“AK”lanma
Anlaşılan o ki Kemal Kılıçdaroğlu butlan kararına meşruiyeti “arınma” kavramı üzerinden sağlamaya çalışıyor. Bu kavrama öyle bir sarılmış ki davalar, mahkemeler, tutuklamalar konularında birçok şeyden bihaber bir görüntü vermek bile tamamen önemsiz bir ayrıntı gibi durabiliyor onun için. Süreçteki tutumuna gelen ve gelebilecek olan itirazların şiddetini bastıracak bir itfaiye hortumu gibi kullanıyor bu kavramı. En ufak bir eleştiri mi baş gösteriyor, hemen “arınma” söylemi. Son sığınak, son kale, son kurşun gibi, diğer yandan da hiç bitmeyecek bir cephane… haklılığının apaçık kanıtı. Sanıyorum bu şekilde ikna edebileceğini düşünüyor kitleleri. Kendin ne kadar inanır ne kadar kuvvetli bir şekilde dile getirirsen insanları da o kadar inandırabilirsin.
Oysa ne söylediğinizden daha çok ne zaman ve hangi toplumsal ve tarihsel bağlam dahilinde söylediğiniz belirler sözün asıl anlamını. Ortaya attığınız söz, zaman ve bağlam bakımından kuvvetli yan anlamlar taşıyorsa ikna etmekten çok soru işaretleri üretmeye başlar. Böylesi bir konjonktürde “arınma” kavramının sözlük anlamı değildir artık önemli olan, neden şimdi, neden bu bağlamda, neden bu aktör tarafından söylendiği soruları çok daha fazla önem taşır.
Siyasette arınma ahlaki bir yeniden doğuş, yanlışlardan temizlenme, meşruiyetin yeniden tesisi gibi çağrışımlar üretir. Kılıçdaroğlu da bu çağrışımları arkasına alarak arınma kavramını kurultay tartışmalarının gölgesinden çıkmak, kaybedilen genel başkanlığı yeniden almak, yitirilen itibarı tesis etmek veya bilemediğimiz daha “akli” amaçlar için tercih etmiş gibi görünüyor. Yapılan şey aslında "arınma" kavramını kullanarak, hukuki görünümlü siyasi bir tartışmayı, ahlaki bir anlatıya dönüştürme çabası olarak beliriyor.
Ancak Türkiye siyaseti açısından ortaya çıkan tablo başka bir soruyu daha gündeme getiriyor: Muhalif olduğunu dile getiren, iktidarla müzakere değil mücadele gerekir diyen bir siyasetçinin attığı adımlar, niyeti ne olursa olsun, sonuçları itibarıyla iktidarın işine yarıyorsa asıl arınmaya ihtiyacı olan kişi kimdir?
Düşünmek gerekmez mi? Muhalefetin aylar boyunca kurmaya çalıştığı siyasal dengeyi bozan, parti içi tartışmaları yeniden alevlendiren ve iktidarın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi, yani muhalefetin kendi içine kapanmasını sağlayan her hamle, pratik sonuçları bakımından kimin hanesine yazılıyor? Bunun cevabı öyle çok da âlim olmayı gerektirmiyor. Şüphesiz Kılıçdaroğlu da bunun ne anlama geldiğinin farkındadır. Kimin, hangi tarihsel anda, hangi sözleri söylediği onun iktidarla kurduğu ilişkinin boyutları hakkında bilgi verir. Ben değil Foucault söylüyor.
O halde bu tartışma bağlamında öne çıkarılması gereken mesele arınma değil bir tür “AK”lanmadır. Bugüne kadar birçok siyasetçinin, liderin, belediye başkanının vb. yaptığı gibi, yaşanan süreç bir tür “AK”lanma olarak değerlendirilmelidir. Kılıçdaroğlu iktidara katılarak değil, iktidarın ihtiyaç duyduğu işi yaparak onun bir parçası haline geliyor, “AK”lanıyor.
Bugün iktidarın temel stratejisi ilk şaibesiz seçimde kaybedeceği iktidarı, genel başkanıyla, cumhurbaşkanı adayıyla, belediye başkanlarıyla ana muhalefeti itibarsızlaştırarak elinde tutmaya çalışmak değil midir? Ekonominin, yoksulluğun, işsizliğin, baskının, tutuklamaların konuşulmaması değil midir? Muhalefetin dönüp dolaşıp kendisini tartışarak, enerjisini kendi içine harcaması değil midir? Belki de en önemlisi kurulmakta olan güçler birliğine dayalı rejiminin konsolidasyonu değil midir?
İşte tam da bu oluyor.
Kılıçdaroğlu bunun farkında olmayabilir mi? Eylemleriyle yeni bir AKP iktidarının taşlarını döşerken, daha da ötesi güçler birliğine dayalı rejimin kalıcılaşmasının önünü açarken son seçimlerde ona oy verenlerin asıl arınmayı ondan beklemesi çok mu yanlış olacaktır. Etik bir söylemi politika için araçsallaştırmak tam da arınılması gereken esas mesele değil midir?
Sormak gerekmez mi: Üyesi olduğunuz, hatta uzun yıllar genel başkanı olduğunuz bir parti yıllar sonra ilk kez kendi gündemini kurmaya, oyunu artırmaya başlamışken, anketlerde birinci parti olarak çıkıyorken, hele ki Türkiye böylesi bir dönemeçteyken yeniden kurultay, yeniden mahkeme, yeniden iç kavga süreçlerini ateşleyecek bir pozisyon almak nasıl açıklanabilir ki… “AK”lanma’dan başka.
Evrensel'i Takip Et