13 Temmuz 2026 00:10

NATO zirvesinden çıkan ders: ‘NATO dağıtılsın’ mücadelesini yükseltmek!

Ankara’dan bir NATO zirvesi geçti!

“Geçti” diyorsak da lafın gelişi. Yoksa geçen sadece Ankara’da zirve vesilesiyle ilan edilmiş olan sıkıyönetim ve ya da OHAL gibi olağan dışı uygulamalarda bile sık görülmeyen halka yasaklanan yolların açılması, Ankaralıların belirli bölgelerde evlerinin önüne çıkmalarının bile yasaklanması gibi uygulamalar. Yoksa zirve sürecinde “NATO’ya hayır” dedikleri için gözaltına alınan dört yüzden fazla kişinin önemli bir bölümü serbest bırakılsa bile onlarca kişinin tutukluluğu devam ediyor.

Ama “güvenlik,…silahlanma” diyerek, hatta beş ay önce Münih Güvenlik  Konferansında bolca “güvenlik yokluğu”ndan yakınan NATO ülkelerinin yöneticileri, dünyayı halklar için zirve öncesine göre bile daha güvensiz hale getirecek kararlar almakta birleşmişlerdir.

Çünkü zirve sonrasında yayımlanan bildirge açıkça ve tartışılmaz biçimde bir silahlanma ve irili ufaklı savaşlara hazırlanma bildirgesidir. Hem de hiçbir gerekçeye ya da mazerete sığınmadan.

NATO’nun Ankara zirvesi bildirgesi ne söylüyor?

Nitekim zirvenin sonuç bildirgesinde merkezinde şunlar var:

Rusya Kadim düşman: Bildirge Rusya’yı “uzun vadeli tehdit” olarak gösteriyor. Ukrayna üzerinden yürütülen ve faturası her iki ülkenin emekçilerine kesilen savaşı uzatmayı amaçlıyor. Bunun için Ukrayna’ya NATO’nun 2026 ve 2027’de 70’er milyar avro vermesini karar altına alıyor. Rusya ise, hangi rejim ya da politikayı benimsemiş olmaktan bağımsız olarak “sürekli ezeli ve ebedi düşman” olarak belirlenmiş bulunmaktadır.

İran ortak düşman: ABD ve İsrail’in İran’a yönelik açtığı savaşa soğuk bakan, bırakalım savaşa doğrudan katılmayı, Avrupa’daki ABD üslerinin kullanılmasında bile sorun yaratan Avrupalı NATO üyelerini, “Öyleyse biz de NATO’dan çıkarız”la tehdit eden Trump, “İran’ın nükleer silaha sahip olmaması gerektiği” ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğüne tam uyum” tutumunda birleştirerek zirve bildirisine koydurmayı başardı. Böylece, İran’la bir zafer anlaşması imzalamaktan umudunu kesen Trump, Ukrayna-Rusya savaşını bütün açmazları ve çözümsüzlükleriyle Avrupa’nın kucağına bırakması gibi İran ve Hürmüz Boğazı’yla ilgili devasa sorunu Avrupa’nın (elbette, Çin, Japonya ve öteki Asya ülkelerinin de) kucağına bırakmak için kapıyı arkasına kadar açmış oldu. Nitekim Trump, son haftalarda, “Bizim bölgenin petrol ve doğal gazına ihtiyacımız yok. Avrupa’nın Japonya’nın, Çin’in,…ihtiyacı var. Öyleyse onlar gelip açsınlar Hürmüz’ü” diyordu. Zirvenin bildirisi Trump’ın bu amacını gerçekleştirmesi için açık bir çek mahiyetindedir.

Güvenlik eşittir silahlanma: 62’incisi 2026 şubatında toplanan Münih Güvenlik Konferansında çoğu NATO ülkesinin en üst yöneticilerinin katıldığı toplantıda Avrupa’nın güvenliğinin tamamen; “Daha güçlü ordulara sahip olmaya”, “Bağımsız bir Avrupa ordusu kurma ve silahlanma”ya bağlı olduğu yüksek sesle ilan edilmişti. NATO’nun Ankara zirvesi de güvenlik ve silahlanma ilişkisi bakımından aynı anlayışı yineledi. Ülkelerin güvenliği halkların kendi kaderlerini tayin hakkına saygı, ülkeler arasında barışçıl ilişkilerin geliştirilmesi, bölgesel sorunların karşılıklı anlayış, dayanışma, halkların refahının yükseltilmesi…gibi barışçıl ilişkilerin geliştirilmesi üstünden değil ülkeler arasında rekabeti kışkırtan, ortaya çıkan sorunları silah gücüyle çözmeyi amaçlayan, silahlanmayı ülkenin ya da ittifakın rakibi gördüğü diğer ülke ya da ittifaklardan daha fazla silah daha güçlü bir orduya sahip olmayı esas alan bir yaklaşım oldu. Bu klasik yaklaşıma robot ve yapay zeka teknolojisinin imkanlarını orduların savaş gücünü artırmak için kullanmanın öne çıkarılması, silah ve mühimmat sanayisini teşvik edilmesi bakımından NATO Ankara zirvesi bildirisinin önümüzdeki özel bir yere sahip olacağını söyleyebiliriz.

Para para para: NATO’nun son üç zirvesinde değişmez konusu, NATO üyesi ülkelerin 2035’e kadar ulusal gelirlerinin yüzde 5’ini savunmaya (savaşmaya) ayırmasıdır. Ankara zirvesinde de bu yüzde 5 öne çıkan konulardan birisi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara zirvesinin liderler toplantısındaki açılış konuşmasında Türkiye’nin yüzde 5 hedefine 2030’da ulaşacağını söyleyerek, konuyu gündeme getirirken öteki üyeler için de örnek olmayı amaçlamış görünüyor. Almanya’nın mevcut bütçesine 100-150 milyar dolarlık ek bütçe ayırması da diğer üyeler için örnek gösteriliyor. Ancak bütçe açığı bahanesiyle Almanya’da hükümetin, “sosyal reform” adı verdikleri yeni bir girişimle ilaç ve hastane katkı payının artırılması, 8 saatlik iş gününün kaldırılması, emekli maaşının düşürülmesi, emeklilik yaşının 67’den 70’e çıkarılması gibi Almanya işçilerinin 100-150 yıllık kazanılmış haklarına da el uzatan saldırı programı için harekete geçtiğini öğreniyoruz. Son yıllarda NATO’nun Avrupa’daki lider ülkesi olarak öne çıkan Almanya’nın işçi sınıfı emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik saldırısının diğer NATO ülkeleri için de örnek alınarak yaygınlaştırılacağını söylemek herhalde yanlış olmaz. Ama bu girişim aynı zamanda NATO, silahlanma, güvenlik, işçi sınıfı enternasyonalizmi, barış, güvelik, silahlanma,…gibi sorunların işçi sınıfının da gündemine bugüne kadar olduğundan farklı bir biçimde gireceği, tartışmasızdır.

Bildirge Türkiye için ne söylüyor?

Burada NATO Ankara zirvesinin Türkiye için ne söylediği gündeme geliyor.

Ama önce Trump’ın Türkiye’de bulunduğu gece İran’a yönelik saldırı emri vermesinin elbette diplomatik bir sorun yanı var. Ama aynı zamanda Türkiye’nin komşusuna vur emri vererek Türkiye’yi küçümsemede çıtayı nereye koyduğunu gösterdiği gibi İran’ın Türkiye’yi de hedefe koymasını amaçladığı da apaçıktır.

Zirvenin sonuç bildirgesine gelince; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidarı bugüne kadar gerek Rusya-Ukryna savaşında gerekse ABD ve İsrail’in İran’a yönelik sadırıları ve savaş karşısında iki tarafla da ilişkisini sürdürme tutumu izlemiştir.

Ancak, Ankara zirvesinin sonuç bildirisinden sonra bu tutumu sürdürmesi kolay olmayacaktır. Hatta eğer NATO bildirisindeki tutum doğrultusunda adımlar atarsa tek adam yönetiminin bugüne kadarki tutumunun sürdürmesi imkansız olacaktır.

Çünkü zirvenin bildirgesi Rusya’yı uzun vadeli düşman ilan ederek NATO’nun Rusya’ya tam karşı duruş göstermesini istemektedir. Dolayısıyla Rusya ile Erdoğan-Putin yakınlığı üstünden diplomasi yürütülmesi çok zorlaşmıştır.

İran’ın nükleer silah edinmesine kesinlikle karşı olduğunu ve Hürmüz Boğazı’nın savaş öncesi statüsüne dönmesi istenmektedir. Bu da Trump’ın yukarıda da ifade edildiği gibi Avrupalı NATO üyelerine “İran’ın nükleer silah edinmemesi ve Hürmüz’ün açılmasını gelin siz sağlayın” diyeceği herhalde sürpriz olmaz.

NATO Ankara zirvesi elbette Türkiye’de olması ve Erdoğan-Trump dostluğu üstünden Türkiye ile ABD arasındaki S-400, F-35, Kaan’ın motorları, F-16 revizyonları, CAATSA yaptırımlarını kaldırılması,…gibi sorunlar Türkiye kamuoyu gündemine gelse de bu konu elbette bildirgede yok.

Görünen şey ise;

- NATO’nun Ankara zirvesi vesilesiyle bir kez daha öne çıkan “NATO dağıtılsın” taleplerinin gençlik, işçi sınıfı ve emekçiler arasında yaygınlaştırmak,

- İşçi sınıfı enternasyonalizmi ekseninde yurtseverlik, ülke güvenliği tartışmalarını ve savaşa karşı barış mücadelesini öne çıkararak emperyalist dünya düzenine karşı mücadeleyi yükseltmektir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

İhsan Çaralan

NATO zirvesinden çıkan ders: ‘NATO dağıtılsın’ mücadelesini yükseltmek!
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et