Zirveden bize kalan…
İki hafta öncesinden başlatılan “şafak operasyonu”, kırılan kapılar, camlar, yerlere yatırılarak ters kelepçelenen kadınlar, erkekler, otomatik silahların çevrildiği küçücük çocuklar… Sonrasında protestoculara yönelik şiddet, kırılan kollar, sıkılan boğazlar, hatta gözaltına alınmak istenen milletvekili (Emek Partisi Antep Milletvekili Sevda Karaca…)
12 Eylül’ün “Our boys”larını bile aratacak nitelikte şimdiki “our boys”ların antidemokratik uygulamaları... Gazetecilerin gözaltına alınması, komedi dünyamıza parlayan yıldız gibi giren Komedyen Deniz Göktaş’ın, kendisi geldiği halde “Yakalandı” denilerek arkadan ters kelepçelenerek gözaltına alınıp tutuklanması, dahası kuyu tipi hapishaneye atılması…
Hepsi NATO zirvesi ve “Big Boss” Trump için yapılan “yol temizliği”… Muhtemel protestocular ve zirve günü protesto edenlere uygulanan orantısız şiddet… Erdoğan’a “diktatör” diyenlere yanıt veriliyor ya “Gerçekten diktatör olsa bunları söyleyemezsiniz” diye… Söyletmiyorlar işte…
Zirve öncesi Sincan Cezaevine görüşe gittik. Elbette yoğun denetimler, kontroller, insanlar ayakkabıları çıkarılarak X Ray cihazından geçirilmesine rağmen, üstlerinin önce dedektörle, sonra elle aranması… Öyle ki iki yıl önce kırılan ayağıma konulan platinlerin ötmesi üzerine, ameliyat yerini göstermeme rağmen rapor istenip, tekrar tekrar yapılan kontroller… Üstelik bütün bunlar açık görüş için değil, kapalı çift camlı ve ses geçirmeyen ancak bir telefon ile konuşabildiğin küçücük bir bölmede yapılan görüş için… Cezaevi kantininin de on gün kapalı olduğunun bildirilerek, mahpusların erzaklarını on günlük almalarının istenmesi…
Bomboş Eskişehir yolu… Yol boyunca belki onar-on beşer metre ara ile uzun namlulu nişancıların da olduğu polislerin sıralanması… Daha NATO zirvesine iki gün, Trump’ın gelmesine bir gün varken…
***
Gelelim zirve gününe… Ankara’da 12 Eylül döneminin sıkıyönetim koşullarını yeniden getirdiler, 2026 yazında. Bir yerden bir yere gitmen mümkün değil… İnsanlar işlerine gidemedi, saatler öncesinden çıkmalarına rağmen, yaşlılar, hastalar hastaneye… Havaalanı yolu üzerinde görünmesin diye önüne setler çektikleri gecekonduların, binaların sakinleri de kapıdan başlarını çıkartamadılar, geçimlerini sağlamaya çalıştıkları sebzeler, meyveler araçlarda çürüdü… Yeter ki yoksulluk görünmesin, ‘itibar’ korunsun…
Ama ben asıl liderlerin, özellikle Trump, Rutte ve Erdoğan’ın basın toplantılarına, gazetecilerin sorularına gelmek istiyorum. Zira bu görüntü bana, 2004’te İngiltere Başbakanı Tony Blair’in Türkiye ziyaretini ve Erdoğan ile basın toplantısını hatırlattı. Amerika’nın Irak işgali sonrası yapılan bir ziyaret. İngiltere de işgale destek veriyor. Ebu Gureyb başta, cezaevlerinde Iraklı mahkumlara yönelik ABD’li askerlerin çıplak işkence skandalı ve ona ilişkin fotoğraflar ortaya çıkmış. Yanılmıyorsam o zaman eski DPT binası Başbakanlık binası olarak da kullanılıyordu ve basın toplantısı oradaydı. Benim gibi gazetecilerin akreditasyonlarının henüz iptal edilmediği, gazetecilerin ayrımsız girdiği toplantılardan biri… Açıklamalar sonrası gazeteciler sorular soruyor, tabi o kadar el kaldırmama rağmen soru hakkı verilmedi, ellerine önceden tutuşturulduğu ya da uyarıldıkları belli üç Türkiyeli gazetecinin soruları da dikkate değer olmadı tabi…
Bir İngiliz gazeteci Blair’e bu çıplak işkence fotoğraflarını gösterdi, “Verdiğiniz destekten hiç pişman oldunuz mu, bu görüntüler karşısında geceleri rahat uyuyor musunuz?” benzeri bir soru sordu. Cevabı hiç önemli değil. Ama sonrasında ben gazeteci arkadaşlara, “Bu soruyu biz Erdoğan’a sorsak çoktan vatan haini olmuştuk, ama işte gerçek gazetecilik sorusu” dediğimi bugün gibi hatırlıyorum. BirGün’den Doğan Tılıç da köşesinde bu konuya değinmişti.
***
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte (Eski Hollanda Başbakanı) basın toplantısı düzenlemişti. Bizim gazetecilerden yine soru yok! Ama Danimarkalı bir gazeteci Rutte’ye; “Trump’ın Grönland’ı fethetmekten, İspanya gibi müttefiklere saldırmaktan bahsettiğinde yanında oturuyorsunuz. Orada oturup bir şey söylemediğinizde öz saygınız etkilenmiyor mu?” diye sordu. Aynı gazeteci miydi bilemiyorum ama Rutte’ye zirve öncesinde gözaltına alınan gazeteciler ve komedyen Deniz Göktaş’ı da sordu. İki haftalık eylem yasağı, insanların sorgusuz sualsiz evleri basılarak, gözaltına alınıp tutuklanması, protestoculara şiddet görüntüleri ortada iken Rutte tabi “Demokrasi seçimden fazlasıdır, özgür medya, soru sorabilme ve protesto hakkıdır” gibi sözleri ağzında geveledi. Rutte, “Libya ve Irak’taki rejim değişikliği savaşları savunma savaşı mıydı?” sorusunu ise “Böyle sorulara yanıt veremem” diyerek yanıtsız bıraktı.
***
“İmamoğlu’nun savunma hakkının ihlal edildiğini” söyleyen Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor’a Adalet Bakanı Akın Gürlek yanıt vermiş ve “Hiç kimse Türk mahkemelerine parmak sallayamaz; devam eden yargılamaları etkilemeye, Türk yargısını baskı altına almaya ve ülkemizin iç işlerine müdahale etmeye kalkamaz” demişti.
Trump basın toplantısında, Erdoğan’ın da gözlerinin içine bakarak, “Cumhurbaşkanını aradım ve Rahip Brunson’ı derhal serbest bıraktı” dedi. Üzerine basa basa söyledi bunu Trump, üstelik başka bir toplantıda tekrarladı. Ne Erdoğan’dan, ne Gürlek’ten bir tepki geldi bu söze ne de Erdoğan’ın basın toplantısında gazeteciler bunu sordu. Zaten bu soruyu sorabilecek gazeteciler de zirveye alınmamıştı…
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et