Etkin pişmanlık…
“Ben sana mecburum bilemezsin” diyor Attila İlhan… “Adını mıh gibi aklımda tutuyorum…”
İtiraf etmiş Attila İlhan… “Ben sana mecburum…” Ama pişman mı emin değilim… Etkin bir pişman olmadığı ise çok açık…” Baksanıza vermiyor adını…
“Belki haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun…”
Ya da… Cemal Süreya… “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni… bunun için çok pişman görünüyor Süreya… Hem de etkin pişman… İtiraf edecek gibi bildiklerini…
Turgut Uyar’ın itirafı ise açık kılmaktan ziyade örter gibi kimin kim olduğunu… Gel de çık işin içinden…
“Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile…
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez…”
Ya Edip Cansever… Yargılayan bir ifade gibi yazar şiiri…
“Yorgunum biraz -bütün gün içtim-
Hepimiz içtik
Cemal odasından çıkmadı hiç
Tangolar çaldık üst üste
Eski tangolar -bin dokuz yüz on beşlerde ne vardı
Ben pencereden bakarken
Kimseler ölmemişti
Ölüm diye bir şey yoktu ki Hilmi Bey
Var mıydı? “
Buyur Hilmi Bey sen cevapla…
Bazı şairler ise itirafı kendi elleriyle kaleme alır gibi… Yargının işini kolaylaştıracak türden bir itiraf İsmet Özel’inki…
Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında.
Her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar
ben yaşarken koptu tufan
ben yaşarken yeni baştan yaratıldı kâinat
her şeyi gördüm içim rahat
gök yarıldı, çamura can verildi
linç edilmem için artık bütün deliller elde…
Ya Orhan Veli olsaydı itiraf eden…
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Anlatamamak… Eksik bırakmak… İma etmek… Susmak… İtiraf etmek… Pişman olmak… Susmanın anlattıkları, konuşmanın sustukları…
Şairlerin en büyük problemi tam burada başlıyor bana göre. Çünkü şiir biraz da eksik bırakma sanatıdır. Yargının görmek istemeyeceği kadar çok boşluk vardır şiirde. Fazla çağrışım, fazla ima, fazla sessizlik… İyi bir soruşturma dosyasının kaldıramayacağı kadar çok belirsizlik…
Mesela Edip Cansever’in masasında ifade alınsa tutanak şöyle başlardı muhtemelen: “Şüpheli, ölüm diye bir şeyin olup olmadığı konusunda çelişkili beyanda bulundu.”
Turgut Uyar için bilirkişi raporu hazırlanırdı: “Şahsın ‘O’ diye tarif ettiği kişinin kim olduğu netleştirilememiştir.”
Orhan Veli dosyası ise büyük ihtimalle delil yetersizliğinden kapanırdı: “Şüpheli anlatabileceğini söylemiş ancak anlatamamıştır.”
Şiir zaten biraz da bu yüzden tehlikelidir. Çünkü net değildir. Çünkü kesin konuşmaz. Çünkü modern dünyanın istediği türden bir açıklık üretmez. Şiir hakikati büyütür ama bilgiyi küçültür. O yüzden şiirden muhbir çıkmaz; olsa olsa yaralı insan çıkar.
Fakat galiba mesele yalnız şiir değil artık... Günümüz Türkiye’sinde iktidar herkesi pişman ediyor… Destekleyeni de … Desteklemeyeni de… Herkes pişman… Herkes itiraf bekliyor bir diğerinden… Herkes yaralı…
Ben kendi adıma itiraf ediyorum… Pişman mıyım sanmıyorum, “etkin” miyim emin değilim… Neyi… Nasıl… Kim… Nerede… Ne zaman… Ne kadar… Hatırlamıyorum…
Şair, diyor Can Yücel… “Sen hayatında, şiirin öfke olduğunu düşündün mü hiç?”
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et