21 Haziran 2026 00:16

CHP: Yeni parti mi, yeni çizgi mi?

CHP’nin geleceği parti içinde ve dışında yoğun bir biçimde tartışılıyor. CHP Genel Başkanlığından yargı eliyle düşürülen Özgür Özel her fırsatta yeni parti seçeneğinin son çare olduğunu söylese de basına yansıyan ayrıntılardan, ‘B planı’ olarak yeni parti hazırlıklarının sürdürüldüğü anlaşılıyor.

Ancak kamuoyuna verilen demeçlerden anlaşılan o ki yeni parti kurulursa CHP markasının Kılıçdaroğlu’na avantaj sağlayacağından, Özel yanlısı görünen milletvekillerinin ve belediye başkanlarının tamamının yeni partiye katılmayacağından, yargı kıskacı nedeniyle seçim faaliyetlerinin finansmanında büyük sıkıntı yaşanacağından ve hukuk üzerinden yürütülen saldırılara karşı daha zayıf hale gelineceğinden de endişe ediliyor.

Özgür Özel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik hazırlıkların hızlandığı bir süreçte, CHP’nin geleceğine ilişkin tartışmaların zenginleştirilmesinde, ilkesel bir kopuş ve sahici bir yenilenme ihtiyacının hatırlanmasında fayda var.

Peygamberler, arındırıcılar ve sözcüler

Hollandalı Siyaset Bilimci Paul Lucardie, 2000 yılında yayımlanan “Peygamberler, Arındırıcılar ve Sözcüler: Yeni Partilerin Ortaya Çıkışına Dair Bir Teoriye Doğru” (Prophets, Purifiers and Prolocutors: Towards a Theory on the Emergence of New Parties) başlıklı makalesinde yeni partilerin nasıl başarılı olacağı sorusuna cevap arıyor.

Lucardie’ye göre yeni kurulan bir partinin başarısı;

1) yakıcı toplumsal ve siyasal sorunları gündemine alabilmesine;

2) yeterli ekonomik kaynaklara, medya araçlarına ve üye yapısına sahip olmasına;

3) önüne çıkan siyasal fırsatları değerlendirme kapasitesine ve ülkenin sosyo-ekonomik ve kültürel koşullarına bağlı.

‘Peygamberler’ olarak adlandırdığı yeni partiler, kuruldukları ülkedeki mevcut partiler tarafından ihmal edilmiş bir ideolojik yaklaşımı ya da bir gündemi merkeze oturtarak şekilleniyor.

‘Arındırıcılar’, bir ideolojinin ana akım yaklaşımlar tarafından sulandırıldığını düşünen ve o ideolojiyi arındırmayı, ‘saf haline’ döndürmeyi amaçlayanlar tarafından kurulan partileri anlatıyor.

‘Sözcüler’, halkın memnuniyetsiz olduğu konulara, özellikle dışlanmış kesimlere odaklanan ve toplumun birikmiş sorunlarına çözüm getirme iddiasıyla kurulan popülist partileri tanımlıyor.

Çizgiyi, ‘kopuş’ cesaretiyle yenilemek

Siyasal partiler ortak siyasal görüş ve toplumsal gelecek tahayyülü olanların birleşip harekete geçmesine, bireysel çıkarların ortaklaştırılmasına, kamu politikalarının somut hale getirilmesine; siyasal aktör ve liderlerin yetiştirilmesine, seçimler için aday belirlenmesine ve yasama ve yürütme organlarının örgütlenmesine yarıyor.

Ancak siyasal partilere duyulan güvenin tüm partiler için aynı düzeyde olduğunu düşünmek yanlış olur; partilerin halkın gelecek tahayyülünü baltaladığı ve hatta gasbettiği pek çok örnek de mevcut. Siyasal partiler bir tahakküm aracı haline getirilebiliyor. Halkın iradesinin egemenlerin ihtiyaçları doğrultusunda sakatlanması için kullanılabiliyor.

Türkiye’de siyasal partilerin kitaplarda yazılan tanımından çok uzaklaşılan bir dönemi yaşıyoruz. Partilerin işlevlerini yerine getirme kapasitesine iktidar tarafından yoğun bir biçimde müdahale ediliyor. Partiler arası rekabeti düzenleyen yasalar ve parti iç tüzükleri ihlal edilirken, her ihlal için yeni bir yargı kılıfı oluşturuluyor. Tek parti devletini andıran uygulamalara tanık olduğumuz bu kaygan ortam CHP’nin vereceği kararın netleşmesi önündeki en önemli engeli oluşturuyor.

Özgür Özel yönetimindeki CHP’nin cumhurbaşkanı adayına, yönettiği belediyelere ve partinin kurumsallığına yapılan saldırılar sonrasında sıranın Özel’in liderliğine geldiğini tahmin etmek zor değil. Baskının giderek arttığı koşullarda, Erdoğan rejiminin siyasete yargı üzerinden müdahale iştahı akıldan bir an bile çıkarılmadan yeni bir parti için yapılan hazırlığın, seçim ve kampanya finansmanı, oy kaybı ihtimali ve medyadan tamamen dışlanma tehlikesi gibi güncel teknik meselelerin ötesinde tartışılması gerekiyor.

Seçilmiş CHP yönetimi, 19 Mart sürecinde seçmenlerini sokağa taşırarak, diğer muhalif kesimlerin desteğini alarak, işçi direnişlerinin arkasında durarak ve kadınlar, etnik azınlıklar ve toplumun diğer yeterince temsil edilmeyen kesimlerine olabildiğince yakın kalarak ilerlemişti. Ancak, giderek ağırlaşan koşullar, önceki dönemde atılan adımların geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Çıkar grupları, yeni toplumsal hareketler ve siyasi partiler arasındaki ayrımı görünmez kılan ve Özgür Özel’in kendinden beklenmeyen liderlik kapasitesiyle ilerleyen 19 Mart sürecinin taktik ve araçlarının gözden geçirilme zamanı gelmiş bulunuyor.

Saldırı altındaki ana muhalefetin ideolojik netleşme ve politik yaratıcılık üzerinden zenginleşmesi gerekiyor. CHP’nin acil siyasal ihtiyaçlarıyla, başta işçi sınıfı olmak üzere, kadınların, yoksulların, işsizlerin, emeklilerin taleplerinin bütünleştirilmesi fırsatı CHP’nin önünde duruyor. Bu türden bir adım, netliğin getirdiği siyasal enerji yanında, verilecek siyasal mücadelenin araç setini de genişletecektir. Bu çerçevede öncelik iktidarla iyi geçinmeye çalışan partileri dışlayarak, çizgileri net olan ve kendilerini sosyalist olarak tanımlayan parti ve örgütlerle eylem birliğine girmek olsa gerek.

Türkiye’nin öteden beri sınırlı bir demokrasi görüntüsü veren ‘siyasal Sistem’inde bugün iç ve dış dinamiklerin zorladığı, baskı ve hukuksuzlukların zirveye çıktığı, Özel’e ‘sokak siyaseti ’nden vazgeçme çağrıları yapılan yeni bir dönemdeyiz ve koşullar CHP’nin kanıksanmış yaklaşımlarının ve bilindik söyleminin kaldıramayacağı kadar ağır. Bir başka deyişle artık kamuoyu yoklamaları yorumlayarak yapılan siyaset dönemi geride kaldı.

CHP’nin geleceğine elbette CHP üyeleri karar verecek. Ancak yaşananların ve tehditlerin yüzünü faşizme dönmüş bir rejimin saldırıları olduğu kabul ediliyorsa, Lucardie ’nin yukarda özetlenen üç parti tipinin gereklerinin hiçbiri dışarda bırakılmadan mücadeleye devam edilmesi gerekiyor.

Siyasal mücadelenin bitmiş bir ürün olmayıp, her gün yenilenen bir deney olduğunu unutmadan, mücadelenin kurumsal biçimlerinin olduğu kadar ideolojik ve politik içeriğinin de yeniden tasarlanması gereken bir dönemden geçtiğimizi, toplumsal değişim talebine uygun yöntemlerle mücadeleyi yükseltmek gerektiğini, iki arada bir derede olmanın zamanının geçtiğini hatırlatma görevimiz, umarız ‘dışardan gazel okuma’ olarak değerlendirilmez.

Yücel Demirer

CHP: Yeni parti mi, yeni çizgi mi?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et