10. yılında ‘15 Temmuz’ anmaları
İletişim Başkanı Burhanettin Duran, ‘İrade bizim, zafer bizim’ temasıyla yurt içinde ve dışında binlerce etkinlik düzenleneceğini temmuz ayının başında açıklamıştı. Bu doğrultuda 15 Temmuz günü, Türkiye’nin 81 ilinde anma programları düzenlendi, demokrasi nöbetleri ve yürüyüşler gerçekleştirildi. Gün boyunca Edirnekapı Şehitliğinden, Atatürk Havaalanından, 15 Temmuz Şehitleri Köprüsü üzerinde yapılan yürüyüşten, Beştepe’den ve daha pek çok noktadan naklen yayın yapıldı. Hayatını kaybedenler anıldı, TBMM’ye ve Gölbaşı Özel Harekat Merkezine atılan bombalar hatırlatıldı. TBMM Camiinde mevlit düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkent Millet Bahçesi’nde düzenlenen anma programında konuştu. Gece saat 00.13 itibarıyla ülke genelindeki camilerde sela okundu.
Bütün etkinliklerde, direnişin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı çağrıyla başlatıldığı, halkın bu çağrıya tereddüt etmeden karşılık verdiği ve devlet kurumlarının bir bütün olarak demokrasiyi korumak için seferber olduğu ifade edildi. Erdoğan’ın AK Parti tarafından düzenlenen ‘siyasi ve hukuki yönleriyle onuncu yılında 15 temmuz sempozyumu’na gönderdiği mesajdaki şu cümleleri sürecin iktidar katındaki siyasal anlamını göstermesi açısından önemliydi:
“Ancak darbe girişiminin aziz milletimizin direnişiyle başarıyla püskürtülmesi, Türkiye’nin önünde yepyeni bir sayfa açmıştır. Türkiye, hem devletin kılcallarına kadar sızan sinsi bir terör örgütünden kurtulmuş, hem de demokrasisini güvence altına alacak adımlar atmıştır. Hiç şüphesiz bunların en başında yeni yönetim sistemimiz vardır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile milletimizin yaklaşık iki asırdır süren yönetim modeli arayışı cevabını bulmuştur…”
Kutuplaşmış, otoriter ortamlardaki kutlama ve anmaların farkı
Ulusal kutlama ve anmalar, ulusların geçmişlerini nasıl algıladıklarını gösterir. Biz kimiz, nereden geldik ve nereye gidiyoruz sorularının cevabını içerir ve ulusal kimlikleri güçlendirme sürecinde önemli bir yer tutar. Resmi ideoloji çerçevesinde genç kuşakları eğitme ve ulusun kolektif ruhunu üretme ve kriz anlarında onarma işlevi yüklenir. Bu günlerde toplumsal temsiller aracılığıyla, ulus olma süreç ve tarihi, devlet yönetiminin ihtiyaç ve amaçlarına hizmet edecek şekilde yeniden düzenlenip, kitlelerin kolaylıkla anlamasına elverişli hale getirilerek ifade edilir.
Öte yandan otoriterliğin ve kutuplaşmanın baskın olduğu ülkelerde ulusal günler toplumsal ayrışmaları ve kimlik sorunlarını görünür kılar. Anlamlar üzerindeki rekabet ve güç mücadelesini açığa çıkarır. Anlatıların nasıl hegemonik bir pozisyon tutmak için yeniden üretildiğini ortaya koyar. Bu ülkelerde ulusal günlerin, genç kuşakları eğitme ve ortaklık duygusunu besleme işlevinin, iktidarın hegemonyasını güçlendirme ve ona meşruiyet zemini oluşturma amacıyla harmanlanarak yönetildiği görülür. İktidarın toplumsal tabanının konsolide edilmesi amacıyla, anma ve kutlamanın merkezinde yer alan ‘tarihsel travma’ üzerinden popülist bir yaklaşım hayata geçirilir.
Baskı rejimlerinde ulusal günler yalnızca ulusal egemenliğin kitlesel bir ortamda yeniden ifadesi olmaktan çıkar. İktidarın o andaki ihtiyaçları çerçevesinde tarih algısının yeniden düzenlendiği kitlesel bir mecraya dönüşür. Otoriter devletin, kendi organları aracılığıyla üretip desteklediği ‘kolektif coşku ve yas’ kanalları siyasal rıza üretiminin bir aracı kılınır. Bu törenlerde kolektif hatırlamalara yönelik emek kadar, toplu unutmalara ilişkin gösterilen çaba da önemli bir yer tutar.
15 Temmuz’un 10. yılından süzülen
İstanbul’da düzenlenen anma programında konuşan Bilal Erdoğan’ın şu sözleri, 15 Temmuz üzerinden oluşturulan bir geçmiş ve gelecek tahayyülünü yansıtıyor:
“Cumhurbaşkanımızın 2002 yılında başlattığı bir halk devriminin, inanıyorum ki, en önemli dönüm noktasıydı 15 Temmuz gecesi. Bu milletin üstüne vurulmak istenen prangalardan kurtuluşunun miladıydı 15 Temmuz gecesi. Ve inanıyorum ki o günden bugüne daha farklı bir öz güvenle, daha aydınlık yarınları hedefleyen, daha küresel hedeflere yönelmiş bir millet haline gelmeye başladık.”
Bilal Erdoğan’ın bu sözleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yukarıda alıntılanan yorumu ve 15 Temmuz anmalarının anlam yüklü detaylarıyla birlikte değerlendirildiğinde;
* 15 Temmuz anlatısını Erdoğan rejimini tarif eden kalıcı bir çerçeveye dönüştürme yolunda ilerlendiği,
* Anmalarda dozu artırılarak yer verilen ve bir sivil kutlama modeli olarak sunulan din eksenli anma pratikleri üzerinden iktidarın kültürel hegemonya inşa sürecinin desteklendiği,
* Darbe girişiminde bulunan yapının halen faaliyette olduğu ve mücadelenin sürdürülmesi gerektiği söylemiyle birlikte devlet gücünün yoğun bir biçimde teşhir edilmesiyle, otoriter yöntemlere açık kapı bırakıldığı görülüyor.
15 Temmuz anmalarının Erdoğan rejimi tarafından hegemonik bir üstünlük elde etmeye yönelik olarak üretilen duygusal atmosferinin, toplumsal travmaların seçici bir şekilde hatırlanmasının ve anmalardaki sistemli dışlamaların eleştirel değerlendirmesini yapmak siyasal mücadelenin bir parçasıdır. Bu sorgulama, 15 Temmuz’un henüz gün ışığına çıkmamış detaylarının aydınlığa kavuşturulması çabasına da katkı sağlayacaktır.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et