Hak ve özgürlükler mi? O da ne?
Gecenin kör karanlığı…
Ellerinde otomatik tüfekler, koçbaşları, kalkanlar… Resmi ve sivil polisler evlere giriyor. Mandalını kaldırıp açmak yerine, kapıyı kırarak apartmanın bahçesine dalıyorlar. Giriş kattakiler gürültüye uyanıp ‘Ne oluyor’ diye dışarı çıkmak istiyor. Çıkmalarına izin verilmiyor, kapıları kapattırılıyor. Ardından koçbaşıyla apartman kapısı da kırılıyor. Sonra da girecekleri evin kapısı...
Anlattığım yalnızca bir evde yaşananlar.
Geçen hafta gecenin üçünde, dördünde, beşinde; insanlar en derin uykularındayken, sanki kanlı katilmiş ya da canlı bombaymış gibi kapıları kırılarak evlerine girildi. İnsanlar yere yatırıldı, ters kelepçelendi ve gözaltına alındı.
İşçi emeklisi olan, geçinebilmek için yeniden çalışmak zorunda kalan kardeşim de o gece bu şekilde gözaltına alınanlar arasındaydı.
Eşi, apartman kapısının kırılma sesine ve cam şangırtılarına uyanınca kendi kapılarını kurtarabildi. Kapı dürbününden bakarken kapıları dipçiklenince o da hemen açtı. Bu yüzden “şanslıydılar”; en azından evlerinin kapısı kırılmadı.
Yüzleri maskeli, ellerinde otomatik silahlarla içeri daldılar.
“Yat, yat, yat...”
Kardeşimin eşi “Niye yatacağım, ne istiyorsunuz?” demeye fırsat bulamadan, kızının ve eşinin uyuduğu odalara girdiler, herkesi yere yatırdılar ve kardeşimi ters kelepçelediler. Odalara, banyoya, mutfağa, hatta balkonlara kadar baktılar.
Ne aradıklarını hâlâ bilmiyoruz.
Ardından gelen diğer polisler odaları, çekmeceleri didik didik aradı. Elbette hiçbir şey bulamadılar. Ama ne aradıklarını da, neden bu şekilde geldiklerini de öğrenemedik.
Komşuların, “Neden kapıyı kırdınız? Hangimizin ziline bassanız açardık” itirazına verilen tek yanıt ise “prosedür” oldu.
Sonrasında kardeşim, neyle suçlandığını bile anlayamadan tutuklandı. Bir gün önce tutuklananlarla birlikte toplam tutuklu sayısı 200’e yaklaşmıştı.
***
Meslek büyüğüm Fevzi Argun geçmiş olsun ziyaretine geldi.
Yıllarca politika gazeteciliği yapmış, parlamentoyu ve siyasi partileri yakından izlemiş bir gazeteci olarak o da yaşananları anlamlandıramıyor.
“Kardeşin neden?” diye soruyor.
Ardından ekliyor:
“TEMA’cılar neden? İnsanlar emekli olunca siyasetten tamamen uzak, hiçbir riski olmayan işlerle; ağaçla, doğayla, börtü böcekle uğraşmak ister. Yaşları 60’ın, 70’in üzerindeki insanlar bunlar. Ama terör örgütü şüphesiyle gözaltına alınıyorlar. Çok saçma, çok...”
TEMA gönüllülerinin yargılandığı gün adliyede bir avukatla konuşuyoruz. Yeni tanıştığımız ama çevresinin dindar biri olarak anlattığı bir avukat... Elindeki dosyayı gösteriyor. Dindar bir kadın müvekkili de gözaltına alınmış. TEMA gönüllüsü... Ona DHKP/C üyeliği suçlaması yöneltilmiş.
“Kod adın ne”, “Örgüte ne zaman girdin”, “Kimleri tanıyorsun”, “Talimatları kimden alıyorsun” diye arka arkaya sorulmuş…
TEMA gönüllülerinin gözaltına alınıp tutuklanması çok konuşuldu. Ama iki gün üst üste yaşananlar gerçekten “Biz ne yaşadık” dedirtecek cinstendi. Bu nedenle yeniden hatırlatmak istedim.
Bir kısmına da TKP/ML üyeliği atfedilmiş. Gözaltına alınan insanların bu örgütlerle hiçbir ilgisi olmadığı öylesine açık ki yaşlı bir kadın, “Evladım ben hiç TKP’ye oy vermedim, hep CHP’ye verdim” diyordu.
Tek üyelikleri TEMA... Tek “suçları” ise kuş cenneti gezisinden dönerken karşılaştıkları Doruk Madencilik işçileriyle selamlaşmaları...
***
Şimdi yeniden kardeşimin savcılığa çıkarıldığı güne dönmek istiyorum.
Sabah saat sekiz buçukta adliyedeydik. İki kez gitmemize rağmen TEM’de göremediğimiz kardeşimi görüp, en azından iyi olup olmadığını anlayalım diye...
Terör suçlarına bakan savcılığın bulunduğu beşinci kattayız. Polisler ellerinde kalkanlarla koridoru kapatmış, gözaltındakilerin getirilmesini bekliyor.
Sanki “Süpürün, süpürün” dercesine bizi ite kaka koridorun sonuna kadar götürdüler.
Önümüzde üç sıra çevik kuvvet barikatı...
Merdivenlere oturduk. “Makam katı, oturamazsınız.”
İki genç kız babalarıyla birlikte gelmiş; anneleri gözaltında. Bir başkası kardeşi için bekliyor.
İzmir’den gelen bir baba oğlunu bekliyor. İstanbul’dan gelen karı-koca hukuk mezunu kızları için orada.
Ne oturacak bir yer var ne de yakınlarını görebileceğin bir nokta. Önlere kısa boylu çevik kuvvet polislerinin dizilmesini adeta şans sayarak bekliyoruz.
Eşi gözaltına alınan ileri yaşta bir kadın anlatıyor. Gece yarısı kapıları kırılarak eve girilmiş. Kendisiyle eşi yere yatırılmış. Henüz beş yaşındaki torun korkudan ağlamaya başlamış. “Silahı çocuğa doğrulttular” diyor ekliyor: “Hiç olmazsa silahı başka tarafa çevirin. Bu çocuk yaşadığı travmayı nasıl atlatacak?” Anlatırken sanki o anı yeniden yaşıyor...
Akşam mesai bittiği gerekçesiyle adliyeden dışarı çıkarılıyoruz. Gecenin on ikisine kadar süren bekleyişin sonunda karar açıklanıyor: 55 tutuklama...
***
Bütün bunlar NATO zirvesi ve Trump için ‘Yol temizliği.’ Ülkenin başkentini adeta açık hava hapishanesine çevirdiler arka arkaya gelen gözaltı ve tutuklamalar, yasaklar, yasaklar…
Kızılay’ın ortasında elinde tabletle GBT kontrolü yapan polisler...
Kapalı yollar...
Mahalle aralarında dolaşan polis araçları...
12 Eylül dönemini yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki o dönemde bile böylesine bir manzaraya tanık olmadım.
Bütün bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çıkıp “Hak ve özgürlüklerin ilerletilmesinden” söz etmesi ise insanın aklına tek bir soru getiriyor: Hangi hak ve özgürlükler?
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et