14 Temmuz 2026 00:15

Trump, NATO, İran ve Türkiye…

Amerikan emperyalizminin saldırganlığına Trump’ın eklediği ekstra ivme biliniyor. ABD II. Büyük Savaş sonrası elde ettiği konumu pekiştirme amacıyla saldırı üstüne saldırı düzenledi. Kore’den Vietnam’a, Küba’dan Venezuela’ya, Irak’tan Afganistan’a Trump’ın selefleri dur durak bilmedi. Kendisini ve çıkarlarını tüm dünyaya dayatmaktaydı. Trump pervasızlığı ve densizliğiyle bir adım ileri attı ve “müttefikleri”ni de tehdit etmekten çekinmezken Grönland’a göz dikti; Venezuela ve İran’a saldırırken kendisini hiçbir hukuk normuyla bağlı hissetmedi.

Saldırganlığına diyecek yok! Ama aynı zamanda densiz de. Emperyalistler dünyaya, halklara ve hatta işbirlikçilerine tepeden bakar, Trump’sa bunu herkesin gözüne soktu. Son densizliği NATO Ankara zirvesi sürerken İran’a saldırı emri vermesi oldu. Ve bunu övünçle üstüne basa basa ilan etti.

Amerikan savaş makinesi İran’ın özellikle Hürmüz’ü kontrol etmede yaslandığı askeri altyapı ve yetenekleri hedef alan ağır saldırılar düzenledi.

Görünür gerekçe İran’ın Hürmüz’den geçmeye çalışan bir tankere müdahale edip uyarı ateşi açmasıydı.

Aslında gerçek de burada düğümlü; çünkü Hürmüz İran savunma stratejisinde kilit rol oynuyor.

Ancak arka planı da var. ABD ile İran aylardır ateşkes ilan etmiş, görüşüp anlaşmaya çalışıyorlardı. Trump hemen tüm ateşkes süreci boyunca tehditlerini sürdürdü. Hürmüz’ün kapanmasının sadece enerji değil ama bir dizi sanayi girdisi tıkanıklığıyla fiyat patlamalarına neden olması, bunun tüm dünyada enflasyonu tetiklemesi, ABD’de “krallara hayır” gösterileriyle savaş karşıtlığının yayılmasını tahrik etmesi ve yaklaşan kasım ara seçimleri nedeniyle Trump İran savaşını sürdüremez olmuştu. Cephane sıkıntısı içine bile düşmekteydi. Ateşkese mecbur kalmış, ancak yenilgiyi kabullenmeye yanaşmıyordu, bunun iç ve dış politikada bedelleri vardı.

Görüşmelerde İran’a boyun eğdirmeyi ve bir Pax Americana’yı hedefledi. Savaş meydanlarında kazanamadığını “masada” kazanmaya uğraştı. Hemen hiçbir şey vermeden her şeyi alma peşine düştü. İran sert durup “yemeyince” “son”, belki de “sondan bir önceki” saldırı emrini vermede tereddüt etmedi. Hem de “misafir” olduğu Türkiye’den.

Gerçi Türkiye’de el üstünde tutulmakta, bir dediği iki edilmemekte, kuş sütüyle beslenmekteydi! Kendisinden beklenti büyüktü. İlki “meşruiyet”ti! İkincisi Kaan motorlarıyla F-35’lerde simgelenen ve yalnızca “güvenlik kaygısı”yla sınırlı olmayıp “savunma” sanayisinin atılımı ve özellikle bölgede üstlenilecek rol ve paylaşımdan kapılacak “kırıntılar”dı! Bu nedenle Amerikan çıkarlarıyla stratejisine eklemlenmek yüceltilmekte, Trump’ın her seferinde rahip Brunson’ın bir gün içinde serbest bıraktırılmasını “Erdoğan’ı çok severim, her dediğimi yapıyor” diyerek hatırlatması sineye çekilmekteydi.

Oysa İran Türkiye’nin yüz yıllardır çatışmadığı komşusu. Üstelik sözde Saray’ın çok değer verdiği İslam’ı adına geçirmiş bir ülke: İslam Cumhuriyeti. Ve Türkiye’nin sözde “düşmanlık” güttüğü İsrail’le savaşıyor. Ve Trump’a bakılırsa o olmasa sözde Türkiye İran’ın yanında İsrail’e karşı savaşa katılacakmış! Şimdi İran’la düşmanlaşmanın, hatta doğrudan olmasa bile dolaylı olarak savaşmanın eşiğine sürükleniyor.

Trump son saldırı emri densizliğini sadece Türkiye’nin değil Avrupalı emperyalistlerin de gözlerinin içine bakarak yaptı. Kendisini onlara da dayatmaktaydı ve Hürmüz’ün açık tutulmasına Avrupa onayının da verilmesini İran’a yönelik yeni atağını tasarlarken değerlendirdi.

Nasıl olsa onlara 2029’a kadar GSYİH’lerinin yüzde 3.5’ini, 2035’e kadarsa yüzde 5’ini “savunma”ya ayırmalarını kabul ettirmişti. Bu çoğu yorumcu tarafından Avrupalı emperyalistlerin ABD’nin stratejik önderliğini kabullendiği içeriğiyle değerlendirildi. Böyle bir yönü yok değil. Avrupalılar Amerikan isteğine uyarak silahlanma harcamalarını artırıp Çin’e karşı ABD’nin elinin serbest kalmasını sağlıyor, ancak kendileri de hızla militarizme yöneliyor ki bu emperyalist çıkarlarının ifadesi. Evet, şimdilik nükleer “şemsiyesi”nden yararlanacaklar, ancak ne ölçüde Amerikan stratejisine eklemlenip ne ölçüde kendi bağımsız emperyalist çıkarları peşinde koşacaklarını iki gücün ilişkilerinin nasıl gelişeceği belirleyecek.

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Mustafa Yalçıner

Trump, NATO, İran ve Türkiye…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et