15 Haziran 2026 00:04

15-16 Haziran bugünün işçilerine ne diyor?

İşçi sınıfımızın 15-16 Haziran’da sembolleşen mücadelesinden öğrenmeye devam ediyoruz.

Ülkemiz işçi sınıfının görkemli eylemi olan 15-16 Haziran eylemini 56’cı yılında bir kez daha anıyoruz. Evet, yarım yüzyıla yakın bir zamandan beri 15-16 Haziran günlerinin içinde yer aldığı hafta içinde ileri işçiler, mücadeleci sendikacılar ve sınıf partisi başta olmak üzere emek mücadelesinden yana her çevre 1960’lı yıllarda 15-16 Haziran’a gelen işçi sınıfı mücadelesinin bugüne ışık tutmaya devam eden derslerini tartışıyorlar.

Dönemin işçi sınıfı mücadelesinin başlıca özellikleri

Evrensel’in düzenli okurları dönemin işçi sınıfı mücadelesi hakkında elbette bilgi sahibidir. Ama yeni okurlar ve meraklıları için 15-16 Haziran’da temsil olunan dönemin mücadelesinin özelliklerine burada kısaca da olsa göz atmak faydalı olacaktır.

Bu özellikleri kısaca şöyle özetleyebiliriz:

1-) Sınıf iş birlikçisi sendikacılığa karşı sınıf mücadeleci bir sendikacılık anlayışı: DP ve CHP’nin sendika bürolarının aktif katılımıyla 1952 yılında kurulan Türk-İş; İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünyanın ABD patronluğunda kurulan emperyalist sistemin ihtiyaçları doğrultusunda antikomünist, sınıf iş birlikçisi bir sendika merkezi olarak kuruldu. Sendika yöneticileri ABD’ye götürülerek eğitilip organize edildi. ‘50’li yıllar boyunca da iki eylem yaptı Türk-İş. Bunlardan birisi “komünizmi telin mitingi” öteki ise “Kıbrıs Türk’tür Türk kalacak mitingi” idi. Türk-İş kendi özelliğini ise; “partiler üstü sendikacılık” ya da “siyaset üstü sendikacılık” gibi Amerikan sendikacığının Türkiye versiyonu olarak ilan etti! Bu tutumuyla övündü. Ama ’60’lı yıllarda dünyada neler olduğunun fark etmeye başlayan işçiler Türk-İş’in bu tutumunu “sınıf iş birlikçisi sendikacılık”, “sarı sendikacılık” olarak ilan ederek, Türk-İş’ten DİSK’e geçen bir mücadeleyi sendikal hareketi de “sınıf mücadeleci bir sendikacılık” çizgisine taşıdılar. DİSK’in kuruluşuyla başlıca sanayi merkezlerine de yayılan anlayış, pratikte işçinin işçiyi örgütlediği, kendilerinden önce mücadele etmiş işletmelerdeki işçilerden ve komşu fabrikalardaki işçilerle dahası etrafındaki emekçi semtlerindeki halkla sıcak dayanışma içine giren bir mücadele anlayışıyla hareket edildi.

2-) Sınıf, sınıf mücadelesi, kapitalist sömürü, sosyalizm gibi kavramlarla bağlantılı konuların işçiler arasında tartışılmaya başlaması: 1960’lı yıllar sadece gençlik mücadelesi açısından değil işçi sınıfı mücadelesi açısından da dünyadaki gelişmelerden önemli ölçüde etkilendiği bir dönemdir. Türk-İş’in kurulmasından itibaren belki ücret ve çalışma koşullarıyla kimi sorunlar yanında komünizm karşıtlığı, ABD ve kapitalizm övgüsü yapılması ötesinde bir ilgi alanı olmayan işçiler arasında sınıf, sınıf mücadelesi, sömürü, kapitalizm, sosyalizm, işçi sınıfı partisi kavramları etrafında tartışmalar ’60’lı yıllarda yaygın biçimde tartışılmaya başlandı.

Örneğin dönemin en kitlesel antiemperyalist eylemi olan ve tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçen eylem, DİSK ve üye sendikaların temsili değil binlerce işçinin kendi pankartlarıyla katıldığı “6. Filo Defol”, “NATO’ya hayır”, “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye” gibi sloganların öne çıktığı bir eylemdi. İşçilerin TİP’i kendi partileri olarak görüp TİP’e üye oldukları, TİP içindeki eğitim ve etkinliklere katıldıkları dönem, işçi hareketinin vardığı aşamayı göstermesi bakımından dikkat çekiciydi.

15-16 Haziran bugüne ne söylüyor?

Eğer 15-16 Haziran’a gelen mücadele içinde yetişmiş bir grup ileri işçi ve mücadeleci sendikacıyı toplayıp “Bugün ne yapmalıyız” diye sorsak bu işçiler herhalde bize şunları söylerdi:

- İnsanca yaşanacak bir ücret ve çalışma koşulları için talepleriniz etrafında birleşip mücadele etmeniz vazgeçilemezdir.

- Sendikalarda örgütlenmek gerekir. Çünkü sendikalar işçinin evidir. Ama bu ev işçinin “Sendikalaştık artık haklarımızı savunmak sendikacıların işidir” diyecekleri bir ev değildir. Çünkü sendikalar aynı zamanda işçi sınıfının kapitalizme ve sömürüye karşı mücadele merkezlerdir. Bu yüzden de sendikalı olmak demek mücadeleyi sendikacıya bırakmak demek değildir. Tersine her yeni gelişmede talepleri yenilemek, bu talepler etrafında birliğimizi yenilemek gerekir. Bizim kuşağımız bu konuda adım attığı, işçi inisiyatifini oldukça başarılı bir biçimde öne çıkardığı için yarım yüzyıl sonra sizin karşınıza çıkıp konuşabiliyoruz!

- Patronlar sermaye sınıfı olarak dişlerinden tırnaklarına örgütlüdür. Sadece aralarında dayanışmazlar renk renk partiler kurup kafamızı karıştırırlar, gazete, TV’leri kullanırlar, hükümet ve devlet olarak örgütlüdürler. Bu yüzden de işçiler sadece ücret, çalışma koşulları konusunda aralarında birleşmekle kalamazlar. Tersine biz de kendi partimizde örgütlenmek, en azından genel olarak emekten yana parti ve çevrelerle iş birliği, ittifaklar yapan, siyasete müdahale eden, özgürlük, demokrasi, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizi açıkça ortaya koyup demokrasi mücadelesinin ön saflarında yürümeyi başarmalıyız. Biz bu konularda bazı adımlar attık ama sonradan anladık ki yapmamız gerekenin çok azını yapmışız!

- Sadece demokrasi ve özgürlükler değil nasıl bir dünyada yaşadığımız ve antiemperyalist mücadele çerçevesinde bölge ve dünyada barış mücadelesi konusu da gündemimizin önemli bir maddesi olmak durumundadır. Özellikle son yıllarda emperyalist sistemin kendi iç çelişkilerinin az çok barışçı bir görünümü bile koruyamaması; Rusya-Ukrayna savaşı, Ortadoğu’da ABD, İsrail’in başını çektiği İran, Filistin, Lübnan’da süren, daha nerelere yayılacağı ve ne zaman biteceği belirsiz savaşlar, NATO içindeki çelişkiler, Türkiye’nin bölgedeki konumu, kısacası işçi sınıfı enternasyonalizmi eksenli bir barış mücadelesi bugün bizim dönemimize göre bile önemli bir görev olarak işçi sınıfının gündeminde olmak durumundadır. Bu açıdan sınıf partisi için Ankara’da toplanacak NATO zirvesi hem sorunun kamuoyu gündemine getirilmesi hem de işçi sınıfının bu konudaki tutumunu ortaya koyması bakımından bir fırsattır. Bizim kuşağımız antiemperyalist mücadele konusunda hevesliydi. Özellikle genç devrimcilerin antiemperyalist mücadeledeki ısrarlı ve direngen tutumu dikkatimizi çekiyordu. Hem bizim gençliğin antiemperyalist mücadelesinden hem de gençliğin bizden öğreneceği, olumlu etkileneceği pek çok şey vardı. Ama bu konuda üstümüze düşeni gerektiği gibi yaptığımızı söyleyemeyiz. Umuyoruz ki sizler bu konuda daha başarılı olursunuz. Çünkü bu konuda aradan geçen 50 yılda pek çok yeni şey öğrendiniz. İmkanlarınız da bize göre daha fazla!

Evet, 15 -16 Haziran’ı yaratan işçiler bunları söylüyor bizlere.

Daha ne söylesinler ki!

Bizlere düşense çıkarılan dersleri sadece ders olarak bırakmayıp özümseyip hayata geçirmek için her gayreti göstermek için harekete geçmektir.

İhsan Çaralan

15-16 Haziran bugünün işçilerine ne diyor?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et