11 Mayıs 2026 00:04

Madran Dağı’nın İnce Memed’i

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Fıstık çamları ve milyon yıllık kayaların arasından uzanan ince toprak bir yoldan taş evin kalıntısına götürdü bizi Salih. Rüzgarın, yağmurun, karın ve zamanın iyice ihtiyarlattığı taşlar kararmış, bazı yerleri yosun bağlamıştı. Bir insan boyunu ancak geçen duvarların bazı yerleri tamamen yıkılmış, çatı çökmüş, tavanın hezenleri çoktan yakılmıştı. Sıvasız taş işçilikle yapıldığı anlaşılan ev gördüğümüz kadarıyla iki göz bir yerdi. Salih “yayla damı” dediği evin dedesinin babasından kaldığını söyledi. “Belki 100 yıllık. Köyden sürüsü ile yaylaya çıktıklarında kalırlarmış. Babam burada doğmuş. Dedem ölünce bir süre daha kullanılmış, sonra yıkılmış”.

Ev, zamanla yaylaya doğru genişleyen köyün ilk evlerine yürüyerek beş dakikalık yakınlıktaydı. Yıkık duvarlarını gizleyen makiliklerin arasından, gün batısındaki yol tarafına yürüdüğünüzde Akçaova Göleti’nin durgun mavi suları ile karşılaşıyordunuz. Gölet, evin kalıntılarından yaklaşık 200-300 metre kadar uzaktaydı.

Salih, yanında yöresinde pembe, mor yapraklı küçücük otlar çıkmış bir kayanın üzerine oturmuş, evin çekimlerini yapmamı beklerken bir yandan da elindeki değnekle önündeki toprağa bir şeyler çiziyordu. İşimi bitirip yanına geldiğimde evin bulunduğu arazi ile ilgili başlarına gelen olayları anlattı:

“Bizim bu tapulu arazilerimizi yukarıdaki sit alanına doğru kaydırmış şirket. Dedemin evinin kalıntılarının bulunduğu arazi kaya mezarlarının bulunduğu Havutlu Tepe olarak görünüyor şimdi.”

Cep telefonundan gösterdiği tapu kayıt sisteminde haritada seçili görünen dikdörtgenin üzerinde tapu kayıt rakamı vardı. Bu alanın 300 metre kadar uzağında mavi bir nokta yanıp sönüyordu. Parmağıyla bu noktayı gösteren Salih, “İşte biz buradayız” dedi. Gördüğünüz gibi evin kalıntılarının yanındayız şu an. Oysa bizim tapuyu kaya mezarlarının olduğu sit alanına kaydırmışlar”.

Güneşte parlayan cep telefonunun ekranından kırmızı bir çerçeve içine alınmış dikdörtgeni parmağı ile göstererek, “Arazimizi burdan 300-400 metre öteye kaydırmışlar. Bulunduğumuz yer de böylece ormana kalmış. Şimdi buradaki fıstık çamlarını ağaç başına 10 bin lira bedel verip rahatça kesecekler. Oysa bir tane fıstık çamının yıllık geliri 35 bin liradan aşağı değil”.

Memlekette, ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayının 31 yıllık diplomasını tek kalemde iptal edenlerin iktidarında, köylünün atadan dededen kalma tapulu arazisinin sınırları bir maden şirketi pasa dökebilsin diye 300-400 metre öteye kaydırılmıştı. Kaydırılan arazinin ortasındaki evin kalıntıları ise yapılan işin saçmalığı ve hukuksuzluğunun en önemli kanıtı olarak orta yerde duruyordu.

Salih’in dedesinden kalan evin kalıntılarından araçlarımıza doğru yürürken, köy yolundan ince uzun bir adamın bize doğru geldiğini gördük. “Hah işte Bekir dayım da geliyor” dedi Salih. Yaklaşık yarım saat kadar önce Bekir dayıya telefon açmış, bizim kendisiyle görüşme yapmak istediğimizi söylemiş, o da bizi evine buyur etmişti. Anlaşılan o ki Bekir dayı biz eski yayla evinin oralarda çekim için oyalanırken, birkaç yüz metre uzaklıktaki evinden bizleri görüp yanımıza doğru gelmişti.

Sekiz köşeli kasketi, yakası eprimiş koyu renk ceketi, 1.90’a ulaşan boyu ile ince, upuzun bir adamdı Bekir Kocabıyık. Soyadının hakkını verir biçimde, siyaha boyayıp uçlarını yukarı doğru özenle kıvırdığı görkemli bir bıyığı vardı. Küçük kara üzümleri andıran gözlerinde konuşurken hissettiği duyguların kıvılcımları çakıyordu.

Öfke ile anlatırken göz bebekleri büyüyor, aklarında damar damar kanlı izler peydah oluyordu. Biraz sonra komik bir şey anlatırken ya da bizim kendisinin yaşı ve görünüşü ile ilgili iltifatlarımıza sesli sesli gülerken bu sefer küçük kara üzümler küçülüyor, tam ortasından bir kıvılcım peydahlarıyor, kanlı damarlar bir anda yok oluyordu.

Gülerken ve konuşurken ağzının içinde, üst tarafta bulunan iki altın diş ileri geri oynuyordu. Görünen o ki tam yerine oturmamış bu dişler Bekir dayı konuşurken neredeyse çıkıp, avcuna düşecekmiş gibi görünse de bu onun 82 yaşı asla göstermeyen pembe teni, kırmızı yanakları ve boyalı bıyıklarındaki azamete asla gölge düşürmüyordu.

Onunla konuşurken, o öfke ile madencilere sayıp söverken, “Arazimi almaya geleni arpa testisi gibi sererim” diye efelenirken İnce Memed’in yaş almış, demlenmiş haline benzettim onu. Bunu kendisine de söyledim. Sesli sesli güldü, hoşuna gitmişti bu benzetmem.

Koyun, keçilerin su içmesi için ulu bir ağaçtan oyulmuş, şimdi içi kupkuru olan bir yalağın yan tarafına oturduk. Bekir dayı ile uzun bir söyleşi yaptık. “Memur beyim” diyordu bana, her söylediğinde gülümsedim ama ‘bırakalım Bekir dayının memur beyi olalım bugün de’ diye ses etmedim.

İşte Develiler Mahallesi’nden Mehmet oğlu Bekir Kocabıyık’ın anlattıkları:

“82 yaşındayım. Dedelerimiz sürüleriyle, develeriyle birlikte Yatağan Kavaklıdere’den gelip yerleşmiş buraya memur beyim. O yüzden Develiler denmiş buraya. Şimdi bu madenciler 4-5 sene önce geldiler. 25 dönüm bize yeter dediler, 200 dönümü işgal ettiler. Bizim arazilerimizdeki ağaçların kesimine yeni başladılar. Köye 500 metre burası, madenin hafriyatını dökeceklermiş, olacak iş mi bu? Ama bunlarda suç yok, bunlara buradan arazi satan deyyusta suç evvela! Bodrum’da oturuyor deyyus! Tapulu arazisini üstündeki fıstık çamları ile 3 milyon liraya satmış. Onlar da gelmiş bir gecede halletmişler ne kadar fıstık çamı varsa!

Tapularının kaydırılma meselesini sorduğumda öfkesi tepesine çıktı Bekir dayının. Başındaki 8 köşeli şapkası hop indi hop kalktı!

“Sizin tapu kaymış diyorlar, tapu kayar mı memur bey? Bizim tapu kaya mezarlarının orada çıkıyor. Sit alanı çünkü orası, kesim yapamayacakları için bizim tapuları oraya kaydırmışlar. Aslında memur beyim, kesilen yerlerin hepsi sit alanı. Dünya kadar yıkıklık, örenlik vardı orada. Beşikler vardı, arı kovanları vardı kayaların tepesinde. Eskiden ayı çokmuş da ayı yemesin diye kovanları o kaya yükseklerine koyuyorlarmış, kütük kovanları. Muğla tapu başmüdürüne gittim. Ben devlete de millete de işlek konuşurum. Başmüdüre, “Siz” dedim “bizim arazilerimizi elden alıyorsunuz, beraber yiyorsunuz madencilerle” dedim. “Siz yağın balın içinde yüzün, yiyin, bizim malı, atadan dededen kalan malımızı... “Biz” dedim “Aç yaşayalım orada” dedim. “Bak” dedim “Bir gün gelecek gazeteler yazar” dedim. “Muğla canavarı şu kadar can almıştır, şu kadar araza vermiştir diye” dedim. “Kafaya koydum” dedim. “Oraya geleni, sererim” dedim. “Hepinizi kırarım orada” dedim. Bir şey demedi. “Yasal işlem yapılmış” diyor. “Bizimle alakası yok” diyor. Diyor da diyor...

“Köylünün işi yok. Köylünün yatağı yok, fakirin yatağı yok. Geçen gün orada mühendise; “Allah bir tane mi, yoksa iki tane mi?” dedim. “Bir tane” diyor. “Bir taneyse” dedim “Neden bazı lüks yaşıyor da bazı aç yaşıyor?” dedim. “Onu bilmem” diyor.

“Memur beyim, bir fıstık çamı 100 kilo künar verir hiç vermese, 150 kilo veren de olur, 200 kilo veren de olur. 20 çuval kozalak verir biri, 20 çuval kozalakta 200 kilo künar çıkar. 200 kilo künarı 750’şer liradan hesap et bir senelik gelirini. Bizim gidecek, yaşayacak yerimiz kalmadı. Gittim bu madencilerin işletmesine, bir karış toprağıma göz dikeni arpa demeti gibi sererim yere, hesabınızı ona göre yapın da gelin dedim”.

Dönüşte, Bekir dayıyı yolun yamacındaki evinin önüne bıraktık. Misafiri olmamız için çok ısrar etti, vaktimiz yoktu, duramadık. “Bunu saymam, gene bekliyorum, size üstü künarlı bal ikram edeceğim. Yanına da bir büyük açacağım” dedi.

Dost bellediğine sofrasını sonuna kadar açan Bekir dayı, ekmeğine göz dikeni ise “arpa demeti gibi serer”, gözünü kırpmadan. Yüz yıllardır bu topraklarda, dağları, ağaçları, yoksulları ezen ağaların karşısına er geç bir İnce Memed dikilir.

Evrensel'e Abone Ol

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et