10 Temmuz 2026 00:08

NATO gelip geçerken Türkiye

Sonuç bildirisi önceden hazırlanmış, araya ikili görüşmelerin sıkıştırıldığı, ayak üstü ticari anlaşmaların üstünden geçildiği, Trump şovun bolca sahnelendiği NATO fuarı, kapatılmış şehir Ankara’dan geldi geçti. Dünyaya kendi mahallesiymiş gibi davranan ve kimi sevip sevmediğini saydığı müttefikleri hakkında dedikodu yapan Trump’ın, itaatkarlık ve sadakat düzeylerine göre sıraladığı liderler arasında Erdoğan birinci sıraya yerleşti.

Trump birçok mesajını Erdoğan üzerinden verdi. Her fırsatta Rahip Bronson olayını hatırlattığı, sert ve zor olmasına rağmen sözünü dinleyen bir Erdoğan profilinin hatlarını belirginleştirmekte çıkarı var çünkü. Bu kez Bronson menkıbesine “Türkiye İran savaşına dahil olacaktı ama ben ona girme dedim, girmedi” eklemesini yaptı. Büyük Ortadoğu Projesinden bu yana muhataplarının kendisine yakıştırdığı ‘model ülke’liği memnuniyetle satın alan Türkiye yönetiminin zayıf yanını iyi bilen Trump, Erdoğan nezdinde ülkeyi yine model ülkeleştirdi. Ölçütü kendisine ve ABD’ye sadakatti. Böylece sadakat ve bağlılık karşılığında diğer liderlere ülkelerinin neler kazanacağı mesajını Erdoğan üzerinden verdi. Elbette kısmen aba altından sopa göstermek anlamına da geliyor bu: Beni dinlemezseniz nezdimde hiçbir şeysiniz. Nitekim İtalya Başbakanı Meloni ve İspanya lideri Sanchez’i dünyanın gözü önünde bezdirdi. Öte yandan Danimarka’dan arsızca talep ettiği Grönland konusunda Avrupa’nın direncini kırmak için de Trump kendisine bağlılığı temin etmek zorunda. Tam bir şantajcı ve nispetçi gibi, şantaj yapıyor, hakaret ediyor, yalan söylüyor, namlunun ucunu gösteriyor, muteber örnekler üzerinden cömertliğini kanıtlamaya çalışıyor… Elbette tutarsa.

Muteber örnek boğaz köprüsünü ABD bayrağının renkleriyle ışıklandıran, havaalanında bir binaya Trump adını veren, NATO’dan ve Trump’tan nefret eden kendi halkını ‘önleyici operasyonlarla’ ya da eylem sırasındaki gözaltılarla sindiren Türkiye yönetimidir. Bu yüzden Trump Türkiye’yi en sadık ülke ilan etti. Tıpkı bir vassalın efendisi tarafından taltif edilmesi gibi. Ödül olarak Trump CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağını, F35 geliştirme Programından çıkarılan Türkiye’ye, parası peşin alınmış bu uçakların artık teslim edileceği taahhüdünde bulundu. Sonra bu kesin vaatleri ‘verebilirim, yapabiliriz’ gibi belirsizlik ifadeleriyle ucu açık pazarlığa bağladı. Çünkü diz çökmenin sınırı ona göre yok. Türkiye biraz daha ABD’nin isteklerini yerine getirmeli!

Ancak anlaşılan şu ki ordusunun gücü ve silah sanayisindeki gelişmesi üzerine bol bol övgü konusu olan Türkiye’ye somut olarak Hürmüz boğazındaki mayınları temizleme işi havale edildi ve muhtemel kara harekatlarının potansiyel aktörü listesine yazıldı. Türkiye adına bu görev iktidar tarafından kabul edildi. Ancak İbrahim Kalın’ın ve onunla aynı dozda konuşan Hakan Fidan’ın ifadelerine bakılırsa Ortadoğu ile sınırlanmış görev tanımına itiraz var; NATO’nun kuruluşundan bu yana örgütün güney kanadının güvenlik gücü misyonuna dahil edilen Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliğinden de sorumlu olması talep ediliyor. Ne yaparsa yapsın Batı emperyalistlerinin ligine eşit bir üye olarak dahil olamayan Türkiye’nin refleksleri NATO’ya katıldığı 1952 refleksini aşamıyor. O zaman bunun için Kore’de bedel ödenmişti, şimdi ise yine bu bedele hazır görünüyor ve Ukrayna sorununda Avrupalı emperyalistlerin yanında durmak istiyor. Türkiye yönetenleri Avrupa’nın güvenliğinin Avrupa’ya indirgenemeyeceğini Türkiye’ye kanat ülke muamelesi yapılmamasını istiyor, hiyerarşik ilişkileri eleştiriyorlar. Ne var ki Trump’a sadakatin müeyyideleri sınırsız; Miçotakis ve Netanyahu’yla uzlaşmak, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’deki stratejik planlarına tam biat talep ediyor Trump. Öyle görünüyor ki ABD’nin parayla sattığı füzeleri alabilmek için bile gösterilen teminatın, göreve adanmışlığın sınanması hiç bitmeyecek. Türkiye şimdilik mayın temizlesin!

Bu arada sabah koşusuna çıkabilsin diye kendisine Ankara’da koskoca bir parkın kapatıldığı Macron Ankara’ya gelmeden önce Şam’a uğramıştı. Bu ziyaretiyle, yeniden inşa sürecine dahil olabilmek için ticaret ve inşaat firmaları adına hem Şara’nın hem Trump’ın kapısını aşındıran Türk heyetlerinin önüne geçti. Şam’a yanında götürdüğü başta Total Energies olmak üzere çeşitli tekel temsilcileriyle birlikte Macron, Suriye havacılık ve hava seyrüsefer sistemlerinin modernizasyonu, enerji ve su altyapısının güçlendirilmesi ile sağlık sektörünün desteklenmesi konusunda Şara ile anlaştı. Türkiye’nin Osmanlı bakiyesi olarak gördüğü Şam’da Şara Suriye’nin kapısını esas olarak eski sömürgecisine, Fransa’ya açmış oldu. Yani Türkiye için güney cephesi hükümranlığı bile cepte değil. NATO tablosunda geri dönenler arasında sadece Trump değil Suriye’nin eski sömürgecisi Fransa da var; Suriye ile Lübnan’ın ilişkisi konusunda da direktifler vererek Şam’dan ayrıldı.

Türkiye birkaç boş sevgi sözcüğünden başka NATO’dan ne kazandı denirse bunun yanıtı ‘hiç’ olacaktır. Bu yanlış soruya yanlış cevaplar verme işini havuz medyası üstlensin, dünya liderliği üzerine laf tüketsin. NATO halklar için değil halklara karşı kurulmuş bir örgüt. Ankara’nın hali ve protestolara muamele buna bir örnektir.

Nuray Sancar

NATO gelip geçerken Türkiye
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et