Marx haklı çıktı: Dünyada kâr oranları 50 yılda yarıya geriledi
Kapitalizmin tarihsel aşamalarında gerçekleşen krizler her zaman sistemin mutlak çöküşü veya toplumsal kurumların altüst oluşu anlamına gelmedi. Ekonomik, siyasi veya ulusal görünümlere sahip olsa bile krizlerin temel işlevi, sistemi ‘eski sermayeden’ (birikim rejiminin dinamiklerinden ve aktörlerinden) ve sermayenin siyasi temsillerinden (hükümet, parti, iktidar organizasyonları, vd.) “temizlemek” oldu.
Kriz kelimesi tek başına bir şeyleri açıklama kapasitesine de sahip değildir. Kapitalizmin içerisinde gerçekleşen krizler olabileceği gibi, belirli bir momentte kapitalizmin krizi de söz konusu olabilir. James O’Connor ve Simon Clarke gibi Marksistler krizlerin dışsal şok ve arızalardan mı (crisis in), yoksa sermaye ilişkisinin içsel çelişkilerinden mi (crisis of) kaynaklandığı tartışmalarına odaklandılar.[1] Kapitalizmin içerisinde gerçekleşen kriz türleri geçicidir ve sistemin iskeletini kalıcı şekilde etkilemez; dolayısıyla bu krizler reformlarla, politika revizyonlarıyla ve çeşitli piyasa mekanizmalarıyla çözülebilir. Ne var ki, bizzat kapitalizmin krizine neden olan koşullar yapısal niteliktedir ve reel ekonomideki aşırı birikim, durgunlaşma eğilimi ve kâr oranlarının düşme eğilimi gibi faktörlerden kaynaklanabilir, kalıcı görünüm arz edebilir.
Sungur Savran, Ahmet Tonak, Anwar Shaikh gibi Marksistler kapitalizmin krizini incelerken bunun basit dışsal şoklardan değil, kapitalist rekabetin ve kâr oranlarının içsel hareketinden kaynaklandığını detaylı ve kapsamlı şekilde gösterdi. Kısa dönemli durgunluk ve resesyonlardan farklı olarak “depresyon” formunu alan krizler, sistemin küresel işleyişini olumsuz etkiler ve büyük bir çalkantı döneminin kapısını aralar.
Küresel kapitalizmin güncel krizini matematiksel ve istatistiksel olarak inceleyen Michael Roberts dünyanın içinde bulunduğu dönemi “uzun depresyon” (Long Depression) olarak adlandırır.[2] Roberts’ın hesaplamalarına göre sermaye birikimi devasa boyutlara ulaştığında dışsal krizler kârlılığı ve ‘eski sermayeyi’ yeterince temizleyemez. Dünya ekonomisi, 1873-1897 ve 1929-1939 dönemlerinde olduğu gibi 2008 ekonomik krizinden sonra da “uzun depresyon”a girmiştir. “Uzun depresyon”da büyüme oranı uzun vadeli ortalamanın altında kalır ve reel yatırımlar zayıf seyreder. Bunun sonucunda “zombi şirketler” ve aşırı birikmiş değersiz sermaye çoğalır. IMF’nin kaynaklarına göre dünyada halka açık büyük şirketler arasında yaklaşık 7 bin zombi şirket bulunurken, 2023 yılında yayımladığı rapora göre zombi şirket sayısının en fazla olduğu ülke Türkiye’dir.
Küresel kapitalizmin içsel krizini serimlemek için iki temel hususun altını çizmek gerekir:
I) Marksist iktisatta kâr oranı, toplam artı değerin, şirketlerin üretim sürecine yatırdığı toplam sermayeye -yani sabit sermaye ile emek gücünün maliyetini de içeren değişken sermayenin toplamına- oranı olarak tanımlanır.
II) Marx’ın kâr oranının düşme eğilimi yasasına göre ise, kapitalistler rekabet baskısıyla üretkenliği artırmak amacıyla sürekli olarak emek tasarrufu sağlayan teknolojilere yatırım yaparlar. Bu süreç sermayenin değer bileşimini yükseltirken, yeni değer ve artı değerin tek kaynağı olan canlı emeğin üretim sürecindeki göreli payını azaltır. Sonuç olarak sermaye stoku büyümesine karşın artı değer üretimi aynı hızda artmadığından kâr oranı uzun dönemde düşme eğilimi gösterir.
Özetle, teknolojik gelişme sermayenin organik bileşimini yükselterek kâr oranı üzerinde uzun dönemli aşağı yönlü bir baskı yaratıyor. Bu eğilim, sömürü oranındaki artış, sermayenin değersizleşmesi ve diğer karşıt etkenler nedeniyle dönemsel olarak zayıflasa ya da tersine dönse de kapitalist birikimin tarihsel gelişimi içinde temel yönelim olarak varlığını korur.
Dünyada kâr oranlarının düşüşüne dair farklı hesaplama yöntemleri ve veri tabanları vardır ancak bunları detaylı şekilde incelemek bu yazının sınırları içerisinde mümkün değildir. Bu nedenle iki güncel çalışma bize yol gösterici olacaktır.
Michael Roberts, 2012 ve 2020 yıllarında iki adet küresel kârlılık ölçümü yayımlamıştır. 1950’li yıllara kadar uzanan uzun dönemli sermaye stoku ve milli gelir serileri içeren “Penn World Tables 10.0” serisini kullanarak önemli bir dönemselleştirme yaptı.[3]
Roberts’ın “The Long Depression: Marxism and the Global Crisis of Capitalism” kitabında da anlattığı üzere dört büyük periyot var:
I) 1950–1966 dönemi: İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki, kârlılığın yüksek olduğu ve hatta artış gösterdiği “Altın Çağ.”
II) 1966–1982 dönemi: Dünya ölçeğinde kâr oranlarının keskin biçimde gerilediği kârlılık krizi dönemi.
III) 1982–1997 dönemi: Neoliberal politikaların egemen olduğu ve kâr oranında sınırlı bir toparlanmanın yaşandığı dönem.
IV) 1997 sonrası “Uzun Durgunluk” dönemi: Bu evrede kâr oranı yeniden düşüş eğilimine girmiş, bu süreç 2008–2009 Büyük Resesyonu’na yol açmış; ardından COVID-19 pandemisi öncesindeki 2019 yılına kadar kâr oranı durgun bir seyir izlemiştir.
Grafiği hazırlayan: Michael Roberts
Roberts’ın ulaştığı sonuç şu: Kapitalist ekonomilerde krizlerin arkasındaki ana motor “talep yetersizliği” veya “finansal açgözlülük” değil, sermayenin organik bileşiminin artması sonucu kâr oranlarının sistematik olarak düşmesidir. 1966 yılında yüzde 10.3’ü bulan kârlılık 2020 yılına gelindiğinde yüzde 6.8’e geriledi.
Sydney Üniversitesinden Pooyah Karambakhsh, 2026 yılında yayımladığı makalede Shaikh ve Tonak’ın geliştirdiği üretken emek bazlı yöntem olmak üzere kâr oranlarının hesaplamalarında kullanılan dört farklı veri kaynağıyla yapılan ölçümleri kullanır.[4] Karambakhsh’ın da belirttiği üzere çalışmasının temel amacı, kapitalist dünya ekonomisinde kâr oranının uzun dönemli eğilimini mümkün olduğunca farklı yöntemlerle sınamak.
Bu doğrultuda Karambakhsh küresel kâr oranını hesaplamak için dört farklı ölçüm yöntemi kullanır: Üretken faaliyetlerin ayrıntılı ve sektörel sınıflandırılması, üretken sektörleri geniş kapsamlı sınıflandırma, tüm sektörler arasında ayrım yapmadan ortalama kâr oranı hesaplama, amortismanın etkisini dışlayarak kâr oranını hesaplama.
Karambakhsh, 1952-2019 yılları arasında 32 ülkeyi kapsayan örneklem üzerinden yaptığı analizde dünyada kâr oranının belirgin bir düşüş eğiliminde olduğunu tespit etti: Dünyada kâr oranı 1966 yılında yüzde 11 düzeyinde iken, sonraki yarım yüzyıl boyunca kademeli biçimde gerileyerek 2019 yılında yaklaşık yüzde 7 seviyesine düştü.
Grafiği hazırlayan: Pooyah Karambakhsh
Karambakhsh’ın serisindeki dönemler, Roberts’ın dönemselleştirmeleriyle genel olarak örtüşüyor:[5]
I) 1952-1965 döneminde, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki genişleme koşullarında artı değer oranı, kâr payı ve çıktı/sermaye oranındaki yükseliş sayesinde dünya kâr oranı sürekli arttı. Bu dönemde sermayenin değer bileşimindeki yükseliş bu olumlu eğilim tarafından dengelendi.
II) 1965-1982 döneminde sermayenin değer bileşimi hızla yükselmiş ve artı değer oranının gerilemesi kâr oranında belirgin bir düşüşe yol açtı. Bu durum 1970’lerin küresel krizlerinin yapısal temelini oluşturdu.
III) 1982-1997 arasındaki neoliberal yeniden yapılanma sürecinde ise özelleştirmeler, finansallaşma, ücret baskısı ve küresel üretim ağlarının yaygınlaşmasıyla artı değer oranı, kâr payı ve çıktı/sermaye oranı yeniden yükselmiştir. Buna bağlı olarak dünya kâr oranı kısmi bir toparlanma gösterdi, ancak önceki kayıpları telafi edemedi.
IV) 1997-2019 döneminde sermayenin değer bileşimindeki yeni yükseliş karşısında artı değer oranındaki artış yetersiz kalmış ve dünya kâr oranı yeniden düşüş eğilimine girdi. Karambakhsh, 2008 küresel krizinin bu gerileyen kârlılık eğiliminin bir sonucu olduğunu ve neoliberal yeniden yapılanmanın kapitalizmin uzun dönemli kâr oranı düşme eğilimini ortadan kaldıramadığı sonucuna ulaştı.
Karambakhsh’ın makalesinin önemli tartışmalarından biri, kapitalist gelişmenin döngüsel niteliğine ilişkin. 1952-2019 döneminde yaklaşık otuz yıllık dalgalar gözlenirken, bir yükseliş döneminin ardından uzun süreli bir gerileme, akabinde sınırlı bir toparlanma yaşanmış ve sonrasında yeni bir düşüş başladı. Bu durum Marx’ın kâr oranının düşme eğilimi yasasının doğrusal bir süreç olmayıp, dönemsel dalgalanmalar içeren tarihsel bir hareket olduğunu gösterir. Kapitalist sistem zaman zaman karşı eğilimler sayesinde geçici toparlanmalar yaşasa bile, bu toparlanma dönemleri uzun vadeli eğilimi tersine çevirecek kadar güçlü değil.
Roberts’ın “uzun depresyon” dediği kavramsallaştırmaya son kez dönersek, dünyada kâr oranlarının düştüğü ve toparlanma evresine girdiği dönemler kapitalizm içerisindeki rekabetin devletler ve bloklar arası savaşa, sömürgeciliğe ve yayılmaya döndüğü evrelere karşılık geliyor. 1873-1897 yılları arasındaki depresyondan çıkış emperyalizmin genişlemesi ve sömürgeciliğin yayılmasıyla, 1929-1939 yılları arasındaki Büyük Depresyon’dan çıkış ise İkinci Dünya Savaşı’yla gerçekleşti.
Buradan projeksiyon yaptığımızda 2008 krizinden bugüne süren günümüz “Uzun Depresyonun”, ABD ve Avrupa’nın NATO 3.0 konsepti çerçevesinde geliştirdiği yeni silahlanma stratejisi ve küresel askeri fabrika inşasıyla yoluna devam ettiği görülebilir.
[1] Örneğin, bir banka paniği ya da doğal afetin tetiklediği durgunluk “kapitalizm içinde” (crisis in) bir krizken, kâr oranlarının sermaye birikiminin kendi iç dinamiği gereği sistematik biçimde düşmesi “kapitalizmin krizi”dir (crisis of). Çünkü bu ikincisi dışsal bir arızadan değil, sermaye ilişkisinin kendi çelişkisinden doğar.
Simon Clarke, Marx's Theory of Crisis (London: Macmillan Press, 1994) ve James O'Connor, The Meaning of Crisis: A Theoretical Inquiry (Oxford: Basil Blackwell, 1987)
[2] Michael Roberts, The Long Depression: Marxism and the Global Crisis of Capitalism (Chicago: Haymarket Books, 2016)
[3] Michael Roberts, Measuring a world rate of profit -again,
[4] Pooyah Karambakhsh, “Measuring the World Rate of Profit: A Marxian Approach”, Review of Radical Political Economics, OnlineFirst (2026),
[5] Pooya Karambakhsh, "Measuring the World Rate of Profit: A Marxian Approach”, s. 6
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et