25 Mayıs 2026 08:36

Geçen yılı kurak geçirdik, bu sene de şubat ortasından bu yana yağmur durmak bilmedi. Hal böyle olunca “İsrail yağmurumuzu çalıyordu, İran’a açtıkları savaş nedeniyle hava sahaları kapandı yağmurumuzu çalamıyorlar” konuşmaları arttı. Bulut tohumlama, yağmur çalma, yağmur bulutu çalma hatta “Bizde fırtına olmazdı, İsrail fırtına yaratıyor” vs. pek çok söz havada uçuyor.

Bilim insanları bulut tohumlamanın doğru ama bulut ve yağmur çalmanın mümkün olmadığını söylüyorlar. Bulut tohumlama, yoğun su damlacıkları yüklü bulutlara gümüş iyodür bırakılarak, su damlacıklarının etrafında buz oluşturulması sonucu bulutun ağırlığının artırılarak yağışa dönüşmesi olarak belirtiliyor. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) bulut tohumlama ile yağışın en iyi koşullarda yüzde 0 ile yüzde 20 arasında artırabildiği ve yüzde 20 olan üst sınırın ancak zaten yağmaya hazır, nem yüklü bulutların üzerinde uygulanabildiğini belirtiyor.

1940’lardan bu yana kimi ülkelerin uyguladığı bu yöntemin sonucunda yeni bulut üretilmediği, yoktan nem yaratılmadığı ve rüzgar düzeninin değiştirilemediği de belirtiliyor. İsrail’in 2021 yılında yüksek maliyet karşısında yeteri kadar fayda sağlamadığı gerekçesiyle bulut tohumlama programını durdurduğu belirtiliyor.

Türkiye yağış rejiminin batıdan yani Avrupa ve Balkanlardan geldiğini, o nedenle de bulut çalmanın teknik olarak mümkün olmadığı belirtiliyor. Ülkemizdeki yağışların ABD ve İsrail’in, 28 Şubat’ta İran’a açtıkları savaştan iki hafta önce başladığı belirtiliyor. Velhasıl bu bilgiler ışığında bulut çalındı, hava sahası kapandığı için İsrail müdahale edemedi ve yağış oldu gibi şehir efsanelerinin bilimsel bir temeli olmadığını görüyoruz.

O zaman, biz ne yaşıyoruz sorusunun cevabını iklim değişiminde aramak gerekiyor. İklim değişimini hafife almanın sonuçlarını yaşıyoruz ve sonuçları itibarıyla iklim, bir krize dönüşüyor. Yaşadığımız kuraklık, don, dolu, seller ve fırtınalarda iklim değişiminin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ani hava olayları bazen fırtına, bazen dolu, bazen de sel olarak tarımı ve yaşamı etkiliyor.

Derelerin, ırmakların akışı azaldı diyerek ırmak ve dere yataklarını daraltmanın, etrafına imar izni vermenin sonuçlarını yaşıyoruz. Akarsu yataklarının daraltılarak kanallara çevrilmesi sonucu, kanala sığmayan suların taşkın gücünün artmasının zararını yaşıyoruz. Akarsu yataklarının sınırlarını (kesit tayini) belirlemede yetkili olan DSİ ve belirlenen sınırdan imarı başlatan belediyelerin uygulamalarının sonuçlarını, yetersiz altyapı ve çarpık yapılaşmanın sonuçlarını yaşıyoruz.

Barajlar doldu, taşıyor. Akarsular yataklarına sığmıyor. Almus Barajı en sonunda doldu taştı ve Yeşilırmak güzergahında pek çok yerde tarım ve yaşam alanlarını su basmaya başladı. Çekerek Çayı da taşınca Tokat’ın bütün ilçeleri su baskını sorunu ile karşı karşıyalar. Tokat’tan Turhal’a 15 mahalle 11 köyde binlerce kişi tahliye edildi. Almus Barajı taşmadan 60 bin dekar tarım alanının sular altında kaldığı düşünüldüğünde, taşma sonrası sular altında kalan tarım alanı miktarının katlanarak arttığı bir gerçek. İl genelinde hububat, yem bitkileri, şeker pancarı, ayçiçeği, sebze ekili alan zarar gördü.

Antep ve Urfa’da fıstık bahçelerinden zeytinliklere, ekili alanlardan zeytinliklere kadar pek çok alan süper hücre fırtınası nedeniyle sular altında kaldı, zarar gördü. Antep’te fıstık ağaçlarının arasından kano ile geçiliyor. Amasya, Adana, Antalya, Anamur, Avanos, Havza, pek yerde yoğun yağış ve akarsuların taşması sonucu tarım ve yaşam alanları sular altında kaldı.
Hatay’dan gelen haber ve görüntüler ise içler acısı. Resmi açıklamalara göre yağışlar sonrası biri çocuk 5 ölü, çokça yaralı var. 30 bin dekar tarım alanı sular altında kalırken 10 bin 500 kanatlı hayvan, 80 büyükbaş, 43 küçükbaş hayvan telef olmuş. 200 kovanlık arı da yine bu yağışlar nedeniyle telef olmuş. Asi Nehri’nin taşması sonucu Sinanlı Mahallesi’nde erkenci erik ağaçlarını yerinden söküp sürükleyecek kadar su basan tarım alanlarında ekili alanları bırakalım, dikili alanlardan mahsul alınamayacağı belirtiliyor.

Ülkenin pek çok yerinde yaşanan fırtına, sel, su baskını da gösterdi ki, bulutu değil geleceğimizi çalıyorlar. Alınmayan önlemler, daraltılan akarsu yatakları, imara açılan akarsu havzaları ve türlü bahanelerle tazmin edilmeyen zararlarımız sonucu canımız, malımız, geleceğimiz çalınıyor. Bu koşullarda iktidar tarafından ölene Allah’tan rahmet, yaralılara şifa dileyip, “Çiftçimizin yanındayız, gereken yapılacaktır” demek sorunu çözmüyor. Gerekeni belirleyip yapmak gerekiyor. Hızla yapılması gerekenleri sayacak olursak.

  • Felaket yaşanırken zararı azaltmak önemlidir ama doğa olayının felakete dönüşmemesi için önleyici tedbirler daha önemlidir. Akarsu yataklarının daraltılmasına son verilmeli ve akarsu havzalarında yapılaşma durdurulmalıdır.
  • Fırtına, zirai don, dolu, sel, su baskını yaşan tüm bölgeler acilen afet bölgesi ilan edilmelidir.
  • Tarım alanlarındaki zarar (sigortacı mantığıyla değil) gerçek anlamda tespit edilmeli ve zarar gerçek oranlı karşılanmalıdır. Tarım sigortası yaptıramayan köylülerin zararı devlet tarafından karşılanmalıdır.
  • Tarım alanı zarar görmüş, ürün alamayacak köylüye ucuz kredi adı altında borçlanmayı dayatmak yerine üretime devam etmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için nakdi yardım yapılmalıdır.
  • Küçük üretici köylülerin tarım kredi ve bankalara olan borçları silinmedir.
  • Zarar gören köylülere, başta mazot olmak üzere; ilaç, gübre, fide, fidan ve yem gibi tarım girdileri destek olarak bedelsiz sunulmalıdır.

Sedat Başkavak

Bulutu değil geleceğimizi çalıyorlar
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et