2 Temmuz 2026 00:07

Futbolun, tamamen rekabet ve kazanma odaklı bir etkinlik haline gelmesiyle birlikte, oyunun özündeki sportif değerler neredeyse tamamen unutuldu ve oyun yeni bir kültürün hakimiyetine geçti.

Bu kültür, hayatla en güçlü bağını taraftarlık aidiyeti üzerinden kuran, tuttuğu takım kazanınca bütün eksikliklerini, ezikliklerini bu başarıyla aştığına ya da aşabileceğine inanan, tuttuğu takım kaybedince ise çok büyük hayal kırıklığı ve öfke yaşayan insanlar üretti, üretiyor.

Böyle insanların hızla çoğalması futbolu, din ve milliyetçilik olgusunun ardından kitlesel histeri yaratabilecek potansiyeline sahip üçüncü toplumsal fenomen haline getirdi.

Ülkelerin, Dünya Kupası’na katılma hakkı elde etmesinin ya da kupada bir üst tura yükselmesinin ardından düzenlenen sevinç gösterilerinde adeta hipnotize olmuşçasına şuursuzlaşan insanların pervasızca çevreye, canlılara, doğaya karşı suç sayılabilecek birtakım eylemlere girişmesi bu anlamda ciddi bir gösterge... 

Futbol kültürü “mutlak kazanmacı” anlayışın etkisiyle özellikle son yıllarda büyük bir değişime uğradı.  

Bu kültürde kazanmak öylesine önemsendi ve yüceltildi ki kaybetmek, sahadan yenik ayrılmanın ötesinde çok büyük bir ayıp şeklinde algılanır ve “rezillik”, “rezalet”, “utanç” gibi aşağılayıcı ifadelerle yorumlanır oldu. Beraberinde kaybedenin, taraftarlardan özür dileme ihtiyacı hissetmesi gibi bir garabet alışkanlık doğurdu. Evet futbol, kültürel açıdan hızla sportif özünden ve değerlerinden uzaklaşıyor. Kaybetmek doğal karşılanmıyor, böyle durumlarda kolektif bir histeri krizi eşliğinde kaybetmenin sorumluluğunu yükleyip hesap sorulacak kişi ya da kişiler aranıyor.

Sanki karşıda, kazanmak adına elinden geldiğince mücadele eden bir rakip yokmuş gibi davranılıyor.

Rakibi yok sayan bu sığ bakış açısı yüzünden rakibin emeğine saygı duymak ve her türlü skoru doğal karşılamak gibi spor kültürünün iki temel direği anlamını yitiriyor…

Dünya Kupası’ndan elenen Güney Kore’de teknik direktör Hong Myung-bo kendisine yönelik yoğun tepkiler sonucunda sorumluluğu üstlenip özür diliyor, sonra da görevinden istifa ediyor.

Ancak insanlar başarıya öylesine koşullanmışlar ve o denli büyük bir beklenti içine girmişler ki özür ve istifa, hayal kırıklığı kaynaklı öfkelerini soğutmaya yetmiyor.

Öfkelerini kendilerince buldukları birtakım yöntemlerle toplumsal hayata yansıtıyorlar. Örneğin bazı esnaflar, iş yerlerinin kapısına Hong Myung-bo’nun içeriye giremeyeceğini belirten uyarı yazıları asıyor.

Bunlar yetmiyor, ülkenin Cumhurbaşkanı, milli takımın Dünya Kupası’ndan elenme sebeplerini incelemek üzere soruşturma açılacağını söylüyor.

Japonya Milli Takımı'nın teknik direktörü Hajime Moriyasu ve oyuncular da turnuvaya veda ettikleri maçın ardından kendi taraftarlarının bulunduğu tribünün önüne gelerek topluca özür dilediler.

Moriyasu ayrıca bütün sorumluluğu üstlendiğini de açıkladı.

Bu gidişle kaybedilen maçların ardından özür dileme seansları oyunun yeni bir zorunlu ritüeli haline gelecek gibi görünüyor…

İş iyice zıvanadan çıkmışa benziyor. Spor karşılaşmalarının sonucunu “rezillik”, “rezalet”, “utanç” gibi sıfatlarla yorumlamak ne kadar çarpık ve arızalı bir bakış açısıysa, kaybedenlerin özür dilemesi de o kadar anlamsız bir davranış.

Özür ancak, şuursuzca yapılan bazı hatalar sonrasında (göz göre göre kırmızı kart görüp takımı eksik bırakmak ya da ciddiyetten ve disiplinden uzaklaşarak yapılan laubalilik, şımarıklık kaynaklı hatalar gibi) kabul edilebilir.

Her şey bir yana, taraftarları kaybedilen maçları ardından özür beklentisine alıştırmamak lazım. Onların gönlünü hoş tutmak adına sporun özünden ödün vermenin bedeli ağır olabilir. Ağırlıklı olarak duygularıyla hareket eden kitleye “elini verip” karşılığında “kolunu alamamak” hiç şaşırtıcı olmaz. Özellikle bu sosyal medya çağında taraftarların etki gücünü küçümsememek gerekir.

Futbol zaman zaman tanık olduğumuz üzere, sürprizlere açık bir oyundur. Kazanmak da kaybetmek de bu oyunun doğasında vardır. Bu yüzden sahada ortaya çıkan her sonucu, rakibin emeğine saygı ve sporun temel değerleri çerçevesinde doğal karşılamak gerekir...

Kaybetmenin erdemini bilmeden, özümsemeden ve kaybetmenin neler kazandırabileceğini öğrenmeden sporu, insanlığı geliştiren, dönüştüren kıymetli bir etkinlik haline getirmek mümkün değildir…

Mehmet Özyazanlar

Kaybetmenin erdemini özümseyebilsek
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et