Amedspor’un çifte mücadelesi
Amedspor, Birinci Lig’deki zorlu mücadelesini başarıyla tamamlayarak Süper Lig’e yükseldi. Mücadeleyi zorlu kılan sadece yeşil sahadaki rakipleri değildi. Sezon boyunca hemen hemen her gittiği deplasmanda maruz kaldığı ırkçı tacizle ve fiziksel şiddetle de mücadele etti Amedspor. Uzun yıllardır süren ırkçı tacizin ve şiddetin Amedspor’un bünyesinde ekstra bir direnme bağışıklığı yarattığı ve sonuçta takımın karakterinin direnişle özdeşleştiğini söylemek mümkün.
Evet Amedspor, sahadaki sportif mücadelesine, baskılara ve türlü engellemelere karşı sergilediği kararlı direnişini de ekleyerek hedefine ulaşmayı başardı...
Fakat hedefe ulaşılsa da direniş gerektiren koşullar ortadan kalkmadı, kalkacağa da benzemiyor
Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini sindiremeyen ırkçı lümpen taraftar grupları bu kez de Amedsporlu taraftarların kutlamalarını provoke etmeye çalışıyor. Bu güruh bir yandan da sosyal medya üzerinden nefret içerikli söylemlerle Amedspor’u ve Amedsporlu taraftarları tehdit etmekten geri durmuyor.
Irkçılığı sadece ten rengi farklılığından kaynaklanan bir olgu zanneden ve bu yüzden “Türkiye’de ırkçılık yok” ezberini dillerinden düşürmeyen aymazlar, Amedspor’a yapılanları görmezden, duymazdan, gelmeyi tercih ediyor. Oysaki etnik kimliğe, kültüre, dile, inanca, cinsiyete yönelik ayrımcı, dışlayıcı, küçümseyici söylem, tavır ve eylemler de düpedüz ırkçılıktır…
Bu arada taraftarların kulüpleri nasıl baskı altına alabildiğini gösteren ibretlik örneklere de rastlıyoruz. Mesela, Amedspor’u Süper Lig’e yükselmesinden dolayı kutlayan İzmir temsilcisi Göztepe, daha sonra taraftarların hassasiyetini dikkate alarak sosyal medyadaki kutlama mesajını geri çektiğini açıkladı. Taraftar baskısıyla atılan bu geri adım spor kültüründeki olgunluk ve empati eksikliğinin göstergesi…
Olgunluk ve empati yoksunu bir kültür, geliştirici, dönüştürücü özelliklere sahip spor ortamının oluşturulmasının önündeki en büyük engellerden biridir.
Yaklaşık yüz yıldır insanlara, devletin çeşitli kurumları (okul, askerlik, bürokrasi) ve medya aracılığıyla “tek millet, tek vatan, tek dil, tek bayrak” söylemi eşliğinde tekçilik ideolojisi dayatılıyor. Küçük yaştan itibaren tekçi ideoloji propagandasıyla ve düzmece tarih anlatılarıyla beyni yıkanan insanlar sonuçta, kendileri için tehdit olarak algıladıkları farklılıklara nefret ve düşmanlıkla bakmaya başlıyorlar. Hassasiyet kavramı da nefret ve düşmanlıkla hemhal bu arızalı duygu durumunu yumuşatıp kabul edilebilir hale sokmak için kullanılıyor.
Toplumun diğer tüm alanlarında olduğu gibi futbolda da milli duygu hassasiyeti taşıyan insanlar, kendilerini üstün, ayrıcalıklı, özel, farklı olanlara hayatı zehir etmeyi ise hak görüyor. Yaşama tutunma yolundaki en güçlü motivasyonlarının bu olduğu anlaşılıyor.
Bugün yaşadığımız bütün bu olumsuz gelişmeler ve gerilimler, toplumsal hayatı, farklılıkların yok sayıldığı asimilasyoncu tekçi ideoloji temeli üzerine inşa etme hatasının bedeli olarak karşımızda.
Öğretilmiş/öğrenilmiş ırkçılık sokaklarda, meydanlarda, stadyumlarda gövde gösterisi yaparcasına pervasızca boy gösterirken kardeşlik masalları durumu kurtarmaya yetmiyor ne yazık ki…
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et