3 Temmuz 2026 00:12

NATO: Karanlık siyasi ve askeri bir ittifak

NATO dünyanın en karanlık, siyasi ve askeri ittifakıdır. Birkaç gün sonra Türkiye’de gerçekleştirilecek olan yeni NATO zirvesi, NATO’ya ilişkin tartışmaları olduğu gibi, yurtsever ve devrimci, bağımsızlık yanlısı güçlerin NATO’dan çıkılması, NATO’nun dağıtılması amaçlı eylemlerini de beraberinde getirdi. Durum böyle olunca NATO’ya ilişkin bazı gerçekleri hatırlatmak zorunlu oluyor. Tarihi dünya halklarına karşı siyasi cinayetler, komplolar, darbeler ve müdahalelerle doludur. Kuruluş amacı “Dünyayı komünizmden kurtarmak”, sözde demokrasi denen Batının emperyalist-kapitalist sistemini savunmaktır. NATO ülkelerinde kurulan ve doğrudan CIA ve ABD tarafından yönetilen Gladio gibi kontrgerilla örgütleri, NATO ülkelerinde iç siyasete doğrudan müdahil olmuşlar, cinayetler işleyip, suikastlar düzenlemişler, “komünizme karşı mücadelede” kendi halkları ve işçi sınıfını baş düşman olarak görmüşlerdir. Türkiye’de ise bütün bu faaliyetler Özel Harp Dairesine bağlı olarak yürütülmüştür. İktidarların, Milliyetçi, dinci, gerici örgütlerin halk ve ülke düşmanı faaliyetleri bu gerçek dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bütün bunları dikkate alarak söyleyebiliriz ki: NATO ABD emperyalizminin tartışmasız önderliğinde “Soğuk Savaş’ın” politik ve askeri örgütü olmuştur.[1]  ABD’nin şefleri bu döneme NATO 1:0 diyorlar.

Duvarların yıkılması ile “komünizmin yenildiği” ilan edilmiş, NATO görünüşte “görevsiz” kalmıştır. Ancak başta ABD emperyalizmi olmak üzere emperyalist sistemin savunucuları NATO’ya yeni görevler bulma konusunda hızlı davranmışlardır. Çünkü aslında komünizm öcüsü olarak gösterdikleri dünya halklarının her türden bağımsızlık ve sosyal kurtuluş mücadeleleridir ve NATO için bu baş düşman değişmeden yerinde durmakta, “Tarih bitti” denilen yerde, uluslararası işçi sınıfı ve halklar yerli yerinde durmaktadır. ABD açısından hem bu görevin hem de diğer Batılı emperyalistleri hegemonyası altında tutmanın temel örgütü NATO’dur ve bu devletlerin pek çoğu görünüşte NATO operasyonları olmayan işgal ve müdahalelere ABD’nin destekçileri olarak hep katılmışlardır. Halklara karşı savaşta “uluslararası terörizm, fanatik dincilik vb.” bütün bu operasyonlarının ve NATO’nun devamının gerekçesi yapılmıştır. Ülkeler bölünüp parçalanmış, işgaller ve müdahaleler gerçekleştirilmiş, yönetimler değiştirilmiştir.  Bu dönem aynı zamanda NATO içindeki çelişkilerin açığa çıktığı, başlangıçtaki tartışmasız ABD egemenliğinin sarsılmaya başladığı, diğer Batılı emperyalistlerin toparlandığı, AB’nin kurumsal yapılarının geliştiği ve AB içindeki büyük emperyalist ülkelerin yavaş yavaş kendi emperyalist iddialarını sergiledikleri, Çin’in yükseldiği, Rusya’nın ‘Ben buradayım’ dediği bir dönemde olmuştur. NATO’nun Doğu’ya karşı genişlemesi, Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kışkırtılması bu gelişmeler ışığında değerlendirilmelidir. Bu dönem aynı zamanda gerekçeleri ve kalkış noktaları farklı olsa da emperyalist şeflerin “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti, NATO kağıttan kaplan” nitelemelerini yaptığı bir döneme doğru uzanmıştır. NATO’nun büyük şefi diğerlerine “Bizim korumamız altında palazlandınız, güçlendiniz, Batı emperyalizminin egemenliğini sürdürmek istiyorsanız şimdi elleri cebe atma, silahlanmayı artırma zamanı” demektedir. Geride kaldığını söyledikleri bu döneme de NATO 2.0 diyorlar.

Ankara’da toplanacak olan NATO zirvesi işte bu koşullar altına yapılıyor ve NATO’nun yeni hedeflerini belirlemesi ve bu temelde birlik olması gerektiği ileri sürülüyor. NATO’nun artık tartışılır olan büyük şefi ABD açısından hedef net ve açıktır: NATO üyelerinin Çin ve Rusya’ya karşı siyasi, ekonomik ve askeri olarak birlikte davranması... ABD’li şefler buna da NATO 3.0 diyorlar. ABD emperyalizmi Trump yönetimiyle birlikte Rusya’yı Çin’den ayırma manevraları yapmış, ancak bu gerçekleşmemiş, ABD Rusya konusunda Avrupalı büyük emperyalistlerin Rusya politikasına doğru dümen kırmıştır. Rusya konusunda muhtemelen ciddi bir anlaşmazlık olmayacaktır.

Ya Çin konusunda? Biden döneminde de ABD Avrupa’yı Çin’e karşı tutum almaya zorlamıştı. Trump ise işe Çin’e karşı ticaret savaşları ile başladı ve diğer ülkelere de gümrük vergileri ile mücadele açarken, onlardan Çin’e karşı tutum da bekledi, zorladı. Ancak Çin büyük lokma ve ABD’nin NATO’ya giydirmek istediği 3.0 modeli oldukça sorunlu gözüküyor. NATO zirvesi toplanmadan önce AB ve Çin aralarındaki ilişkileri görüşmek üzere bir araya geldiler. AB’nin Çin’e karşı ticari açığı geçen yıl 360 milyar avro oldu ve ilişkiyi koparmak olanaklı görünmüyor. ABD, Çin arasındaki ekonomik ilişkiler ise daha da karmaşık. Yani bu konu oldukça sorunlu ve ciddi. AB ülkeleri kendi yollarını izleyeceklerdir. ABD’li şeflerin 3.0 hedefleri gerçekleşmeyecek, bu hedef zirve sonrası verilecek birlik, beraberlik mesajları altında gizlenen anlaşmazlıkları ortadan kaldırmayacaktır. 

Açıkçası NATO’nun Ankara zirvesi bazılarının iddia ettiği gibi NATO’nun sonunu ilan etmeyecek, NATO iç çelişkileri büyüyen, aralarında bağların çözülmediği ama gevşediği politik ve askeri bir birlik olarak devam edecektir. Ne AB’nin ne de ABD’nin, Çin’i ekonomik, askeri ve politik olarak engellemeye gücü yetecektir. Bu durum sadece NATO dışındakilerle, içindekiler arasında değil, bu ittifakın kendi içinde de emperyalistler arası çelişkileri sertleştiren, gelişmelerin yönünü karanlık bir belirsizliğe doğru sürükleyen bir dönemin içine girileceği anlamına gelmektedir. Uluslararası işçi sınıfı, dünyanın emekçi halkları geçmişe göre daha çetin koşullarla karşılaşacaklar, yükselen silahlanma ve savaşçı politikalara karşı mücadelelerini de hiç kuşkusuz yükselteceklerdir.

Türkiye açısından ise durum şöyle gözükmektedir. NATO’nun en fazla tartışıldığı dönemde Saray rejimi en sıkı NATO’culuğa ve Amerikancılığa sarılmaktadır. Bir taraftan “millilik ve yerlilik” demagojileri yapılırken ülkenin askeri birikimi ve insan gücünün bir yandan AB’ye, diğer yandan ABD’ye pazarlandığı, “kilit ülke, merkez ülke” demagojileri ile halkın ikna edilmeye çalışıldığı, üstleneceği saldırgan Amerikancı politikaları “stratejik akıl, devlet aklı” olarak pazarladığı bir dönem yaşanmaktadır. Bu koşullarda Amerikan motoru olmadan “milli uçak Kaan” uçamamakta, Amerikan “meşruiyeti” olmadan Saray rejimi ayakta kalamamaktadır. Ülkeyi yönetenler NATO üyeliğini kendi bekaları için en büyük güvence olarak görmüşlerdi ve bu devam ediyor. Türkiye halkları, işçi sınıfı ve emekçi kitleler ülkenin kaderini kendi ellerine alabilecekleri bir mücadeleye giremezlerse, ülke karanlık bir dehlizde yuvarlanmaya devam edecektir.


Dipnotlar:

  1. ^ Bütün bunların ayrıntıları için Teori ve Eylem dergisinin yaz sayısına bakılabilir.

Ahmet Yaşaroğlu

NATO: Karanlık siyasi ve askeri bir ittifak
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et