21 Temmuz 2026 00:09

‘Neoliberalizmin sonu’ tartışılırken…

Tartışma yeni değil. İki binlerin başında, hatta öncesinde başladı. Reformist sol Latinlerde Chavez ve “21. yy. sosyalizmi” tevatürüyle başlayarak Morales ve Correa, İspanya ve Yunanistan’da Podemos ve SYRIZA hükümet ya da koalisyonlarının neoliberalizmin ipini çekmeye başladığı ileri sürülmüştü. Ne iddia ettilerse tümü başarısız oldu, ama tartışma son bulmadı.

2008 krizi ve zaten ABD için “aykırı” bir başkan sayılan Obama’nın bugünkü kurla toplam 3-5 trilyon doları bulan ve çoğu GM ve Chrysler gibi şirketleri kurtarmaya harcanan devlet destek/müdahalelerinin neoliberalizmin sonu olduğu ciddiyetle ileri sürüldü. Bu kez neoliberalizmin sonunu iddia edenler liberal soldan ibaret değildi ve “kalenin içinden” de “son” ilan edenlerle hafif frene basıp ortaya çıkanı “postneoliberalizm” olarak tanımlama eğilimi gösterenler ortaya çıktı.

Pandemi ve devlet müdahalelerinde kaçınılmaz hale gelen ama göze fazlasıyla batan artış “tüy dikti”. Neoliberalizmin sonu daha bir yüksek sesle savunulur oldu. O “küçültülen” devletin yeniden müdahaleleriyle piyasaya yön vermeye başladığı ileri sürülerek “Artık neoliberal dönemin kapandığı”, kapanmasa bile “Can çekişmekte olduğu” neredeyse ekonomi üzerine söz söyleyenlerin ortak kanısı haline geldi.

Üzerine, birinci döneminde başladığı “ticaret savaşlarına” ikinci döneminde hız veren Trump’ın gümrük tarifelerini yükseltme ve yüksek tarifeleri vergi indirimleri vb. teşviklerle birlikte, neoliberalizmin göstergelerinden varsayılan “sanayisizleşme” ya da sanayilerin önemli ölçüde başta Çin olmak üzere emek-gücünün ucuz olduğu ülkelere taşınmasına son vermekle kalmayıp Amerikan sanayisini geliştirmenin motoru yapma politikası “Sonu geldi” iddiacılarına “Tamam artık, bitti” dedirtti.

Bitmişti, bitmediyse de son demlerini yaşamaktaydı.

Neydi biten?

Trump’ın korumacılığıyla “küreselleşme” denen şeyle uluslararası piyasaların serbestleşmesi mi bitmişti? Artık dolar örneğin uluslararası para değil miydi, TL örneğin konvertibilite olmaktan mı çıkmıştı ya da artık isteyen tekel istediği ülkede yatırım yapamaz mı kılınmıştı? Apple’ın itirazının örneğin Trump’ın Çin’e karşı yükselttiği gümrük vergilerini yeniden makul düzeye indirmeye “ikna olması”nda Çin’in misillemeleri ve daha bir dizi iktisadi etkenle birlikte önemli bir rol oynaması “son” ilan ve iddialarına ciddi bir darbe oldu. Son montajı ABD’de yapan ama üretimi büyük ölçüde Çin’de gerçekleştiren Apple’e göre değildi yüksek tarifeler. Özetle Lenin’in dediği gibi kapitalizmin biri ulusallık olan iki başlıca eğilimi vardı ve diğeri uluslararasılaşmaydı. Üstelik kapitalizm geliştikçe bu ikincisinin önemi artardı. Evet, emperyalistler arasındaki savaşlara kadar varan rekabet kapitalizmin ulusal eğiliminin, belirli bir pazar etrafında merkezileşmiş oluşunun ürünü ve ifadesiydi; ama kapitalizm yalnızca dünya pazarını ele geçirerek evrenselleşebilmekle kalmaz, tüm dünyayı yatırım ya da yağma alanı kılmadan edemezdi.

Üstelik korumacılığın ötesinde piyasa ne zaman serbestleşmiş ve müdahale kabul etmez olmuştu ki? “Serbest piyasa”, özellikle tekelci dönemde mugalatadan başka bir şey olmadı hiç! Her şeyden önce tekeller hem fiyatları hem de neyin ne kadar üretileceğini dikte etme tutumunda oldu hep ve piyasayla “serbestliğine” sürekli müdahalede bulundu. Burjuva devletse her zaman piyasayı yatırımcı/sömürücü için “dikensiz gül bahçesi” haline getirmeye çalıştı, ama yine her zaman kapitalistler lehine müdahalelerde bulundu. Ama vergi indirimi ve sair teşvikler biçiminde, ama zora düşen şirketleri halkın vergileriyle finanse edip kurtarmaya yönelerek, ama doğrudan ya da devlet-özel ortaklıklı yatırımlar ve en ilerisinde tekelci devlet kapitalizmi aracılığıyla. Hele günümüzde ve hele Türkiye’de yalnızca iş gücü piyasası serbest oldu, hatta o bile olmadı: Devlet, kolluğu, yardakçısı sendika bürokrasisi ve hatta imamına varıncaya kadar tüm olanaklarıyla işçinin kapitalistle ücret pazarlığına dahi müdahale etti.

Ne serbestliği, ne “serbest piyasası” ve nerede günümüz kapitalizmi olan “neoliberalizmin sonu”? Onun emeğe saldırganlık olan temel dayanaklarına ancak emeğin örgütlü mücadelesiyle son verilebilir!

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Mustafa Yalçıner

‘Neoliberalizmin sonu’ tartışılırken…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et