Amerikancılığın rezil halleri
İş birlikçi Türkiye egemen sınıfı ve onların hem bugünkü iktidarları hem de geçmiş iktidarları dozajları ve söylemleri farklılık gösterse de hep Amerikancı olmuşlardır. Onların iktidarlarına dış politikada damga vuran ortak karakteristik özellik budur. NATO zirvesine katılmak için Türkiye’ye gelen Trump’a yapılan karşılama, ondan istenilenlerin listesi, milli savunma bakanının açıkça “ABD’nin vazgeçilmez olduğunu” yüksek sesle bir kez daha ilan etmesi sadece malumun ilanı değil, aynı zamanda göbekten bağımlılığın gelecekte de neden zorunlu olduğunun ilanıdır. Bakan Avrupa’nın “Savunmaya daha güçlü katkı yapmasını memnuniyetle karşılıyor” ama bunun “NATO ile rekabete dönüşmemesi gerektiğini” söylüyor! Yani hepimiz Amerikan çıkarlarını korumakta birleşmeliyiz diyor. Bakan bey “NATO ABD’dir” tespitine sıkı sıkıya bağlı! Ama bu bağlılık halka ‘NATO güvenliğimizi sağlıyor’ propagandası ile pazarlanıyor ve Ortadoğu’da, Karadeniz’de Kafkaslarda ve ABD çıkarlarının söz konusu olduğu her coğrafya da ona hizmet etmenin kılıfı olarak kullanılıyor. Rusya’ya, İran’a düşmanlık körükleniyor, ABD çıkarlarının askeri olmaya methiyeler diziliyor. Trump Türkiye’de iken İran’a saldırı emri veriyor ve “sevdiği adama” hedefi gösteriyor.
Peki NATO zirvesi ve öncesinde, zirve sırasında ülkede neler yaşandı? Öncelikle ilan edilmemiş bir sıkıyönetim yaşandı. NATO karşıtı gösterilere vahşice saldırıldı, artık kırıntısının kalıp, kalmadığı tartışılan hak ve özgürlüklere karşı yeni bir saldırı dalgası, Deniz Göktaş gibi komedyenleri ters kelepçeyle tutuklama gösterisine kadar genişledi. NATO’nun sözde “demokratik şeflerine” ‘İşte biz buyuz, bizi böyle kabul etmek zorundasınız’ mesajı bundan daha açık verilemezdi. Bu arada zirve gürültüsü arasında İmamoğlu’nun savuma hakkı gasbedildi. Böylece gerek ABD’ye gerekse de AB’ye ‘Ordumuza, silahlarımıza, sizin için ölmemize ve öldürmemize muhtaçsınız, sizin için bunları yapmaya hazırız’ denilmiş oldu. ABD liderliğindeki NATO şeflerinin de “birlik ve beraberlik içinde aile fotoğrafı” verip, aynı masada otururken, masa altında ne kadar birbirlerini tekmelediklerini ayrıntılar ortaya çıktıkça öğreneceğiz. Ama bazı liderlerin Trump ile karşı karşıya gelmemek için köşe kapmaca oynadıkları da görüldü.
Bu tür zirvelerde adet olduğu üzere “aile fotoğrafı” çekildi, birlik beraberlik mesajları verildi. Ama tecrübe ile sabittir ki, bu zirvelerden sonra yayımlanan “birlik, beraberlik” bildirileri, gerçek çıkarların çatışması ile kısa sürede göz ardı edilir. NATO’nun “5. maddesine sadığız, birimize yapılan saldırı hepimize yapılmış sayılır” dendi, ama bir NATO üyesinin topraklarına diğer NATO üyesinin göz dikmesine -Grönland- karşı ne yapılacağı açıkta kaldı! İspanya ticaret ambargosu ile tehdit edildi. NATO 3.0 çatlakların ve çelişkilerin su yüzüne çıkması ile gündeme gelmişti. ABD için büyük lokma olan Çin’e karşı politika ve Avrupa’nın silahlanma atağı, bu silahlanmanın çoğunun ABD’den alınacak silahlarla sağlanması için yapılan atak, ABD ile Avrupa’nın tayin edici devletleri arasındaki çatlakları ve çelişkileri daha da derinleştirecek ve sertleştirecektir. Zaten NATO 3.0’ın ortaya atılması da bu gelişmelerin ürünüdür ve birlik ve beraberliği değil, şimdilik zorunlu olarak kabullenilen farklılıkların sineye çekilmiş olduğunu ifade etmektedir. Sadece zirve sırasında ise 50 milyar doları aşan silah alımları, silah tekellerinin kasasına aktı.
Zirve öncesinde, zirve sırasında halkı uyutmak ve kandırmak için “millilik ve yerlilik” propagandası yapan iktidar ve onun yandaşı basının emperyalizm, NATO ve Amerikan severliğinin vardığı nokta ise ibret vericidir. ABD Başkanı Trump’ın ağzından çıkacak tek bir övgü sözcüğünü kaçırmamak ve bunu köpürtüp halkı “Türkiye’nin önemi” ve Amerikan çıkarlarının peşine takılmasına ikna edilmesinde kullanmak için adeta destanlar yazdılar. Yalakalıkları her türlü ölçüyü aştı. Trump’ın kullandığı arabalara bile hayranlık duyuldu. Türkiye elbette bulunduğu coğrafya ve potansiyeli bakımından hiçbir emperyalistin görmezden gelemeyeceği stratejik olarak önemli bir ülke. Ama bu önem: Spekülatör Soros’un sözleri ile ifade edersek “Türkiye’nin en önemli ihraç ürünü ordusudur” politikasına dönmüşse, ülkenin yer altı ve yer üstü zenginlikleri emperyalist tekelleri ve devletlerin soygununa ardına kadar açılmışsa, orada artık bu önemin uşaklık ve bağımlılık için kullanıldığı bir durum söz konusudur. Ülkeyi yönetenlerin durumu da tam olarak bu politikayı ifade etmektedir. Ülkenin bağımsızlığını, halkın onurunu korumak, demokratik ve bağımsız bir ülke kurmak işçi ve emekçi halkın, bağımsızlık ve yurtseverlik duygusu taşıyan herkesin görevidir.
Bir NATO zirvesi daha geride kaldı. Ama günlük politik mücadele açısından bazı önemli noktaların altını daha kalınca çizmek gerekiyor. NATO zirvesinin ülkede olmasından dolayı “NATO dağıtılsın, NATO’ya hayır, NATO’dan çıkılsın” sloganları doğal olarak hep birlikte atıldı. Ama bu sloganların politik mücadelede karşılığının aynı olmadığını da anlamak gerekiyor. NATO’dan çıkılsın sloganı ülke için somut bir ajitasyon ve eylem çağrısı anlamına geliyor. Bundan sonra da bu hedefi göstermek ve eyleme çağırmak için ajitasyonda kuşkusuz kullanılacaktır. NATO dağıtılsın sloganı ise genel olarak bir propaganda sloganıdır ve işçi sınıfı ve emekçi kitleler içinde bu fikrin güçlendirilmesi, halkın aydınlatılması için her türlü araçla yaygınlaştırılması doğru olacaktır. Bu bir yanıyla da her ülkede işçi sınıflarının ve emekçi halkların birlikte uluslararası mücadelelerinin görevidir. Enternasyonal bir görevi ifade eder. Emperyalistler aralarında keskinleşen çıkar çelişkilerinden dolayı dünyayı yeni paylaşım savaşlarına doğru sürüklemek istiyorlar, dünya halkları da silahlanmaya, silahlı ve siyasi ittifakları dağıtmaya karşı mücadeleye atılmak zorundalar. Emperyalizmin dünya halklarını karanlık bir geleceğe sürüklemesi başka türlü engellenemez.
Evrensel'i Takip Et