracı mal mülkçü ve egoist bireyselci ise “ethnos”a/cemaatleşmeye ağırlık veren dinler kapitalizm ile çelişir mi? Dini kolektivist hareketler ile dünyevi kolektivist hareketler (örneğin sosyalizm), hangi yanları ile birbirine yakın veya hangi yanlarıyla birbiriyle çelişik karşıt durumdadır?

Sonuçları benzer olsa bile iki belirlenim çok farklı

Dinlerin oluşum süreçleri, saf halleri nedir, bu kendi başına bir fenomen midir -örneğin tanrı veya kutsal güçlerce veya insanın dünyayı ve kendini anlamlandırma, belirsizlik ve ölüm sorularına yanıt verme vb. kendi içinde saf bir fenomen mi- yoksa ta en başından diğer insani toplumsal süreçlerle iç içe, özellikle de cinsiyet veya güç ayrışmaları ile birlikte mi oluşmuştur? Veya bunlar iç içe mi geçmiştir?

Devletlerin oluşumu ile birlikte nasıl bir yer ve roldedir yoksa zaten devletlerin büyümesi ile birlikte mitolojilerden dinlere mi geçilmiştir?

“Kendi içinde farklı bir fenomen olduğu halde araçsallaştırılıyor” diye yanıtlandığında da saflık kurtarılamamaktadır, bir şeyin araçsallaştırılabilmesi için o şeyin de az çok buna hazır yatkın olması gerektiği savı birlikte ileri sürülebilir.

Eğer özünde ayrımcı değilse yine de bu çok farklı bir olgu anlamına gelir, eğer fark koyma özünden ise bu çok daha başka bir anlama gelir.

Gladio: bugün Madımak’ın yıl dönümü, NATO Ankara’da toplanıyor

Bugün ABD-İsrail’in Irak’a, Suriye’ye, Libya’ya, Filistin’e, Lübnan’a, İran’a vb. saldırılarında, din ve mezhep farklılaşmalarının, bunları araçsal saysak bile çok önemli bir yeri olduğu açıktır. Baltık Bölgesi, Asya-Pasifik din ve mezhepler nasıl bir rol oynuyor acaba? Koloniyal dönemde tüm Amerika, Afrika, Asya… sömürgecilik ve emperyalizmin yayılmasında dinler nasıl bir rol oynadı veya dinlere nasıl bir rol biçildi acaba? Aynı şekilde direniş hareketlerinde de bir rolleri oldu mu? Balkanların durumu nedir? En önemlisi sosyalizm, Sovyetler ve Çin’e karşı yürütülen mücadelede Batı dinleri ve siyasal hareketleri nasıl kullandı acaba?

Sadece bir kitaba gönderme yapalım. Daniele Ganser, “NATO’s Secret Armies: Operation Gladio and Terrorism in Western Europe” kitabında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra CIA ve M16 tarafından Batı Avrupa’nın tüm ülkelerinde kurulan ve bazı ülkelerde sağcı terörizmle bağlantılı hale gelen NATO’nun gizli antikomünist gizli ordularının öyküsünü anlatıyor. “Yeşil Kuşak”, “ılımlı İslam”, Gülen hareketi, komünizmle mücadele dernekleri, İmamoğlu ailesi dahil daha nicesi bu sürecin doğrudan dolaylı parçası oldu mu acaba? Milli Görüş, tarikatlar, cemaatler doğrudan dolaylı bu süreçle ilişkilendi veya ilişkilendirildi mi, bugün kimler ne kadar ilişkili?

Gladio’nün Türkiye’de rolü ne oldu, Madımak’ta da bir dahli var mı, NATO varlığını sürdürdüğüne göre bölgede ve Türkiye’de bugün hangi operasyonları yapıyor acaba? İbrahim antlaşmalarının amacı nedir acaba? NATO tarafından Türkiye’de oluşturulan uç ordular neye yönelik acaba, Ankara’daki toplantı Ortadoğu Sünni NATO uç ordusu oluşturma projesini de içeriyor mu, böyle bir projenin bir ayağı mı? Türkiye’yi gelecekte neler bekliyor? Baltık’ta, Balkanlarda, Ortadoğu’da, Asya Pasifik’te Türkiye’ye ne rol biçiliyor?

Ne yapmalı: Tarihten ders, bilimlerden araştırma, felsefeden sorgulama

Tarih boyunca tanık olunan ön yargı, ayrımcılık ve çatışmaların çoğunun görünümü maalesef din, inanç ve kimlik üzerinden adlandırılıyor. Birbirine düşmanlık edenlerin, saldıranların, saldırıya uğrayanların bir adları var.

Müslüman, Hristiyan, Yahudi veya Hindu, Budist vb. her birini inanç yapıları; özellikle de “öteki” anlamlandırmaları bakımından, yani “hayırlı işler-günahkar işler”, “iyi-kötü”, “inançlı-kafir” gibi anlamlandırma dünyaları bakımından ne tür anlamlara sahip, ne tür anlamlar üretiyor ve aktarıyor, bunlar hangi değerlere dönüşüyor, nasıl bir hayat tarzı ve tavır oluşturuyor, bir yandan tümünde ortak durum ne, diğer yandan hem her bir dinin hem de her bir mezhebin eğilimleri neler, her birini incelemek gerekmektedir.

Tarihten psikolojiye sosyolojiye tüm sosyal bilimlere din ve dini araçsallaştırma mekanizmalarını araştırma sorumluluğu düşüyor.  Felsefeye bunları sorgulama ve aşılması gerekenleri aşma bakımından çok şey üzerinde düşünme sorumluluğu düşüyor. Hepimize daha iyi bir dünyayı, şiddetten silahtan arındırılmış bir dünyayı inşa rolü, bu süreçte yer alma rolü düşüyor. 

Ayrımcılık yapan inanç boyutlarına, inancın araçsallaştırılmasına, NATO’ya hayır

İnsanın bazı temel varoluş biçimleri vardır. Doğayla ilişkilerimiz, kendi iç dünyamız/birey/kişi, öteki benlerle/toplumsal varlığımız üç temel yan. Silahlanmanın, şiddetin, NATO’nun bu yanlarımız içinde olumlu bir yeri yanı var mı?

Doğaya, bireye/kişiye, topluma zararlı her şeye hayır diyebilme ve bunları aşabilme dileğiyle.

En başta da NATO, Maraş ve Madımak tüm yönleriyle aydınlatılabilirse çok şey açığa çıkarılmış olacak. 

Adnan Gümüş

Dinin dostlukta-ayrımcılıkta, eşitlikte-eşitsizlikte, NATO’da, Madımak’ta yeri nedir?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et