22 Haziran 2026 00:10

Irgat

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Irgat koşar ekmek zalım
Ele geçmez de bakalım
Der Mahzuni benim halım
Korkuyorum yaman oldu

Haziran sonu sıcağında, hem de güneşin bulutsuz gökyüzünde alıcı kuş gibi dönüp durduğu bir öğle vakti, çekişi gittikçe düşen otomobilin hararet ibresinin kırmızı bölgenin dibini zorlamaya başladığını gördüğümde durumun ciddiyetini anladım. Hemen, dar yolun sağında, bir ardıç ağacının altındaki küçük açıklığa çektim otomobili. Bereket iri gövdeli güngörmüş ağaç dallarını alabildiğine açmış, koyu gölgesi tam da arabayı sarıp sarmalamıştı. Kaportayı açıp motorun soğumasını beklemekten başka ne yapılması gerektiğine dair en ufak bir fikrim yoktu.

Dalyan köyünden gelirken, Geyikli’yi geçtikten hemen sonra Ezine’ye devam eden yolu izlemeyip sola kıvrılmıştım. Aslında eğer önceden bilmiyorsanız, büyük olasılıkla göremeyip yanından geçip gideceğiniz şekilde kendini gizleyen bu yol, Ezine’yi dolanmak zorunda kalmadığınız için Çanakkale’ye mesafeyi en az on kilometre kısaltıyordu. Gidiş geliş tek şeritli, yer yer çukurlar oluşmuş, bazı yerde iki aracın yan yana geçemeyeceği kadar darlaşsa da, trafiği az, düzgün bir yoldu.

AkçanSA çimento fabrikasını geçtikten sonra Mecidiye Köyü tarafından gelen yolla birleşerek Pınarbaşı köyüne doğru devam eden yol, düz ovanın ortasında keskin virajlarla zigzag çizmeye başlayınca “ne oluyoruz” diye bir şaşırırsınız. Yolun bu özelliğini bilmeyen şoförler için bir anda, düz ovada karşılarına çıkan bu keskin virajlar şaşırtıcı olduğu kadar aracın süratine göre tehlikeli de olabilmektedir. Yörede yaşayanların “Ayran virajı”, “kuzu virajı, “oğlak virajı” gibi isimler taktıkları bu virajların her birinin birbirinden ilginç ve gülünç öyküleri vardı. Rivayet muhtelif ama, güya, tarlasının kıyısına kadar gelen yol çalışmasına ayran götüren bir köylünün yolun tarlasının hemen yanından kıvrılması ricasının kırılmaması “Ayran Virajı”nı oluşturmuştu. Düz gelen yol, tarlanın kıyısına gelince hafifçe sağa meyledip küçük bir viraj yaparak tarlayı geçtikten sonra tekrar düz bir şekilde devam etmişti.

Oğlak virajı için ise köylünün yol çalışanlarının başlarındaki amirlere bir gece tandırda nar gibi kızarmış oğlak ve rakılı ziyafet çekmesi gerekmişti. Batak Ovasının ortasından, Karamenderes nehrine doğru dümdüz gitmesi gereken yol, akşam oğlak tandır, rakı ziyafeti sofrasından sendeleyerek kalkmış sarhoş bir adam gibi tarlanın etrafını dolanarak geniş, keskin bir dönemeç oluşturmuş, tam ucunda üzerinde bir leylek yuvasının bulunduğu elektrik direğinin kıyısına kadar dönen viraj tarlayı geçince tekrar kendine gelerek düz yolu doğrultmuştu.

Yöre halkının gülerek anlattığı bu öykülerin gerçekliği nedir bilinmez ama dümdüz gitmesi gereken yolun virajlarla zigzag çizmesinin mantıklı bir açıklamasını bendeniz bugüne kadar bulabilmiş değilim. Tek açıklama eskiden, toprak bağ bahçe arasında at-eşek arabaları geçsin diye yapılan yollar olduğu gibi korunmuş, yeni yol yapımı sürecinde de istimlakla, para pulla uğraşmak istemeyen karayolları yolu kısaltmak, düz bir hatta daha güvenli hale getirmek yerine bu eski yolu imar etmekte çareyi bulmuştu. Dediğim gibi; rivayet muhtelif...

Kaz Dağı’ndan doğup, Araplar Boğazı’nı geçerken, Troya’nın bahçeleri arasında sarhoş bir adam gibi yalpalaya kıvrıla ilerleyen Skamender (Karamenderes) nehrinin aktığı Batak Ovası’nda, yine nehir gibi sarhoşçasına kıvrılarak ilerleyen yolun kıyısında aracımın motorunun soğumasını beklerken, tam karşımdaki tarlanın ortasında çalışan köylüler gözüme çarptı. Sarısıcağın alnında, görebildiğim kadarıyla domates toplayan köylülerin başlarında bura insanının giyimlerine özgü sarı, mor, gri renkli dolamalar vardı. Çoğu iki büklüm, bazıları toprağa bağdaş kurmuş oturarak hızlı hızlı çalışan grubun içindekiler de eğildikleri tarladan arada başlarını kaldırıp benim bulunduğum yere doğru bakıyorlardı. Öğle sıcağında, hava belki de 40 derecenin üzerinde iken çalışmak zorunda kalan köylüler için benim bulunduğum ardıç ağacının gölgesi nasıl da imrenilecek bir yer geliyordur kim bilir.

Ancak, bu durum beni ferahlatmak yerine rahatsız etti, ne yalan söyleyeyim. Motorun soğuması için en az bir yarım saat beklemem gerektiğini hesap ederek, başıma şapkamı takıp ardıcın korunaklı gölgesinden çıktım, onlara doğru yürüdüm. Bunu gören ırgatların bu sıcakta o koyu gölgeden çıkmamı yadırgadıklarına, hatta kınadıklarına, “bu adamda da hiç akıl fikir yok” diye düşündüklerine eminim.

Her biri küçük bir bebek başı kadar irileşmiş kıpkırmızı yerli Çanakkale domateslerini toplayıp kasalara dolduran on kişilik grup kadın erkek karışıktı. Aralarında yaşı ellinin üzerinde gösterenler de vardı, genç, lise çağında delikanlılar da. Selam verip, kolay gelsin diyerek yanlarına vardığımda hepsi işlerini bir dakikalığına bırakıp merhabalaştılar benle. Aracın hararet yaptığını, yarım saat kadar motorun soğumasını bekleyeceğimi, bu sırada izin verirlerse kendilerine yardım etmek istediğimi söyledim. “Sıcakta zahmet etmeseydiniz keşke” diyenlere kulak asmadan çömelip domates toplamaya başladım ben de. On beş yirmi dakika kadar, onlarla domates toplayarak sohbet ettim. Pınarbaşı köyünden, tarlaya ırgat olarak gelmişler. Sabah gün doğumu ile başladıkları tarlanın akşama kadar biteceğine emindiler. Ovanın ortasındaki tarlada güneşin altında çalışmanın zor olduğunu ancak aslanın ağzından midesine giden ekmeğe de başka türlü ulaşamadıklarını söylediler.

Sıcakların önümüzdeki günlerde çok daha fazla artacağını, Pasifik Okyanusu'ndaki yüzey sularının normalden daha fazla ısınmasıyla ortaya çıkan ve aşırı sıcaklara yol açan o “küçük velet”i, El Nino’yu anlattım ben de onlara. Tarla sahiplerine öğle vakti bu saatlerde çalışmanın yasaklanabileceğini, çalışan kişilerin sağlıklarının ciddi tehdit altında olduğuna dair birkaç gün önce haberleştirdiğim rapordan bahsettim. Bıyık altından güldüklerini görüyordum. İki büklüm eğilmiş çalışırken, güldüklerinin görülmemesi için yüzlerini öte yana çevirecek kadar naiftiler doğrusu.

Alnımdan ve kulunçlarımdan fışkıran tere aldırmadan, havadan, sudan, En Nino’dan, aslanın midesindeki ekmekten, oğlak ve ayran virajlarından konuşarak yaptığımız yarenlik sonrası vedalaşıp aracıma dönerken kucağım, zorla tıkıştırdıkları iri iri Çanakkale domatesleriyle doluydu.

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et