Burjuva demokrasilerinin sonu, despotik kapitalizm ve yerli formu mütamaşerik kapitokrasi
Aristoteles toplum/siyaset tarzlarını açık ve bozuk hali diye tanımlıyordu. Bozuk olanlar keyfi olanlardı. 1000 yıllık ticari burjuvazi ile başlayan, Endüstri Devrimi ile daha da derinleşen modern kapitalist/emperyalist yayılmacılık dönemi aydınlanma felsefesi ve hümanizm odaklı olarak içte sosyal devrimler dışta bağımsızlık hareketleri ile 1776’lardan 1945’lere kadar “yurttaşlık hakları” başta olmak üzere aynı zamanda bazı sosyal siyasal düzenlemelerin/ kuralların da inşa edilme dönemi oldu. Son 100 yıldır keyif olanına doğru evriliyoruz. Küresel düzeyde “despotik kapitokrasi”, ülkede “MÜTAMAŞERİK” (müteahhit, taşeron, tarikat, mafya, mahkeme, şeriatçı şerikliği) formu yaşanıyor.
Piyasanın düzenleyici olduğu liberal özgürlüklere dayalı burjuva demokratik devrimler çağı 1920lerde duraklamaya başlamıştı, 1990larda tümden tasfiye edildi
Liberal kapitalizm kişisel/şirketsel/sermayenin serbest dolaşımı/yarışması idi. Dolayısıyla bu dolaşımın/yarışmanın garanti edilmesi idi. Bu piyasa yasaları/ilkeleri olacaktı. Piyasa düzenlemeleri aynı zamanda seyahatten başlayarak bazı girişim ilke ve özgürlüklerini garanti ediyordu.
ABD’nin tek kutup haline gelmeye başladığı dönemden itibaren bu evre kapanmaya başlamıştı. 1945’lerden, daha da kesifleşerek 1970’lerden bu yana ABD ve İngiliz sermayesinin karar verici olduğu saf kapitalist yönetimler öne çıkıyor, aşama aşama tüm ilke ve sosyal düzenlemeler aşındırılıyor. 1980’lerde bunun adı artık postmodernizm, deregülasyon, yeni dünya düzeni diye adlandırılmaya başlandı. Artık delegalizasyon (hukuksuzlaştırma, yasasızlaştırma, kuralsızlaştırma) evresindeyiz.
ABD'de, dünyada, Türkiye’de yaşananların tanımı tarifi: Para peşindekilerin keyfi yönetimi despotik kapitalizm
Bugün küresel düzeyde BM ve ilgili yan kuruluşları, ulusal düzeyde ulusal kurumlar piyasa düzenlemelerine bile bir garanti sağlamıyor, serbest dolaşımı/yarışmayı/liberal özgürlükleri garanti etmiyor, aksine 1945’den beri ABD hegemonyası arta arta 1990’lardan bu yana ABD’nin/ en güçlü olanın belirleyici olduğu bir kapitalizm haline geldi. Despotik totaliter kapitalizm evresindeyiz. Toplumsal sözleşmeler, anayasalar, yasalar yok sayılıyor, ilkeler yok sayılıyor. BM bile yok ortada. Trumpizm de bu. Çevrede Netanyahu Erdoğan da bu. Ama isimler önemli değil. Kapitalizmin geldiği evre kural ilke yok evresi. Efendi/gücü yeten istediğini yapar evresi. Yasasız hukuksuz hegemonya dönemindeyiz. Bunun diğer adı keyfi/despotik kapitalizm.
Despotizm: Efendinin kölesi üzerindeki sınırsız despotlik keyfiyeti
Efendi-köle, hatta kocanın karısı ve çocukları üzerinde sınırsız yetkisinin olduğu dönemlerden bugüne geldik. Herhangi bir ilke yoksa, efendinin teba üzerinde keyfi yetkileri varsa, buna despotluk deniyor. Hiçbir kuralın kalmadığı despotik kapitalizm evresindeyiz. Yani güçlü kural belirler değil istediği gibi davranır. Kuralsız/ despotik totaliter kapitalizm dönemi.
12 Eylül Darbesi, YÖK, Siyasi Partiler Kanunu, medyaya sansür…
Türkiye örneğinde 12 Eylül darbesi saf baskının iktidar olduğu bir darbeydi. MGK tümden keyfi bir yönetim inşa etti. YÖK bunun pilot uygulaması idi. Kurumsal özerklik ve bilimsel özgürlükler yerine “otoriter keyfi” bir yönetim tarzını getirdi.
Bu giderek yargıya ve medyaya da taşındı.
Bugün yargıya YÖK yargısı dense çok doğru bir tanımlama olur.
Sisyasi partiler de birer YÖK sayılır.
CHP hem kendisi otoriter bir kurum oldukça hem de keyfi hareket ettikçe zaten aynı durumun parçası oldu.
Teziç döneminde de YÖK’ün dönüştürülmesi, kurumsal özerklik ve bilimsel özgürlükler için hiçbir şey yapılmadı. Aksine Bologna Süreci dayatıldı yani ekomomi/para için bilgi “bilgi ekonomisi.”
Üniversite ve araştırma gerçeğin peşinde değil paranın iktidarın peşinde olacak.
Türkiye tüm bu geriye düşüşü ancak tüm taraflarını aşabilirse aşacak. Temel talep özgürlük talebi, özgürlükçü bir demokrasi talebi, doğa, kişi ve toplum özgürlüklerinin ayrılmaz parçası olan doğa, kişi, toplum hakları talebidir.
YÖK ve üniversite de medya da yargı da bunun ilk üç ayağıdır.
Bir kararla TELE1 kapatılırken, bir kararnameyle Bilgi Üniversitesi kapatılırken, ABD istediği yere istediği gibi el koyarken yaşananlar “DESPOTİK KAPİTALİZM”. YÖK bunun modeli. Yargı da. Medya da. ABD de Türkiye de. CHP de. AKP de. Biden ile Trump arasındaki fark neyse o.
Milletvekili ve belediye başkanlarını bile merkezden belirleyen her parti birer YÖK’tür, birer AKP’dir. Belediye asansör kapısı tutturan her kişi, yolda trafik durduran her işlem birer despotluktur. Birer keyfiliktir. Her keyfilik despotluktur.
İç dış gerilimler artarak devam edecek
Hiçbir kuralın kalmadığı despotik dünya, en güncel örneği İran’a saldırılar olmak üzere iç dış gerilim ve savaşların artarak devam edeceği bir dünyadır.
Keyfi despotik kapitalizme karşı doğa, kişi, toplum özgürlükleri ve hakları mücadelesi
Sağlıklı uzun erimli mücadele her tür otoriterleşme ve keyfi rejimlere KARŞI, DESPOTİK KAPİTALİZME karşı doğa, kişi, toplum özgürlüklerini ve haklarını savunan bir mücadeledir. Akademisyenlere, hukukçulara, aydınlara, tıpçılara, her yurttaşa düşen en başında kişi özgürlükleri ve hakları, kurumunun özerkliği ve bilimsel özgürlükler, halkın özgürlük ve hakları, sokağındaki mahallesindeki partisindeki keyfilikleri araştırmak yazmak, keyfi uygulamaları eleştirmek ve değiştirme azmi göstermekten geçecektir.
Keyfi/despotik olana karşı halktan yana, insanlıktan yana ilkeler en temel noktasıdır. Hiçbir kötülüğü tolere etmemek bunun birinci şartıdır.
Evrensel'i Takip Et