19 Haziran 2026 00:10

Satılık güneş: Sermaye birikimi, piyasa yoğunlaşması ve arazi gasbı

Türkiye Elektrik İletim AŞ (TEİAŞ) verilerine göre, Türkiye’de güneş enerjisinden günlük bazda üretilen elektrik, 15 Haziran Pazartesi günü 184 bin 466 megavatsaatle yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu rekor, uzun yıllardır yenilenebilir enerji sektörünü büyütmek amacıyla yapılan yatırımların, kamudan özel sektöre kaynak transferinin ve temelde doğanın metalaştırılmasının bir sonucudur.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının ocak 2026 verilerine göre, toplam elektrik kurulu gücünün yüzde 62.5’ini yenilenebilir enerji oluşturmakta olup, bunun yüzde 21’lik bölümü güneş enerjisinden gelmektedir.

Kaynak

Kurulu Güç (MW)

Pay (%)

Hidroelektrik

32.324

26,2

Güneş

25.827

20,9

Doğal Gaz

24.165

19,6

Rüzgar

14.862

12,1

Yerli Kömür

11.550

9,4

İthal Kömür

10.456

8,5

Biyokütle

2.341

1,9

Jeotermal

1.759

1,4

TOPLAM

123.284

%100

EMBER’in “türkiye elektrik görünümü 2026” raporu, güneşten elektrik üretiminin 2018’den 2023’e kadar istikrarlı bir şekilde arttığını; 2023 yılında 18.4 TWh olan üretimin 2025 yılında iki katına çıkarak 37.3 TWh seviyesine ulaştığını belirtmektedir.

Güneşin metalaşması, kuşkusuz sermaye birikiminin karakteriyle ilişkilidir. Yenilenebilir enerji, kapitalist üretimin yarattığı emek ve çevre yıkımı düşünüldüğünde sıklıkla makul ve “temiz” bir kaynak olarak kabul edilir. Ne var ki yenilenebilir enerji alanı; üretim ölçeğinin aşırı büyümesi, devlet sübvansiyonlarının artışı ve elektrik piyasasının özelleştirilmesiyle birlikte sermaye açısından “yenilenebilir enerji” olarak görülmektedir.

Türkiye kapitalizminin agresif büyüme stratejisi kapsamında ucuz enerji talebinin artışı, enerji yatırımlarını çeşitlendirmeye zorladığı kadar, enerji piyasasında özel sektörün pozisyonunu daha da güçlendirmektedir. Yenilenebilir enerji pazarında lisanslı ve lisanssız üretimde özel sektörün hakimiyeti, bu durumun göstergelerinden biridir.

Güneş enerjisi pazarı; Kalyon Holding, Limak Holding, İçkale-Cengiz Holding, Sabancı Holding, Akfen Holding, Zorlu Holding, Akkök Holding ile bunların uluslararası sermayeli ortaklıkları arasında paylaşılmış durumdadır:

Karapınar GES (YEKA-1): Konya’da bulunan ve yaklaşık 1350 MW kapasiteye sahip Türkiye’nin en büyük güneş enerji santrallerinden biridir. Santralin sahibi Kalyon Holdingdir. Yaklaşık 20 bin dönüm arazi üzerinde kurulmuş olup 3.25 milyon panel içermektedir. Proje için 812 milyon dolar finansman sağlanmış; finansmanda İngiltere merkezli UK Export Finance, Amerikan JP Morgan ve altı Türk bankası yer almıştır.

Erzin-1 GES (YEKA): Hatay’ın Erzin ilçesinde bulunan santralin kapasitesi yaklaşık 500 MW’dır. Limak Yenilenebilir Enerji tarafından işletilmektedir. Limak Yenilenebilir Enerji, Limak Holding bünyesindedir. Türkiye’nin büyük ölçekli GES projelerinden biri olarak yaklaşık 2 bin dönüm arazi üzerinde kurulmuştur. Finansmanında Ziraat Bankası, Almanya merkezli DZ Bank ve Fransa merkezli Euler Hermes yer almıştır.

YEKA Erzin-2 GES: Hatay/Erzin’de bulunan santralin kapasitesi 136 MW’dır. Proje IC Enterra Yenilenebilir Enerji tarafından yürütülmektedir. Şirket yapısı İçkale ve Cengiz ortaklığına dayanmaktadır.

Enerjisa Üretim GES’leri: Enerjisa Üretim’in güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık 300 MW seviyesindedir. Santraller farklı illere yayılmıştır. Şirket, Sabancı Holding (Yüzde 50) ve E.ON (Yüzde 50) ortaklığındadır; yabancı ortaklı özel sektör yapısına sahiptir.

Akfen Yenilenebilir Enerji: Akfen Yenilenebilir Enerji’nin GES kapasitesi yaklaşık 200 MW seviyesindedir. Şirketin ana sahibi Akfen Holding olup toplam yenilenebilir enerji portföyü yaklaşık 699 MW seviyesindedir.

Cengiz Enerji GES’leri: Cengiz Enerji’nin güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık 150 MW civarındadır ve yatırımlar özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde yoğunlaşmaktadır. Şirketin sahibi Cengiz Holding olup toplam enerji portföyü yaklaşık 3 bin 161 MW seviyesindedir.

Zorlu Enerji GES’leri: Zorlu Enerji’nin güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık 120 MW seviyesindedir. Santraller farklı illerde bulunmaktadır. Şirketin sahibi Zorlu Holdingdir.

Akenerji GES’leri: Akenerji’nin güneş enerjisi kapasitesi yaklaşık 80 MW’dır. Şirketin ortaklık yapısı Akkök Holding ve Çek devlet şirketi ČEZ ortaklığına dayanmaktadır. Yabancı ortaklı özel sektör şirketidir. Toplam yenilenebilir enerji portföyü yaklaşık 320 MW seviyesindedir.

EÜAŞ GES’leri: Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ), kamuya ait enerji üretim şirketidir. GES kapasitesi 500 MW’ın üzerindedir. Türkiye’nin en büyük elektrik üreticilerinden biri olup toplam kurulu gücü yaklaşık 21 bin 243 MW seviyesindedir. Yenilenebilir enerji portföyü giderek genişlemektedir.

Lisanslı güneş enerjisi pazarındaki sermaye yoğunlaşması, oligopolleşme eğilimini de hızlandırmaktadır. Kamu kurumu olan EÜAŞ’ı dışarıda bıraktığımızda, sekiz holdingin güneş enerjisi yatırımlarının toplam kurulu gücü yaklaşık 2 bin 836 MW düzeyinde iken, bunun 1350 MW’ını tek başına Kalyon’a ait Karapınar GES üretmektedir. Şirketlerin üretim ve faaliyet ölçeğini genişleten en önemli faktörler -finansman kaynaklarına ve yer tahsisine erişimi de belirleyen- enerji politikalarıdır.

Türkiye Sınai Kalkınma Bankasının “enerji görünümü 2025” raporuna göre, 2021 yılının ilk yarısına kadar geçerli olan ve YEKDEM-1 olarak bilinen dolar bazlı destek mekanizması, yenilenebilir enerji kapasitesinin artışında ve güneş enerjisi pazarında sermaye yoğunlaşmasında büyük rol oynamıştır. Yenilenebilir enerji santrallerine sağlanan YEKDEM-1 teşvikinin kur avantajı içermesi nedeniyle, dolar bazlı fiyatlardan yararlanmak isteyen santrallerin sayısı artmıştır.

2022 yılında YEKDEM’den faydalanan santral sayısı 1036’ya, toplam kapasite ise 22 bin 982 MW’a yükselmiştir. Ancak 2023 ve 2024 yıllarında mevcut para politikalarının etkisiyle YEKDEM’den yararlanan santral sayısı sırasıyla 887 ve 784’e; toplam kapasite ise 18 bin 684 MW ve 17 bin 670 MW’a gerilemiştir. 2025 yılında YEKDEM kapsamında yaklaşık 15 bin 620 MW gücündeki 762 santral desteklerden yararlanmıştır.

Buna karşılık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının “2024-2028 stratejik planı” kapsamında GES kapasitesinin 33.1 GW seviyesine ulaşması, 2035 yılına ilişkin “yenilenebilir enerji yol haritası”na göre ise toplam GES ve RES kapasitesinin 2035 yılında 120 GW seviyesine yükselmesi öngörülmektedir. Bu hedeflere sadece iç pazara endeksli Türk şirketlerle ulaşmak mümkün olmadığı için yabancı sermaye ve finansal araçlara ihtiyaç duymaktadırlar.

Güneş enerjisi pazarında uluslararası sermayenin yoğunlaşması amacıyla çeşitli iş birliği projeleri ve anlaşmalar imzalanmaktadır. Bu kapsamda önemli devletler arası anlaşmalardan biri, Suudi Arabistan merkezli ACWA Power ile şubat 2026’da imzalanan 2 milyar dolar değerindeki anlaşmadır. Proje kapsamında Sivas ve Karaman Taşeli’de her biri 1000 MW gücünde olmak üzere toplam 2 bin MW kapasiteli santraller kurulacaktır.

GES’ler “temiz” olarak lanse edilmesine karşılık, arkasındaki finansal ilişkilerin ve sermaye akışının dışında en büyük tehditlerinden biri “yeşil arazi gasbı” (green grabbing) olarak adlandırılan mülksüzleştirme pratiğidir.

Andrea Rizzi’nin “Subtle Green Grabbing? The Extractive Dimensions of Carbon Offsetting” makalesi, Latin Amerika’daki karbon denkleştirme projelerinde ortaya çıkan yeşil arazi gasbı biçimlerine işaret ederek, “İklim krizini çözmek” amacıyla geliştirilen bazı “yeşil piyasa mekanizmalarının”, eski usul sömürgecilikten farklı görünse de özünde yeni mülkiyet ilişkileri ve yeni sömürü biçimleri yarattığını ileri sürmektedir.

Büyük GES projeleri için yine büyük alanlara ihtiyaç vardır ve güneş enerjisi çiftliklerinin kurulacağı alanlar için dünyada ve Türkiye’de çeşitli yasal ve yasal olmayan yollarla mülksüzleştirme biçimleri de artmaktadır.

Canan Emek İnan ve Koray Albulut tarafından kaleme alınan “Linking actors and scales by green grabbing in Bozbük and Kazıklı” isimli çalışma, Türkiye’de yeşil arazi gasbını somutlaştırması açısından önemlidir. Güney Ege’de yer alan Bozbük ve Kazıklı köy arazileri; “eko-turizm”, “doğayı koruma” ve “kırsal kalkınma” gerekçeleriyle devlet, şirket ve yerel aktörler arasındaki ilişkiler sonucunda sermayeye açılmıştır. Neoliberal çevre politikaları, sermaye lehine yeşil arazi gasbını hızlandıran bir mekanizmadır.

Türkiye’de güneş enerjisi çiftlikleri ve yeşil arazi gasbına dair net bir veri olmamasına karşılık, acele kamulaştırma kararlarının işlevi burada göz önünde bulundurulabilir.

2005’ten bugüne yayımlanan en az 2 bin 600 civarında acele kamulaştırma kararının önemli bölümü; madencilik ve (yenilenebilir) enerji başta olmak üzere organize sanayi bölgeleri, inşaat ve turizm sektörlerini kapsamaktadır. Çeşitli hesaplamalara göre, birim başına arazi ihtiyacı verisine göre 1 MW güneş enerjisi santrali için yaklaşık 1.2-1.5 hektar arazi gerekir. Türkiye’nin kurulu GES kapasitesi göz önüne alındığında, toplam kullanılan arazi miktarı kabaca 33 bin hektar civarındadır.

Bu ölçekte arazilerin bulunduğu alanların bazıları orman ve tarım arazileri ile kesişmektedir. Örneğin Limak’ın Çankaya’da tarım arazilerine kurmak istediği 74 milyon TL’lik GES projesine “ÇED gerekli değildir” kararı çıkarken, Cengiz Elektrik’in Ankara Polatlı’da tarım arazilerine kuracağı 112 hektarlık GES projesine “ÇED olumlu” kararı çıkarak acele kamulaştırma işlemleri başladı.

Lisanslı güneş enerjisi pazarı masum gibi görünmesine karşılık arkasında büyük bir yıkım bırakmakta; yenilenebilir enerji sektörü vasıtasıyla kamu enerji politikalarında daha fazla söz sahibi olmaktadır.

Kansu Yıldırım

Satılık güneş: Sermaye birikimi, piyasa yoğunlaşması ve arazi gasbı
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et