Başkentte dayak taburları: Despotizmin ayrılmaz parçası korkutma ve şiddet
Despotizmin açık ve kısa tanımı: İkili veya kamusal iş ve ilişkilerde ötekine karşı keyfi davranma hali. Derecesi ve bağlamları değişebilir ama özü bu. Bir diğerini ilgilendiren karar ve yürütmenin keyfiyete dönüştüğü tüm rejim tipleri, ister aile ve okul düzeyinde olsun isterse aşiret düzeyinde, en kötüsü resmi kurumlar ve resmi devlet düzeyinde DESPOTİK haldir, siyasal niteliği despotik rejimlerdir.
Despotik kapitalizmin başkentteki karşılığı
Kapitalizmin piyasa mekanizmalarından da kopmuş hali despotik kapitalizmdir. Günümüzde despotik kapitalizm/despotik emperyalizm halini yaşıyoruz.
Keyfi kapitalizmin/keyfi emperyalizmin güncel halini ABD-NATO-İsrail’in saldırganlığı ne kadar açıkça gösteriyorsa Türkiye’de kapitalist muhafazakar despotik rejimin geldiği yeri de her gün yaşadığımız, son haliyle başkentte öğretmenlere yönelik oluşturulan dayak taburları çok açık şekilde gösteriyor.
İkinci partisi birinci partisine, polisi öğretmenine dayak atan bir ülke nasıl adlandırılır?
Her bir şeyin tanımı, en azından tarifi olur. İkinci partinin birinci partiye, polisinin yurttaşına öğretmenine dayak attığı bir ülke nasıl tarif edilir, nasıl tanımlanır. Despotizm bunun özsel bir niteliğidir.
Despotizmde dayak şiddet özsel
Despotik/keyfi rejimlerin bu keyfiyetini sürdürebilme meşruiyetleri/halkın bunu haklı bulması onaması tümden olanaklı değildir, birileri veya halk bu keyfiyeti meşru görmediğinde, bunu haklı saymadığında keyfiyet nasıl sürdürülecek? Keyfiyetin/despotizmin dayak şiddet korkutma baskılama işkence özündendir. Bu hane için de okul için de siyasal rejim için de geçerli bir işleyiştir. Konu yöntemini/aracını belirler, despotikse dayak şiddet ayrılmaz parçasıdır.
Despotizmin belki de en örgütlü en kurumsal boyutu şiddetin kurumsallaşmasıdır.
Kurumsal/örgütlü şiddet: Başkentteki Maraş’taki okul şiddetinden çok daha ağır bir şiddet
Nisan ayında Maraş’ta bir çocuk, çocuk arkadaşlarını öldürdü. Hanenin, resmi yetkili ve kurumların da pek çok ihmali yanlışı olmakla birlikte en azından fail bakımından bireysel bir şiddet düzeyine yakındı.
Bir öğrencinin öğretmene şiddeti bireyseldir ancak öğretmenin öğrenciye şiddeti, eğitim sistemi buna tedbir almıyorsa, kurumsaldır.
Şiddet çeşit ve derecesi için bazı nitelikli ölçütler sayılırsa; 1) Bireysel-kurumsal, 2) Neden/niyet/amaç, 3) Aletli-aletsiz, 4) Yöneldiği obje, 5) Zarar derecesi gibi bazı ölçütler bakımından hem şiddet türleri hem de derecesi değerlendirilebilir. İlk üç ölçüt bakımından şöyle bir şema çizilebilir.

Başkentte öğretmenlere yapılan, bizzat resmi emirler, amirler gözetiminde yapılmaktadır, kurumsal şiddettir.
Dahası keyfidir, despotiktir.
Öğretmenin yüzü ak, AKP, valiler, emniyet amirleri durumdan utanıyor mu?
Kurumların düştüğü bu hal kimin için onur kimin için utanç kaynağı sayılır. Reislerin haksız emirlerine uyanların durumu reislerden/emri verenlerden de nicedir. Emri veren kendi özgür iradesini kullanıyor, doğru ya da yanlış. Haksız emri uygulayanların kişi olabilme durumu bile ayrı bir tartışma konusudur.
Hanedanlıklarda tebaa vardır, kul vardır, herkes hanedanın kuludur.
Despotizm/istibdat: Haksız emir verilen ülke demokratik midir?
Bir yerde haksız hukuksuz, hiyerarşik üstte olmakla emir verilebiliyorsa, o ülke demokratik bir ülke değildir, bu keyfiyete en uygun siyasal kavramlaştırma despotizmdir, istibdattır.
Bu ülkenin amiri memuru halkı bakımından da pek parlak bir durum bulunmamaktadır.
Haksız emri uygulayan amir, memur, birey yurttaş sayılabilir mi?
Yurttaşlığın şartı özgür iradedir, rüştü olmasıdır, eylemlerinin bilincinde ve sorumluluğunda olmasıdır. Haksız emri uygulayanın rüşt olup olmadığı ontik siyasi olarak tartışmalıdır.
Fransız İhtilali’nden sonra bile yakın tarihe kadar “bağımlı” olanın, aynı konumda sayılan erkek işçinin, topraksız köylünün, kölenin, kadının oy hakkı yoktu. Yani “rüşt/özgür kişi” sayılmıyordu.
Kararın uygunluğunu tartamayan ve buna göre hareket edemeyen kişide basiret/iyi kötüyü ayırma gücü olabilir mi? İyiye göre hareket etmeyenlerde kişilik ne durumdadır?
Bu süreçleri ölçüp tartamayan, haksızlığa haksızlık diyemeyen herkesin durumu, kişilik bakımından çok zorlu tartışmalara açıktır.
Demokratik bir ülkede bu tür kişilerin memuriyet yeterliliği de tartışmalıdır.
Özgür irade, onurlu/kişi olma özgür akıldan, özgür seçimlerden geçer
Türkiye ve dünyanın en büyük sorunu, hiyerarşi sorunudur, aklın sağduyunun hiyerarşik üste bağlanması sorunudur.
Hiyerarşik düzende ayrımlar ve eşitsizlikler özseldir. Hiç kimsenin ayrıcalıklı olmadığı durumda hiyerarşi zaten olmaz.
Hem kurallı olan her tür baskı rejiminin hem de kuralsız ilkesiz keyfi despotizmin ontik temel çeleni özgürlükçülüktür, eşitlikçiliktir.
Dünya ve Türkiye’de olumsuz bakımdan hiyerarşik yapılanmaları aşmak, olumlu bakımdan özgürlükleri sağlamak kişi ve yurttaş olabilmenin birincil şartıdır.
Evrensel'i Takip Et