11 Mayıs 2026 00:24

‘İmitasyon casusluk’ davaları: Birilerine terfi, birilerine tutsaklık

YAZIYI SESLİ DİNLE
0:00 0:00

Bir devletin, kuruluşun veya kişinin gizli, stratejik ya da hassas bilgilerini, gizlice elde etme, kaydetme veya başkasına aktarma faaliyeti olarak tanımlanan ‘casusluk’, çok sayıda filme ve kitaba konu olmuştur. Karşılığı ise idam dahil en ağır cezalar biçiminde olmuştur.

Suriye’ye sızarak üst düzey çevrelere kadar yükselen Mossad Ajanı Eli Cohen hakkında Gideon Raff’in yönetmenliğini yaptığı 6 bölümlük Netflix dizisi The Spy, 1987 yapımı televizyon filmi The Impossible Spy, 3 bölümlük İsrail yapımı belgesel serisi Agent 566 (Orijinal adı: Eli Cohen: Lochem 566) ilk akla gelenlerden. Kitap olarak ise, Eli Cohen hakkında en erken biyografilerden 1967’de yayımlanan ve Ben Dan tarafından kaleme alınan The Spy Who Came from Israel’i anabiliriz. The Spy dizisinin esinlendiği kaynaklar arasında bu kitap başta gelir. Samuel Segev tarafından yazılan Alone in Damascus: The Life and Death of Eli Cohen adlı kapsamlı biyografi de diğer önemli kaynaktır. 

Suriye’de ABD, İngiltere, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın desteğiyle yönetime getirilen HTŞ’nin, İsrail’i hoş tutabilmek için, 1965 yılında Suriye’de idam edilen Eli Cohen’e ait arşiv belgelerini, fotoğrafları ve kişisel eşyaları İsrail’e verdiği iddiası basına yansımıştı. 

Hayatı filmlere ve romanlara konu olan ajanların en bilinenden biri de Mata Hari’dir. Asıl adı Margaretha Geertruida Zelle olan Hollandalı Dansçı Mata Hari (1876-1917), I. Dünya Savaşı sırasında Almanya adına casusluk yaptığı suçlamasıyla Fransızlar tarafından kurşuna dizilerek idam edilmiştir. Hakkında filmler çekildi ve romanlara konu oldu. 

Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın Arjantin’de yakalanmasında görev alan ajanlardan biri olan Peter Malkin, James Bond’un ilham kaynaklarından ve İngiliz istihbaratı için çalışan Sidney Reilly ve daha pek çok ismi sayabiliriz. Bu örneklerin en belli başlıları bile birkaç köşe yazısını bulabilecek bir hacim oluşturur.

AKP dönemi Türkiye’sinde ise “casusluk” suçlamasıyla gerçekleşen davalar, herkesin kurmaca olduğunu az çok kestirdiği davalar olarak karşımıza çıkıyor. Bu kurmaca davalar, yargı-emniyet-medya düzeneklerinin ortak koordinasyonuyla ete kemiğe büründürülüyor.

Örneğin İnsan hakları savunucularının 5 Temmuz 2017’de İstanbul Büyükada’daki bir otelde “dijital veri güvenliği” konulu bir toplantı düzenlemeleri sırasında polis tarafından gerçekleşen baskın, iktidara yakın Star gazetesi tarafından 11 Temmuz 2017 günü “Büyükada’da İngiliz Parmağı” başlığıyla manşete taşınmıştı. Haberde “İnsan hakları savunuculuğu görüntüsü altında Gezi benzeri kalkışma planlanan Büyükada’daki ihanet buluşmasının arkasından ABD’nin ‘CIA’ ve İngiltere’nin ‘MI6’ örgütleri çıktı” ifadelerine yer verildi. İktidara yakın diğer gazetelerin de benzer ifadelerle köpürttükleri operasyon sonucunda Cumhuriyet Savcısı Can Tuncay’ın hazırladığı iddianame karşımıza çıktı. Özünde, iktidarı sıkıştıran nitelikle saha raporları hazırlayan Uluslararası Af Örgütü başta olmak üzere, prestijli insan hakları kurumlarını sindirmeyi ve gözdağı vermeyi amaçlayan bu sembol dava kapsamında gözaltılar ve tutuklamalar yaşandı. 

Menajer Ayşe Barım’ın “etki ajanlığı” suçlamasıyla gözaltı ve tutuklanma sürecinde de soruşturmayı yürütenler arasında İstanbul Başsavcı Vekili Can Tuncay’ı gördük. 

Bugün ilk duruşması Silivri’de görülecek olan, Hüseyin Gün’ün ifadelerinden hareketle TELE 1’e kayyım atanmasının önünü açan, kanalın Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Kampanya Direktörü Necati Özkan hakkında tutuklama kararı verildiği 162 sayfalık “casusluk” iddianamesinin altındaki üç savcıdan biri olarak imzasını gördüğümüz Can Tuncay, bu performans grafiğinin ardından terfi ederek, 20 Şubat 2026 tarihli Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile adalet bakan yardımcısı görevine atandı. Dönemin en büyük davası olan CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu’nun da tutuklu bulunduğu İBB soruşturmasının altında imzası bulunan Akın Gürlek Adalet Bakanı olurken, Can Tuncay da onun yardımcısı olarak yanı başına gelmiş oldu. 

162 sayfalık “casusluk” iddianamesinde Hüseyin Gün’ün Merdan Yanardağ, Ekrem İmamoğlu ve Necati Özkan için bir “casusluk” suçlamasında bulunmadığını hatırlatalım. Tarihten ödünç alınan “casusluk” kavramı, içinden geçtiğimiz dönemde AKP iktidarının siyasi amaçlarına paralel bir kurguyla “imitasyon casusluk”, “çakma casusluk” örnekleri olarak piyasaya sürülüyor. Yani hiçbiri bir replika özelliğinde bile değil. 

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.

Evrensel'i Takip Et