26 Haziran 2026 00:05

Hariçten gazel mi okuyoruz?

Bazı çevreler CHP merkezli gibi görünen sorunlar için “bunlar bu partinin iç sorunu” diyorlar ve bu sorun hakkında düşünce açıklayanları bazen ‘hariçten gazel okumakla’ suçluyor ve onlara size ne oluyor diyebiliyorlar. Önce şu gerçeğin altını çizelim: Eğer partiler, ayrımsız “demokratik yaşamın vazgeçilmez unsurları olarak görülüyorsa, bu yaşamı ihlal eden her türlü anti-demokratik uygulama bu ülkenin tüm yurttaşlarını ilgilendirir. Örneğin partilerin başına kendi genel kurullarında, kongrelerinde seçilen meşru yöneticiler sıradan bir mahkemenin kararı ile görevden alınabiliyor, yerlerine başkaları yönetici olarak atanabiliyorsa o zaman ortada söz konusu partiyi aşan, ülkedeki “demokratik yaşamı” tartışmaya açan çok ciddi bir sorun var demektir. Demokrasi isteyen her yurttaşın görevi demokratik hak ve özgürlükleri savunmak ve korumaktır.

Bir diğer bakış açısı da şudur: Burada işin içine AKP-CHP karşıtlığı da katılıyor ve ‘bunlar tekelci burjuvazinin partileri, aralarındaki çelişkilerden ötürü birbirlerini yiyorlar, bırakalım bunlar birbirini yemeye devam etsinler’ deniliyor. Kuşkusuz işbirlikçi tekelci burjuvazinin kendi aralarında ciddi çelişkiler olabilir ve onlar kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için aralarında kıyasıya bir rekabete ve mücadeleye girişebilir. Ama onların bu mücadelesine temel olan sorun ülkede demokrasi mücadelesinde ayrı tutumlara yönelmiş olmaları değildir. 

İşbirlikçi tekelci burjuvazinin aralarında mücadeleye konu olan sorunlar ekonominin farklı dallarında faaliyet göstermelerinden kaynaklanan sorunlardır. Bazıları ihracata dayalı bir üretim gerçekleştirir, bazıları finans ağırlıklıdır, kimi turizm sektöründedir, kimisi harp sanayisindedir, kimileri tekstilcidir, kimileri iktidardan aldığı yağlı ihalelerle öne çıkmıştır, vergi indirimleri ve teşvikler eşit dağılmıyordur. İktidarın işbirlikçi büyük sermayenin çıkarları için, başta faiz ve döviz politikaları olmak üzere uyguladığı ekonomi politikaları bazılarını memnun ederken, diğerlerinde şikayete neden olabilir vb. Ama işçi sınıfına ve emekçi kitlelere karşı iktidarın uyguladığı baskı ve zorbalık politikalardan hiç birisi rahatsız değildir, sürekli olarak daha fazlasını da isterler. Tekelci burjuvazinin partileri olsalar da olmasalar da genel olarak düzen partileri tekelci burjuvazinin ve kapitalizmin çıkarlarını ve sınıfsal egemenliğini savunurlar. Aralarındaki çelişkiler yönetim biçimlerine ilişkindir ve doğrudan politik sorunlardan kaynaklanır. Bu çelişkiler ülkede bugünlerde olduğu gibi çok keskin ve sert biçimlere bürünebilir.

Bugün güncel olarak devam eden AKP, butlan CHP’si, seçilmiş CHP çelişkileri ve mücadelesine yukarıda saydığımız gerekçelerden sadece politik olan damga vurmaktadır. Bu çelişkinin bir yanında Saray Rejimi ve onun destekçisi pozisyonuna gelmiş atanmış butlan CHP’si, diğer tarafta koşullarında zorlaması ile mücadelesini siyasi demokrasi mücadelesine doğru genişletmek zorunda kalan seçilmiş, meşru CHP yönetimi bulunmaktadır. Söz konusu olan anti-kapitalist, anti-tekelci bir mücadele değil, siyasi demokrasi mücadelesidir. Tekelci burjuvazinin kendi çıkar ilişkilerinden kaynaklanan çelişkiler AKP içinde zaten vardır ve sürmektedir. Bu tür çelişkilerden işçi ve emekçi halk yararına bir sonuç çıkmaz. Bu nedenle sürmekte olan siyasi demokrasi mücadelesine tekelleri bahane ederek veya CHP’nin iç sorunu diyerek kayıtsız kalmak sadece apolitik bir platforma savrulmak değil, güçlü olana -Saray Rejimi- avantaj sağlamak anlamına da gelmektedir.

Bu mücadeleye katılan sol ve devrimci safta yer alan parti ve gruplar genel olarak ve onlara kefil olmadan söylersek, bu mücadeleye seçilmiş CHP’nin politikası ve programı egemen olsun diye değil, bu mücadeleyi demokrasi mücadelesi olarak gördükleri için katılmakta, kazanılması durumunda bu demokrasinin çerçevesinin geniş olmasını sağlama amacı gütmektedirler. Bu mücadeleye katılmayan bir sol da vardır, bu solcular her halde ittifaksız, müttefiksiz, birlikte mücadele etmeden demokrasiyi kazanmanın, devrim yapmanın ve iktidar olmanın bir ‘ilmini’ bulmuşlardır! Bu ‘simyacıları’ kendi haline bırakmak gerekir. Yansızlık da işçi sınıfının ve onun politik tutumunun bir unsuru değildir. Ortada cereyan eden mücadeleye katılmak, her sorunda tutum almak, bütün bunların içinde ileriye doğru açılan yolu bulmak işçi sınıfının ve onun politikacılarının kazanması gerek bir özelliktir ve bu yeteneği gösteremeyenlerin gidebilecekleri bir hedef, başarabilecekleri bir amaç yoktur. 

Ahmet Yaşaroğlu

Hariçten gazel mi okuyoruz?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et