30 Mayıs 2026 00:20

21 Mayıs’tan beri ne açlık, yoksulluk ne yolsuzluk ne de ülkenin yönetilemez duruma getirilmesi var gündemde. Hakları verilmeyen işçi ve emekçilerin seslerini duyurmaya çalışmaları, bayramda torunlarına bir harçlık bile veremeyen emeklilerin yaşadığı ‘utanç’, üst üste gelen zamlar… Hiçbiri gündemde değil, varsa yoksa CHP’nin mutlak butlan sonrası başına gelenler… Tıpkı planlandığı gibi konuşulan tek konu CHP ve başına geçirilen ‘butlan çuvalı’...

Anayasa Mahkemesi kararlarını, Anayasa’yı, Anayasa’nın öncelikli olarak kabul ettiği AİHM kararlarını tanımayanların, bir yerel mahkemenin, tüm yargı kurallarını altüst ederek verdiği ve üstelik kesinleşmemiş kararını jet hızıyla uygulatması… Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir şekilde, bir parti merkezine, üstelik gelinen noktada ülkenin birinci partisine adeta düşman karargahına girer gibi girilmesi…

Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve ardından belediyeye kayyım atanmasıyla 31 Ekim 2024’te başlayan ve 30’un üzerinde CHP’li belediyeye düzenlenen operasyonlar… Birçoğuna kayyım atanması, bazılarının da meclis üyeleri arasında seçim yapmak zorunda bırakılması… Tehdit ve baskılara boyun eğmeyenlerin görevden alınıp, cezaevine atılması, boyun eğenlerin ise AKP’ye katılması… AKP’nin, daha önce DEM Parti ve öncellerine uyguladığı kayyım politikalarının bu kez CHP üzerinden hayata geçirmesi; seçimle alamadığı belediyeleri yargı sopasıyla alması… Kemal Kılıçdaroğlu’nun, seçimle kaybettiği genel başkanlık koltuğuna tıpkı belediyelere atanan kayyımlar gibi getirilip oturtulması…

***

AKP ile Gülen Cemaati arasında yaşanan kırılmanın dönüm noktalarından biriydi 17-25 Aralık süreci. “Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu” adı verilen ve dört bakan ile birlikte çok sayıda siyasetçi, bürokrat hakkında yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları… Ortaya dökülen tapeler, para sayma makineleri, türlü iddialar… O dönem bu sürecin en kararlı destekçilerinden biri olan, makam odasındaki saati “17.25’e” sabitleyen, “Pilini ben çıkarttım, 17.25’e sabitledim, hesabının sorulması vaadimizden asla geri adım atmayız” diyen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugün bulunduğu yer yıllardır sorgulanıyor: “Ne oldu, kimler, nasıl devreye girdi de bu dönüşüm oldu?”

Bu sorular bugün de Kılıçdaroğlu için soruluyor.

***

CHP’ye “mutlak butlan” kararının verildiği saatlerde, meslektaşım Alican Uludağ’ın da duruşması vardı ve ilk celsede tahliye edildi. CHP hakkındaki karar ülke gündemine öylesine oturdu ki, ne Alican’ın savunmasını ne de içeride adeta rehin gibi tutulan diğer meslektaşlarımızı gündem edebildik.

Alican’ın savunmasında yaptığı bir vurgu özellikle dikkat çekiciydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özgür Özel’e yönelik “Ana muhalefet gibi lafa gelince basın özgürlüğünden dem vurup, sırf yolsuzluklarını faş ediyorlar diye kürsüden basına parmak sallayanlardan, basın mensuplarını küstahça tehdit edenlerden olmadık. Eleştirilere tahammül gösterdik. Yapıcı önerilere kulak verdik. Hukuksuzluklar karşısında hakkımızı yine hukukun içinde aradık. ‘Onu kapatacağız, şunun kapısına kilit vuracağız, hepinizden hesap soracağız’ gibi antidemokratik yollara asla tevessül etmedik” sözlerine atıf yapan Alican, “Eğer Cumhurbaşkanının sözleri doğru ise benim burada olmamam lazım” demişti.

Bu sözler yalnızca Alican için değil; İsmail Arı, Merdan Yanardağ, Pınar Gayıp, Yelis Ayaz ve tüm içerideki gazeteciler için de geçerli.

Sultan Özer

Aynılar aynı yerde mi?
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et