Kadir İnanır’dan Deniz Göktaş’a konfor alanlarını yerle bir etmek
77 yaşında hayata veda eden Kadir İnanır görkemli bir buluşma ile uğurlandı. Sanatçı dostları, siyasetçiler ve İnanır’ın ayrım göstermeden çok sevdiği halkı onu yalnız bırakmadı.
Hayat arkadaşı Jülide Kural’ın “Aslında o, halktır. Anadolu’dur ve bütün halkların dostudur. O yüzden de Rum’dur, Türk’tür, Ermeni’dir, Çerkes’dir, Boşnak’tır, Arap’tır ve tabii Kürt’tür. Bu dünyadayken ya da ayrılırken en büyük vasiyetidir memleketine; ‘O büyük barışı mutlaka biz halklar kuracağız’ der dünyanın en güzel gülümsemesiyle. Vasiyetin sorumluluğumuzdur, bir gün mutlaka sevgilim, mutlaka.” sözleriyle sonlanan konuşması pek çok kişiyi duygulandırdı, zihinlerde yankılandı.
Kadir İnanır, “Barışı görmeden ölmeyeceğim” cümlesini tekrar etmekten ve siyasal görüşlerini ifade etmekten vazgeçmedi. Bu uğurda risk almaktan çekinmedi. Emekçilerin ve mazlumların yanında, darbecilerin karşısında yer aldı.
Ters kelepçelenen komedyen
Deniz Göktaş, 1994 Ankara Mamak doğumlu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Psikoloji Bölümünden mezun. Kadir Has Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümünden yüksek lisansı var. Stand-up olarak tanımlanan gösteriler yapıyor; son gösterisinin adı: “Ölü Deniz”. Önce gösteriye ait sosyal medyada yayımlanan kısa bölümlere ‘erişim yasağı’ getirildi. Ardından malum çevrelerin hedef göstermesi sonucu “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ve buna sonradan eklenen “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla İstanbul Havalimanında gözaltına alınıp, tutuklandı. İstanbul Emniyet Müdürlüğünde çekilmiş ters kelepçeli görselleri servis edildi.
Keskin ama sakin bir mizah hattında ilerleyen genç komedyen gösterilerinde yaygınlaşan suç türlerinden Antik Yunan’a, medya ünlülerinden sporculara kadar pek çok konuya değiniyor. Ama en önemlisi meslektaşlarının ezici çoğunluğunun ısrarla uzak durduğu güncel siyaseti gündemine alıyor ve liderleri hicvediyor. “Eski Türkiye”de gündelik hayatın sevimli bir parçası olan ancak Erdoğan rejimi boyunca unutturulan siyasal mizahı başarıyla tazeliyor. Milyonları kahkahaya boğmakla yetinmeyip, başını kuma gömmeyen mizahın hayatta kaldığını da en iyi örnekleriyle gösteriyor.
Her iki sanatçı da sanat zemininin kayganlığına, derin güçlerin bu alanı kontrolde tutma hevesine ve ekonomik kazancın siyasal konulara bulaşmamaya endekslenmiş olmasına rağmen sanatlarını icra edip, değerlerine sahip çıktılar. Kolaycılığın ve görmezden gelmelerin ikliminde zoru seçtiler. Bu ısrarlarıyla yakıcı sorunlara ışık tutmakla kalmayıp, konforlu alanlarında kolayı tercih edenleri de boşa düşürdüler. Başka türlü bir tavrın mümkün olduğunu gösterdiler.
Konfor alanı, rahatsızlık alanı ve siyasal kontrol
Türkiye’nin baskı ve kontrol üzerinden şekillenen siyasal normları, toplumun her köşesinde susup sinme, konuşmak için “Doğru zamanı bekleme” örneklerini artırdı. Bu ‘dayatılmış normallik’ sürecinde, konfor alanlarını koruma karşılığında suskunluk ve teslimiyet adacıkları oluşturuldu. Özellikle sahip olduğu yetenek, bilgi ve birikim üzerinden toplumu etkileme gücü olanlara bu özelliklerinden dolayı sahip oldukları konfor alanını korumak için kafalarını kuma gömmeleri gerektiği dolaylı biçimlerde ifade edildi.
‘Konfor alanı’, kişinin kendini rahat hissettiği deneyimler ile rahatsız edici bulduğu deneyimleri ayırt etmek için kullanılan bir kavram. Ancak Türkiye’de ve diğer baskıcı ortamlarda kamuoyunda etkili kişilerin konfor alanının yok edilmesi tehdidiyle işletilen bir kontrol mekanizmasının varlığı hep etkili oldu. Bilinirliğe ve kamuoyunu etkileme gücüne sahip olanların muhalif bir siyasal pratiğin parçası olması konfor alanının yok edilmesi tehdidiyle önlenmek istendi. Ünlülerin insana özgü kendini koruma dürtüsü harekete geçirilerek toplumsal ve siyasal sorumluluklarını yerine getirme iradesi sakatlanmaya çalışıldı. “Eğer doğru bildiğini yaparsan konfor alanlarını rahatsızlık alanlarına çeviririz” tehdidi gündemden hiç düşmedi.
Kadir ve Deniz’in sessiz çoğunluğa mesajı
İktidarın rıza üretme kapasitesini yitirdiği, siyasal itiraz biçimlerinin hukuk ve hatta kanun dışı yöntemlerle engellendiği, yerleşik düzene meydan okuma sorumluluğunun dar bir kesimin omuzlarında kaldığı ve siyasal mobilizasyona her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulan günlerden geçiyoruz. Ülke siyasetinin sistemli bir biçimde baskıyla dizginlendiği bu çetin dönemde, kapsamlı siyasallaşmaların ve çoğalmanın yolunu arayan adımlar çok önemli.
İnanır ve Göktaş konfor alanlarını terk edip, “kral çıplak” demekten geri durmadılar. “Burada ve hemen şimdi” diyerek itiraz ettiler. Yetenekleri üzerine inşa ettikleri saygın ve bilinen isimlerini zora sokmaktan çekinmediler. Yitirecekleri onca şeye rağmen korkutma ve sindirme politikalarına teslim olmadılar. Aşikar olanı söyleyip, sorumluluklarına sırt çevirmediler. Bireysel konfor alanlarını bilerek ve isteyerek yerle bir ettiler. Dönüştürücü vizyonlarını sanat pratiklerine uygulayarak milyonlara cesaret verdiler, güzel gülüşleriyle umut oldular.
Evrensel'i Takip Et