3 Ağustos 2026 00:09

Sızan bedenler, yağmalanan zamanlar

Dut ağacının gölgesinde küçük bir ev... Dış kapıda çardağı sarmış iki üzüm asması, bir köşede incir ağacı; bir horoz, yumurtlayan üç tavuk, bir koyun, bir kedi, bir köpek...

Doğayla uyum içinde, emeğinin karşılığını alabildiğin küçük bir dünya...

Belki de insanın gerçekten zengin olabilmesi için ihtiyaç duyduğu hayat tam da budur.

Ne var ki, asgari ücrete mahkum edilmiş milyonlara neoliberal çağ, Tolstoy’un yıllar önce sorduğu o büyük sorunun peşine düşmeyi unutturdu: “İnsana ne kadar toprak gerekir?”

Bugün ise daha yakıcı bir soruyla karşı karşıyayız:

İnsana huzur için ne kadar yaşam gerekir?

Huzur, daha çok tüketmekte değil; insanın kendi emeğiyle kurduğu mütevazı dünyada saklı değil midir? Gölgesine sığındığı bir dut ağacında, dalından kopardığı bir incirde, sabahın ilk ışığında öten bir horozda, akşam eve döndüğünde onu karşılayan bir köpekte ve sessizce kucağına sokulan bir kedide...

Gerçek zenginlik, belki de insanın doğayla ve kendi emeğiyle yeniden kurabildiği hayattır.

Ama bugünün milyonlarca ücretli çalışanı için başka bir soru daha var: Gerçekten uyuyorlar mı, yoksa sadece sızıyorlar mı?

Asgari ücrete mahkum edilen milyonların elinden yalnızca refah değil, dinlenme hakkı da alındı. Sağ kalabilmek için durmaksızın çalışıyorlar. Onlarınki uyumak değil; yorgunluğun beden üzerindeki son hükmü olan sızmak.

Çünkü uyku, insanın dinlendiği, yenilendiği, rüya gördüğü ve ertesi güne hazırlandığı doğal bir eylemdir. Oysa sürekli geçim kaygısıyla yaşayan, her ayın sonunu hesaplayarak ömrünü tüketen insanlar için gece, huzurun değil tükenmişliğin adıdır. Beden sonunda dayanamayınca kendini bırakır; buna uyku değil, sızmak denir.

Bugünün düzeninde uyku bir hak olmaktan çıktı; ertesi gün yeniden çalışabilmek için bedenin zorunlu olarak şarj edildiği kısa bir sızma molasına dönüştü.

Yaşamak, insanca bir varoluş olmaktan uzaklaşıp yalnızca hayatta kalma çabasına indirgeniyor.

Günde on iki saate varan mesailer, üzerine eklenen uzun yolculuklar... Böyle bir hayatın sonunda insanın kendisine, ailesine, dostlarına, kitaplarına, hayallerine ya da yalnızca sessizce oturup düşünmeye ayırabileceği bilinçli bir zamanı kalmıyor.

Asıl yağmalanan yalnızca emek değildir. Yağmalanan zamandır, zihindir, hayattır. “Sızmak”, dinlenmenin değil; sömürülmüş bedenin sessiz teslim oluşunun adıdır.

İnsanın insanca uyuma, dinlenme ve hiçbir şey yapmadan sadece var olabilme hakkının elinden alındığı bir yerde gerçek anlamda yaşamdan söz etmek mümkün değildir.

Bir dut ağacının altında, bir kediyle, kendi emeğiyle ürettiğiyle yetinerek yaşayabilmek bugün artık “sade bir hayat” değil, neredeyse erişilemez bir ayrıcalık haline getirildi. İnsanlar daha çok tüketmeye zorlanırken, aslında kendi hayatlarını tüketiyor.

Oysa üzüm, dut ve incir yalnızca meyve ağaçları değildir. Onlar Anadolu’nun binlerce yıllık hafızasını taşıyan üç kadim simgedir. Üzüm ticaret yollarını, dut üretimi ve İpek Yolu’nu, incir ise bereketi, dayanıklılığı ve zor zamanlarda ayakta kalabilmeyi anlatır. Bu üç ağaç, aynı zamanda insanın kendi emeğiyle yaşayabilme ve doğayla uyum içinde var olabilme kültürünü de temsil eder.

Bugün insanın elinden alınan yalnızca insanca bir ücret değildir. Elinden alınan; bu toprakların binlerce yılda oluşturduğu kendi kendine yetebilme bilgisi, emeğin onuru ve doğayla kurduğu kadim bağdır.

Belki de bu yüzden Tolstoy’un sorusuna bugün yeni bir soru eklemek gerekiyor: İnsana huzur için ne kadar yaşam gerekir?

Cevabı, ne beton kulelerde ne de bitmek bilmeyen tüketim yarışında saklı.

Belki de cevap; gölgesine sığınılan bir dut ağacında, çardağı saran bir üzüm asmasında, dalından koparılan bir incirde ve insanın kendi emeğiyle kurduğu küçük ama onurlu hayatın içinde duruyor. Fakat bu hayatı sadece birkaç kişinin ayrıcalığı olmaktan çıkarıp herkesin hakkı kılacak yegane güç; yan yana gelmek, örgütlenmek ve ortak geleceğimize birlikte sahip çıkmaktır.

Sağlıcakla kalın.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Zeki Gül

Sızan bedenler, yağmalanan zamanlar
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et