NATO 3.0 masasında kozlar, mallar ve ahalinin tanzimi
NATO 3.0, Örgütün Genel Sekreteri Mark Rutte ’nin AA muhabiriyle yaptığı söyleşide kullandığı kavram. Atlantik bölgesinin güvenliğinin başlıca tehdidi olarak görülen SSCB’yi yıkmak ve komünizmle mücadele olarak belirlediği kuruluş gerekçesini kaybettikten sonra bocalayan, kimi üyelerinin misyonunu tamamladığını iddia ettiği NATO, Rutte ‘nin argümanından yola çıkılırsa 2.0 dönemini terörizmle mücadele olarak belirlemişti. Kimi devletlerden, ABD’nin silah desteğine sahip yapılandırılmış devlet dışı güçlere kadar genişletilmiş hedefler NATO’nun güvenlik konseptine dahil edildi. Bu dönemin Körfez savaşı, Irak ve Afganistan işgalleri, Suriye’de iç savaş, Libya müdahalesiyle taçlandığı söylenebilir.
Ankara’da toplanacak zirvede Rutte, NATO’nun üçüncü dönemindeki önceliklerinin altının çizileceğini söylüyor. Aslında bunlar büyük ölçüde önceki iki zirvenin sonuç kararlarında netleştirilmişti. Çin ve Rusya’ya karşı silahlanmak, NATO’nun başlıca ülkelerinin nükleer caydırıcılığını güçlendirmek, Avrupa ülkelerinin kendi güvenlik masraflarını ve bu arada ABD’ninkini de karşılaması ve nihayet Ortadoğu’nun siyasi olarak yeniden inşası.
Rutte NATO’nun, savunma harcamalarında üst sınıra yükseldiğini ama esas sorunun silahlı kuvvetlerde görev yapacak kadın ve erkek personelin temini, savunma sanayisinin üretim kapasitesinin artırılması olduğunu söylüyor. Buradaki savunma sanayisi kavramını silahlanma ve savaş sanayisi olarak okumak gerekir.
Türkiye, güçlü ordusu 3 bin şirketten oluşan savunma sanayisi işaret edilerek Rutte ‘nin övgüsünü alıyor. ABD’nin körfez savaşından bu yana binlerce kilometre uzaktaki hedefleri füzelerle vurabildiği, hasmının füzelerine havada kenetlenip onları etkisizleştirdiği bir teknolojik gelişkinlik sürecinde NATO’nun kadın ve erkek personele duyduğu ihtiyaç ne anlama gelir? Öyle görünüyor ki İran’a bombalar yağdırdığı halde kara harekatı yapamayan ABD bu süreçten bir ders çıkardı. Eksiğini Türkiye gibi sadık ve hevesli müttefikleriyle kapatmak niyetinde.
Bir işaretle Baltık savunma tatbikatına ‘orada ne işimiz var’ demeden koşacak kadar itaatkar, NATO’nun ve ABD’nin savaş cephesine kuzeyden, güneyden ve doğudan komşu olması yüzünden stratejik bir öneme sahip bir ülkenin bu kadar övgüye mazhar olması şaşılacak bir şey değil. 2000’li yılların başında ‘Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur’ diyen Soros’un nihayet günü gelmiş oluyor. Ne de olsa böyle bir ihraç ürününün kapıda peptisitli çıktı diye geri döndürülme imkanı yok! Türkiye’ye verilen örtük mesaj yakıp yıktıklarımızı yeniden inşa etmek için can atıyorsan o halde sen de yıkıma dahil ol, olacak…
Türkiye yönetici sınıfı bu alışverişin farkında ve ama onun da bir ajandası var. Dört tarafı ateşle çevrili bir coğrafyada bir yandan yayılmış bir ‘süreç’, bir yandan da örgütsüz, hakları tasfiye edilmiş ucuz emek cehenneminin inşasıyla yabancı sermayeye güvenlik satıyor. Dünya mali sermayesinin silahlı güçlerinin toplandığı masaya savunma sanayisinin yanı sıra koyduğu koz, toplumsal güçlerin kâh vaatle kâh baskıyla kötürümleştirildiği bir iç güvenlik metası. Sessiz iç cephe.
NATO ahalisi gecekondu bölgelerinin paravanla örtüldüğü, okulların tatil edildiği, eylemlerin yasaklandığı bir kente gelecek. Vitrinin arkasında ise hayatı birkaç günlüğüne felç edecek uygulamalar var. Araçlara getirilen umuma açık yerlerde park yasağı, düğün derneklerin iptali, öğrenci yurtlarının boşaltılması, inşaat faaliyetlerinin durdurulması, sınav, sempozyum, şenlik, panel, kapalı salon toplantılarının ertelenmesi, kamu emekçilerinin idari izinli sayılması vb. daha sayısız yasak ve baskı güvenlik metasını sessizlikle ambalajlayan ‘devlet aklı ’nın Ortadoğu usulü görücüye çıkma hali bu. Sadece Ankara değil birçok ilde valiler kendi bölgelerinde de benzer yasakları ilan ettiler. NATO toplanacak diye kısa süreli bir OHAL var.
Yevmiyeyle çalışan emekçilerin, esnafın, bu yasaklar nedeniyle uğrayacakları maddi ve halkın sosyal kayıpların telafisi için herhangi bir vaat yok. Pandemi döneminde uygulanan ‘aç kapa’ yöntemiyle edinilen deneyimin üstenden NATO zirvesi vesilesiyle bir kez daha geçen iktidar paslanan menteşelerini yağlama fırsatı buluyor.
Öte yandan bütün bir kent halkını eve kapatabilmek gelenlerin gözünde Erdoğan yönetiminin halk üzerindeki kontrol gücünün kanıtı sayılacak. Trump’ın Cumhurbaşkanı için istediği en önemli şeyi verdik dediği meşruiyet için bu alışveriş zirvesinde bir kez daha cümleten bedel ödenecek. Şurada dur, buraya kapan, şurada görünme, sesini çıkarma, şöyle giyin, oradan geçme, taksiciye kolonya lokum dayatmasının biyopolitiği emir demiri keser nizamının bir egzersizi. Gelenlerin bir ülkede demokrasi var mı yok mu gibi sorunlarla değil masadaki stratejik ihraç ve ithal ürünlerle ilgilendiği bir çağda belki hepsinin örnek almaya kalkacağı bir egzersiz türü.
Bütün kentlerde hafta sonu NATO protestoları yapılacak. Kimi yerlerde işgüzar yerel yöneticilerin erken aldıkları yasak kararlarına rağmen. Yeni sömürgeciliğin bu silahlı aygıtını halk hoş geldinle karşılamayacak elbette. NATO 3.0 pazarında savaş tamtamları çalanlara satılacak mal yok!
Evrensel'i Takip Et