Koltuk-kaptanlık kavgasının ötesinde
Türkiye, 2026 Dünya Kupası’ndaki son maçını grup liderliğini garantileyen ve rotasyon yapan ABD karşısında oynadı. Ne olursa olsun rakibin durumu nedeniyle ölçü olamayacak bu maç bir şekilde kazanıldı ve ilk iki maç sonunda oluşan “puansız-golsüz” faça biraz olsun düzeltildi. Kağıt üzerindeki 3 puana ve 3 gole rağmen Türkiye’nin turnuvanın kapasitesine oranla en kötü performans gösteren takımlarından biri olduğu gerçeği değişmedi. Ayrıca ilk maçla birlikte soğukkanlılığını tamamen kaybeden, sahada ters giden şeyleri tespit etmeyi bırakın medyadaki eleştirilere karşı inkar kalkanını kuşanan, istatistikleri futbolu ancak çok yüzeysel şekilde takip edenleri ikna edebilecek şekilde yorumlayan teknik heyetin ve Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) liderliğinin bu sonuçtan ders çıkarabilecek yetkinlikte olmadığını da gördük.

İlk maçın bitmesinin ardından söz birliği içinde, topa yüksek oranda sahip olunması ve çok şut çekilmesine dair istatistikler üzerinden “Türkiye’nin çok iyi oynadığı ama şanssız olduğu” tezlerini ileri sürmeye başlayan TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, Teknik Direktör Vincenzo Montella ve Hakan Çalhanoğlu & Merih Demiral gibi saha içi liderleri kamuoyunda daha fazla tepki görmeye başladı. Bunu takip eden “Türklük” sorgulaması, Hacıosmanoğlu’nun “koltuk koruma” kaygısıyla Fatih Terim’e karşı giriştiği polemik ve eleştirinin yasaklanması adına Yetenekli Bay Bakan Gürlek’i göreve çağırması, muhabirlerin ve yorumcuların telefon trafiğiyle etki altına alınmak istenmesi gibi hamleler millîlerin en azından yukarıda saydığımız isimlerden oluşan “lider kadrosu ”nun delüzyonel bozukluk içine düştüğünün kanıtıydı. Aklı ve mantığı ele geçiren böylesi bir ruh hâli gerçek sorunları ne tespit edebilirdi ne de çözüm bulabilirdi. Nitekim öyle oldu.
Umudu da hayal kırıklığını da sevinci de üzüntüyü de büyük yaşayan bir ülkeyiz. Avrupa’nın önemli futbol ülkelerine kıyasla turnuva geleneği zayıf, yeni yeni gelişen bir ülkeyiz. Hâl böyle olunca Euro 96’dan bugüne katıldığımız turnuvaların hepsinden drama eksik olmadı. Montella zannediyor mu ki Dünya üçüncüsü, Avrupa dördüncüsü olurken ortalık sütlimandı... Onun da kadroda olduğu Euro 2000’in açılış maçında Türkiye, İtalya’ya 2-1 kaybederken tribünlerde “Denizli dışarı” sloganları atılıyordu! Şenol Güneş, Fatih Terim… Hiçbiri sert şekilde eleştirilmekten azade kalmadı. Şahsen 2002’deki ve 2008’deki başarılarla medyanın özellikle kadro tercihlerine yaptığı eleştirilerin sonuç verdiğini düşünenlerdenim. Önemli olan turnuva sebebiyle “kamp” modunu açmışken, yani dışarıyla iletişim kısıtlıyken dahi somut durumun somut tahlilini yapabilecek psikolojik dirayete ve özgüvene sahip olmak.

2026 Dünya Kupası her zaman mevcut TFF’nin böylesi bir yapı kurmaktan aciz olduğunu kanıtlayan bir turnuva olarak akıllarda kalacak. Kazanmak-kaybetmek değil mesele, halkın bugünkü lider kadroya karşı öfkeli olmasının nedeni gerçekçi bir özeleştiri yerine koltuk-kaptanlık kavgası verildiğini görmeleri. Bu yüzden Arda Güler’in biraz da bu kliğe karşı tepkisinin ifadesi olarak dile getirdiği ve Hakan Çalhanoğlu ’na karşı mesafesini ayarlayamamasıyla tanınan İbrahim Kırkayak’a ayarıyla gündem olan sözleri büyük teveccüh gördü.
Millilerin Dünya Kupası başarısızlığının ardından konuşulması gereken çok daha büyük yapısal sorunlar var. Futbol delisi olduğunu iddia eden, futbola akıl almaz paralar harcayan ama Avrupa’nın en verimsiz profesyonel futbolcu yetiştirme sistemine sahip olan ülkesiyiz. Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa altyapıları olmasa milli takım bugünkü seviyenin de çok altında kalırdı. Ve buna rağmen konuşulan, çözüm olarak öne sürülen şey “Siyah oyuncu devşirmek”! Ülkede yaşayan Afrikalı göçmenlere yönelik muameleyi düşününce herhalde “devşirme Afrikalı” için de Avrupa altyapılarını gözlemleyeceğiz. Kolay gele.
Evrensel'i Takip Et