30 Mayıs 2026 00:17

Zeytin ağacı üçüncü senesinde meyve veriyor. Bir bağ kursak dördüncü senesinde asmalar yetişkinlik çağına geliyor.

Elma desen ilk senesinde.

Ömrümüzün en kıymetli, en şanlı, en ağır, en bir arada döneminin 13. yılı.

Gezi’nin tutsakları hâlâ içerideyken, Gezi’de kaybettiğimiz canların hesabını layıkıyla soramamışken, gözünü kaybeden, bedeninde kalıcı hasarla onca insan her sene biraz daha yalnızken, sırtımızdaki mahcubiyet yükü her geçen sene artıyor. Gezi anılarını aynı coşkuyla yazmak zor, işin içinde artan bir keder yükü de var. Üstelik layıkıyla anamazsak koca Gezi’yi nostalji kılma riski de var.

Her gün yüzlerce yeni slogan üretilen Gezi’den 13 sene sonra tek bir ortak sloganda buluşamamak, Gezi zekası denilen o yaratıcılığa, birbirinin aynı basın açıklamalarında ve seri üretim imza metinlerinde hasret kalmak, yalnızca Gezi’de olduğu için bile birbirimizi dinlemeye ve anlamaya şans verirken, en darda insana bile akıl verme çabamız...

Çok da verimli geçiremedik 13 yılı.

Saldırıların ivmesi arttı, baskının yükü tonları aştı, bir sonraki adımlarını tahmin etmek imkansızlaştı ama işte bir zamanlar da birbirini asla yerde, yolda bırakmayan, tek ağızdan ses çıkarabilen, yaratıcılığı karşısındakini dehşete düşüren coşkulu milyonlardık. Hiç mi mümkün değildi her şeyin farklı seyretmesi?

Gezi’de Twitter yeni palazlanıyordu, haberi oradan alıyorduk ama oraya mahkum kalmıyorduk. Sokak, insanı cebindeki telefondan alıkoyuyordu.

Klavye silahşorluğu henüz yoktu. Yaşadığını ve hissettiğini yazıyordun. Linç denince akla Ali İsmail’e yapılan geliyordu, en gerçeğinden.

Herkesin önder hissedebildiği, sözünü çekinmeden ve sosyal yargıda infaz edilmeden söyleyebildiği, kendi fikrini eyleme dökebildiği, yetki ve sorumluluk hissettiği Gezi’den, kendine kurtarıcı ismi zikretmeden kurtuluş hayali kuramayan bir kitleye nasıl dönüştük?

İktidarın Gezi’den çıkardığı dersler gözle görülüyor, elle tutuluyor, biz somutlayamadık hâlâ.

İktidar mutlak butlan ile toplumun güven hissine kökünden salladı palayı.

Bir genel seçimde aynı aday altında birleşmiş tüm muhaliflerin ruhuna kınadığıyla sınanmak hissini saldı. Yaşanan her derin pişmanlık risk alırken pasivize eder insanı. Yapmanın yapmamaktan kötü olduğunu başımıza kakmaya çalıştı. Kendi bekasını düşünen herkesin turnusolü bir karara imza atan taraf oldu, diğer herkes kırılan kolu yen içinde saklayan taraf durumuna düştü. Artık neye karşı mücadele ettiğimizi değil, kimlerle birlikte mücadele ettiğimizi sorgulatacak. İsim isim...

Peki biz ne yapıyoruz? Kılıçdaroğlu’ndan sözle hınç almaya çalışıyoruz. Tarihin en zorlu liderliklerinden birini yaşayan Özgür Özel’e hâlâ akıl veriyoruz, yargı dağıtıyoruz. Mansur Yavaş’ın başkanlık seçimindeki rolünü tartışıyoruz, İmamoğlu aday nasıl olacak diye yasaya bakıyoruz, Özgür Özel aday olursa ne olur diyoruz. Bu sorular böyle bir yangın yerinin soruları mı? Pusulaya damacana resmi koyma şakası yapılalı 2 seçim geçti.

Söylem ve eylemde yaratıcılık üstünlüğünü muktedirin hakikat ötesi tavrına kaptırdık. Sürekli defansta ter döküyoruz.

Diyelim ki kurultay olmadı, diyelim öyle bir seçim tarihi verdiler ki yeni partinin yetişmesi imkansızlaştı, diyelim Kılıçdaroğlu’na öyle bir aday gösterttiler ki kafalar hepten karıştı, diyelim ki bir anda ana muhalefetin olabilecek tüm isimlerine siyaset yasağı çıktı, diyelim ki peş peşe bir sürü parti kapatma kararı çıktı. Şeytanın avukatlığını yapmadan çıkış bulunamayacağı aşikar. Burada mantığı kenara koyup iktidar izansızlığı açısıyla bakmadan başa gelebilecekleri görmek imkansız.

-Onu yapamazlar- cümlesi parlamenter sistem ortadan kalktığından beri kadük ilan edilmeli. Her şeyi yaparlar, neyi ne zaman yapabileceklerine kafa yorup bir adım ötesini konuşmalı.

Bizim yalnızca cumhurbaşkanı adayı konuşmamız bile iktidarın kazanımı.

Ne oldu parlamenter sisteme en hızlı şekilde geçiş planlarına? Kim olacak ülkenin yeniden başbakanı? Seçim zaten belli ki bekleyerek gelecek gibi değil, gelirse de beklenen koşullarda değil.

Bağımsız sendikaların direnişleri ve öğrenci eylemleri peş peşe zaferler kazanmaya devam ediyor. Buradaki zaferleri de ranta kurban giden doğa gibi, haksız tutuklananlar gibi, bir hakkı daha elimizden almak üzere aniden Meclisten geçen yasalar gibi üç günde unutuyoruz.

O zaferler belki de asıl kutup yıldızımız. Muktedirin bize gösterdiği yere bakmak yerine artık bakılması gereken asıl yerde olup orayı parlatmalı.

Bu halk bir özgürlük tohumu attı Gezi’de, 13 senedir iktidar dibine kibrit suyu döküyor yine de tam kurutamadı.

Belki de ağacımız cevizdir. Onun meyve vermesi on seneyi geçer.

Malum hem artık kabuğumuz sert.

Umarım her birimiz bir ceviz ağacıyızdır Gülhane Parkı’nda, Güvenpark’ta, Gündoğdu’da, Köprübaşı’da, Gezi’de ve her yerde.

Osman Kavala’ya, Çiğdem’e, Mine’ye, Tayfun’a, Can’a mahsus, mahcup selamlarımla, hürmetle...

Nice yıllara Gezi.

Ayşen Şahin

On üç
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et