Azledilen CHP avukatları Sarıhan ve Kart ile konuştuk: Hukuku savunduk, azledildik, bizim için demokrasi madalyası
Bugün anlatacağım konu Mecliste her anını izlediğim, tanık olduğum dokunulmazlık süreci ve Özal’ın “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” politikasını izlercesine Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumu…
“…Sayın Recep Tayyip Erdoğan; seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız, seni başkan yaptırmayacağız!”
Bu sözleri herkes hatırlar. Selahattin Demirtaş, 17 Mart 2015’teki HDP grubunda tarihin en kısa konuşmasını yapmış ve Erdoğan’a böyle seslenmişti. Ardından gelen 7 Haziran seçimlerinde AKP ilk kez iktidar çoğunluğunu kaybetti. Koalisyon kurulamadı ve ülke hızla çatışmalı bir atmosfere sürüklendi. 20 Temmuz Suruç, 10 Ekim Ankara Gar Katliamları yaşandı. Sonrasında “Ya istikrar ya kaos” söylemiyle 1 Kasım’da yeniden sandığa gidildi. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun söylediği gibi, yaşananlar ‘oylarını artırdı’ ve AKP yeniden tek başına iktidar oldu.
Ancak Erdoğan, “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışını unutmadı. 2016’nın başından itibaren dokunulmazlıkların kaldırılması gündeme getirildi. Hazırlanan anayasa değişikliği önce Anayasa Komisyonu, ardından Genel Kurudan geçirildi. Peki, o süreçte dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ne diyordu?
“Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz.”
Milletvekillerine konuşma yasağı getirildi ve CHP yönetimi dokunulmazlıkların kaldırılmasına destek verdi. Sonrasında yaşanan operasyonlar sonucunda Selahattin Demirtaş ve birçok milletvekili cezaevine gönderildi. İçerisi halen seçilmiş politikacılarla dolu. Aradan geçen yıllara rağmen de tablo değişmedi.
* * *
O dönem dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı çıkan isimlerden biri de Madımak Katliamı davası avukatlarından Şenal Sarıhan’dı. Bugün CHP’de ‘mutlak butlan’ tartışmaları sürerken, yeni yönetimin ilk icraatlarından biri 2011’den bu yana partinin avukatlığını yapan Sarıhan’ın görevine son vermek oldu.
Kılıçdaroğlu’nun Avukatı Celal Kılıç aracılığıyla azledildiğini öğrenen Sarıhan, “Parti içinde demokrasi ve insan haklarına dayalı hukuku savunduğum için görevime son verildi. Bu azil benim için bir demokrasi madalyasıdır” dedi. Ancak konuştuğumuzda da 12 Eylül dahil en zor dönemlerde hukuk mücadelesi vermiş bir isim olarak yaşadığı kırgınlığı da ifade etmeden duramadı.
Benzer şekilde görevine son verilen isimlerden biri de Eski CHP Milletvekili ve Hukukçu Atilla Kart oldu. Milletvekilliği döneminde özellikle yolsuzluk dosyaları ve Mercedes davasındaki çalışmalarıyla öne çıkan Kart, yaşananlara ilişkin oldukça sert değerlendirmelerde bulunuyor; Kılıçdaroğlu’nun süreci uzatmaya yönelik bir tutum sergilediğini söylüyor:
“Kendisine talimat verilmiş; mümkün olduğunca süreci yay, uzat…”
Kart, bundan sonraki süreçte CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in soğukkanlı ve kararlı davranması gerektiğini savunuyor. “Meşru direnme hakkı” kavramını özellikle tırnak içinde kullandığını vurgulayarak devam ediyor: “Buradaki temel mesele, siyasi iktidarın ya da başka güçlerin bu süreci provoke etmesine fırsat vermeden, şiddete başvurmadan ve toplumsal ayrışmaya yol açmadan demokratik tepkinin sürdürülmesidir.”
Özellikle “toplumsal barış” vurgusu yapan Kart, bu sorumluluğun CHP’ye düştüğünü ifade ediyor. Ancak en dikkat çekici çıkışı, Kılıçdaroğlu’nun son dönemdeki söylemlerine yönelik: “Maalesef Sayın Kılıçdaroğlu, BOP Eş Genel Başkanlığına ya da yardımcılığına talip olduğunu ifade ediyor. Hatta bu görevi fiilen üstlendiğini de söylüyor. Bu çok acı ve dramatik bir tablo.”
Kart’a göre yaşananlar, CHP’deki “mutlak butlan” tartışmasının çok ötesine geçmiş durumda. CHP’li Akademisyen ve Siyasetçi Örsan Öymen’in açıklamaları da bu değerlendirmeleri destekler nitelikte:
“Kemal Bey beni aradı ve ona bazı sorular yönelttim. Benim çıkardığım sonuç şu: Kılıçdaroğlu hem belediye başkanlarının tutuklanması sürecinin hem de mutlak butlan meselesinin bizzat içinde.”
***
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir konuşmasında CHP için “Türkiye er ya da geç hak ettiği kalitede muhalefete kavuşacaktır” demişti.
21 Mayıs’tan bu yana CHP’de yaşananlara bakıldığında, Türkiye’nin değil ama Erdoğan’ın istediği türden bir muhalefet tablosunun ortaya çıktığını düşünenlerin sayısı az değil.
Nitekim İBB soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in, savcılık sürecinde çocuklarının velayetinin alınmasıyla tehdit edildiğini ve çıplak aramaya maruz bırakıldığını gözyaşları içinde anlattığı dakikalarda, Kılıçdaroğlu ve ekibi çıplak aramayı, işkenceyi değil, “arınma” ihtiyacını konuşuyordu. Bir kadın, bir anne, maruz kaldığı işkenceyi ve çocukları üzerinden baskı kurulduğunu anlatırken CHP’nin Kılıçdaroğlu başkanlığındaki butlan yönetimi umursamadı bile…
Evrensel'i Takip Et