31 Temmuz 2026 00:05

LGS, YKS: Yalanlara kanmayın, en yüksek iş ve eşitlik yükseköğretimde

Türkiye’de neredeyse 1980’lere kadar geriye giden lakırtıdan/ boş sözden öte safsata/yalan söz var: Okudu da n’oldu. Bu 12 Eylül’ün bilgi aydınlanma düşmanlığı ile beraber o günden bugüne sürekli tekrarlanarak yaygın yanlış kanaatlerden biri haline geldi. Hem de bu yalan daha çok halk çocuklarını kandırmaya yönelik bir yalan, varsıl olanlar zaten çocuklarını en iyi okullara ve yükseköğretime gönderme yollarını buluyorlar, olan fakire oluyor.

12 Eylül’ün maalesef temel bir karakteristiği okuma yazma düşmanlığı idi, aydınlanma düşmanlığı idi. Bağımsızlığı, hukuku, halkın hak ve özgürlüklerini savunanlara düşmanlık yapmak idi. Bugünkü mirası nedir, kimdedir acaba? Bu olumsuz eğilimleri bugün kimler temsil ediyor acaba? Halk çocuklarının nitelikli eğitim öğretime erişimini en çok kimler istemiyor acaba? Bilim düşmanlığını en çok kimler yapıyor acaba?

Türkiye’de temmuz ayı kader kaygısı ayı, öğrenci ve ailelerin en yüksek kaygısı haklı olarak, liselere geçiş sistemi (LGS) ve yükseköğretim kurumları (YKS) tercih ve yerleştirmeleri. Genel olarak yetişme/eğitim, örgün anlamda okul; ne kadar yıpratılırsa yıpratılsın sonuçta insanların kaderini belirleyen temel bir etmen.

‘Okudu da N’oldu’ çifte kandırmacası: Hem okulu değersizleştirme halkı eğitimden koparma hem de kendi kötülüğünü kapatma

“Okudu da n’oldu.” Hem söz yalan hem de niyet kötü.

Nitelikli eğitim tüm çocukların hakkı. Kötü niyet bu tür söylemler.

Halka büyük bir kötülük, hem eğitimi değersizleştirmek için okuyan işsiz kalıyor yalanını söyleme hem de kendi eğitim düşmanlığını, eğitimde yapmadıklarını farklı bir dille kapatmaya çalışma, “aslında iyi eğitim veriyoruz da okul bir işe yaramıyor” kandırmacası.

Bu sözün açık bir yalan olduğunu resmi TÜİK istatistikleri gösteriyor.

Okudu ve hem görüsü arttı hem de iş gücüne katılımı arttı

“Okudu da n’oldu” sözünün yanıtı, iyi ki okudu, okumayanların, nitelikli eğitim imkânı bulamayanların geleceği ne oluyor, ona bakalım, “okumayan, eğitimsiz kalan toplumlar ne oluyor, iyi eğitim verene toplumlar ne oluyor, dünyaya bakınca çok daha iyi anlaşılır.

Resmi TÜİK verilerine bakmak bile pek çok şeyi gösteriyor.

İşgücü göstergeleri 15 yaş üstü 66 milyon 740 bin nüfusun 35 milyon 116 bininin iş yaşamına yöneldiğini, iş gücüne katıldığını gösteriyor. Maalesef bu oran çalışabilir yaştaki nüfusta yüzde 52 düzeyinde kalıyor, çağdaş gelişmiş ülkelerle kıyaslanınca çok gerilerde kalıyor.

Mevsim etkisinden arındırılmış temel iş gücü göstergeleri, 15+ yaş, I. Çeyrek: Ocak-mart, 2026

Bu yüzde 52’nin de bir kısmı işsiz veya part time çalışabiliyor, ücretler ise zaten çok düşük bulunuyor.

Bunları bir not olarak bırakırsak, eğitim her şeyden önce, bir işte ücretli çalışmaktan öte, bir görü bilinçlenme özgürleşme alanıdır. Hatta endüstri devrimine kadar iş için okumak ayıp karşılanırdı, özgür sınıfların iş yapmaya ihtiyacı yoktu, örgün eğitim, okullar bu özgür üst sınıflar içindi.

Eğitim öğretim her şeyden önce temel bilgi ve becerilerin geliştirilmesidir, duyarlılıkların ve yurttaşlığın inşasıdır, demokrasinin zorunlu bir asgarisidir. OKUMAYANIN TAM RÜŞTÜ YOKTUR. Okumayan, mevcut anayasa ve yasalarla bile pek çok konuya haiz sayılmamaktadır.

Konunun bu insan olma, görü, bilinç kısmını da not ederek bırakalım.

Bugün ana sorumuz, EĞİTİM ile İŞ GÜCÜNE KATILIM arasındaki ilişki. Eğitim düzeyi ne kadar artarsa iş gücüne ve istihdama katılım o kadar artıyor. YÜKSEKÖĞRETİM MEZUNLARININ iş gücüne katılımı yüzde 75.2 ve bizzat istihdamı yüzde 69.3.

Bu oran eğitim seviyesi düştükçe düşüyor. Okuryazar olmayanların iş gücüne katılımı yüzde 14.2’ye, bizzat çalışıyor olması yüzde 13.5’e iniyor.

Mesleki teknik lise mezuniyeti genel liseden biraz daha iyi gözükmekle beraber genel lise mezunları yükseköğretime gittiklerinden, yükseköğretim mezunları en yüksek işgücü katılımı gösterdiklerinden uzun erimli durum sonuçta daha iyi ve yüksek öğretim, daha yüksek işgücü katılımı ve daha iyi ve yüksek özlükler ve ücretler anlamına geliyor.

 

Eğitim, kadınların eşitlenmesi bakımından daha kritik

Eğitimin bilgi bilinç ve işgücüne katılımı yanında cinsiyet grupları arasındaki ayrımcılığın aşılması bakımından çok daha önemli bir işlevi daha bulunuyor.

Lise altı eğitimlilerde erkeklerin işgücüne katılımı lise ve üstü eğitimlilere göre 9, yükseköğretime göre 23 puan kadar farklılaşırken kadınlar için bu farklılaşma 42 puana kadar çıkıyor.

Lise altı eğitimde erkeklerle kadınlar arasında 37 puan fark varken yükseköğretimde 19 puan fark bulunuyor.

İstihdama katılım 2 yıllık ön lisansa göre 4+ yıllık lisansta çok daha yüksek: Yüzde 66.4’e yüzde 73.9

TÜİK “yükseköğretim istihdam göstergeleri, 2025” yayımladı. Bu istatistikler “2015-2024 yıllarında Türkiye’de bir yükseköğretim programından lisans ve ön lisans düzeyinde mezun olan ve 2025 yılında adrese dayalı nüfus kayıt sistemi’nde (ADNKS) yer alan bireylerin kayıtlı istihdam oranları, mezuniyetleri sonrası ilk iş bulma süreleri, aylık ortalama kazançları ve mezuniyeti ile uyumlu bir alanda çalışma oranları hesaplamaları” ndan oluşmaktadır.

Bu istatistiklere göre, son 10 yıllık mezunlar dikkate alındığında, 2025 yılında lisans mezunlarının kayıtlı istihdama katılımı yüzde 73.9 iken bu oran ön lisansta yüzde 65.7’dir.  

Ayrıca ÖN LİSANSTA erkeklerle kadınlar arasında 25 puan fark bulunurken (erkeklerde yüzde 80, kadınlarda yüzde 55 civarında) LİSANSTA 15 puan kadar fark bulunmaktadır (erkeklerde yüzde 80, kadınlarda yüzde 65-70 civarında).

 

Herkes üniversitede değil

Keşke herkes yükseköğretime gidebilse. Geçen hafta yazdım, 17 yaş çağ nüfusunun yüzde 40’ı YKS sınavına bile girmemiş.

Yükseköğretime gidenlerin de çok büyük bir kısmı üniversitede değil zaten, 6.7 milyon öğrenciden 3 milyonu açık öğretim programlarında.

Üniversiteler genel bilim sanat vermiyor, yüzde 90 meslek/uzmanlık programlarına dönüşmüş

Bir başka yanlış kanaat veya kandırmaca da üniversitelerin temel bilim eğitimi teori verdiği.

Keşke öyle olabilse. Üniversite demek teori demektir, temel bilimler demektir, temel fen ve sosyal araştırmaları demektir.

Maalesef Türkiye’de üniversiteler bilim sanat felsefeden oldukça uzaklaşmış bulunuyor, meslek yüksek okulu, mesleki teknik uzmanlıklar, uygulamalı bilimlere dönüşmüş bulunuyor. Programlar bazında tüm fen edebiyat, temel bilimler, sosyal bilimler, sanat-müzik-tasarım fakülteleri toplam öğrenci sayısı 394 bin 350. Yani toplam öğrencinin yüzde 6’sı kadar.

Bilgi bilinç için de özgürlük, hak eşitlik için de eğitim şart

Yalanlara kanmayın. Gidebileceğiniz en iyi okullara ve üniversitelere gitmeye çalışın.

Dışarda “mezuna kalmayın”, en temel bilimlere, fizik kimyaya, bazen çok düşük puanla öğrenci yerleştirilebiliyor. Bu bölümler de okumak ileride farklı bir bölümde okumak istiyorsanız bile, çok anlamlıdır. Hem iyi bir programda/üniversitede dünyayı evreni canlıyı matematiği öğrenirsiniz hem de tekrar sınava girmek isterseniz iyi bir hazırlık olur.

Her bir şey için, görgü bilgi uygarlık için, daha iyi bir yaşam için, her şeyden önce de özgürlük için eğitim şart. Uygar bir ülke, demokratik bir ülke için eğitim şart. Kişiliğinizi geliştirmek için de daha iyi bir toplum olabilmek için de eğitim şart.

 

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Adnan Gümüş

LGS, YKS: Yalanlara kanmayın, en yüksek iş ve eşitlik yükseköğretimde
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et