ABD, İsrail, İran: Çöküşe dair azgınlık paradigması
Buluntulardan bildiğimiz insanın 3 milyonluk tarihinde 18 tür oluşmuş bu dünyada. 17’si gitmiş, fosillerinden biliyoruz onları. Muhtemelen bizim tür de en uzun ömürlüsü olmayacak. Yalçın Küçük de defnedildi daha iki gün önce.
İnsanlığın türsel ömrü, uygarlıkların ömrü, toplumların ömrü, bireylerin ömrü nasıl ölçülür, ölürler mi yaşamaya devam mı ederler, beden ölür ruhlar düşünceler medeniyetler yaşar mı? Ruhlar tinler uygarlıklar da ömürlü ölümlü müdür?
Canlılığını dinamizmini değişip dönüşme kapasitesini kaybedenler artık ölmeye başlayanlar, yaşarken ölenler midir?
Düşünmeyen, dünyaya bir şey katmayan kişi veya toplumlar zaten daha doğuştan ölü mü doğmuştur?
Yükseliş, çöküş, kurtuluş üzerine sorular: Medeniyetler savaşı mı?
En yakın ve yakıcı olarak ABD-İsrail’in Filistin’e, İran’a saldırısına şahitlik ediyoruz, Filistinliler, İranlılar şehadet ediyor. Gerçekten neye şahitlik, neye şehadet ediyoruz?
Bir kişi, bir toplum, bir çağ veya herhangi bir ilişki veya çatışma nasıl anlaşılır? Yoksulluğun zenginliğin kaynağı nedir? Bir ulus veya ülke nasıl yükselir ve çöker, çökünce neye dönüşür? ABD-İsrail’in İran’a saldırısında kim kazandı kim kaybetti, Körfez’e ne oldu?
Türkiye’ye ne düşer, çatışmalar neye evrilir, uzun erimde ne olur?
Yalçın Küçük de bir ömrü pek çok fikir üreterek, eyleyerek tamamladı. Tezleri çoktu, çöküş ve çıkış nerede, nasıl iktidar olunur? “Yenilgi en önemli öğretmen” mi? Kuruluş ilkesi çöküş ilkesini içinde mi barındırıyor?
Babil’den, Roma’dan, Hıristiyanlıktan bu yana yenilgiyle çok karşılaşan İsrailoğulları yenilmemeyi mi öğrenmeye uğraşıyor? Henüz hiç yenilmediği kanısında olan ABD henüz hiçbir şey öğrenemedi mi, ya İngiltere? Her birinin kuruluş reçeteleri nedir, kurtuluş reçeteleri var mı?
Türkiye, dünya, insanlık, her birimiz için “kurtuluş” nedir? Kurtarıcı bulan mı kurtulur kurtarıcısı olmayan mı?
İran’ın kurtarıcısı kim? İsrail’inki kim? Artık tek başına kurtuluş yok mu?
Kurtuluşçuluğa bağlananlar kurtuluşu baştan mı kaybediyor? Kurtuluşçuluk da bir yabancılaşma mı? İnsanın veya toplumların kendi kendini bilinciyle ve dayanışmayla mı kurtarması gerekiyor? “Kendini bil!” Bilmezsen patlatırlar mı enseni? İran, İsrail, ABD, Çin, Türkiye ne kadar kendisini biliyor, kimin ensesinde boza pişiriliyor?
42 gündür Körfez’de kimler çatışıyor, medeniyetler savaşı mı, yayılmacılık savaşı mı, hırslar mı, öznel yanı nesnel yanı ne? 42 gündür yaşananlar, bu yaşananlardan alınacak dersler neler, çıkarımlar neler, bundan sonra kim kazanır kim kaybeder, tüm doğa ve insanlık nasıl kazanabilir? Bir daha işgallerin yaşanmamasının bir yolu yöntemi bulunabilir mi, işgal etmeyen veya işgale uğramayan uygarlıkları nasıl yaratılabilir?
İsrail yenilmeye, cumhuriyet çöküşe meyilli mi kuruldu?
Küçük’e göre; kuruluş yasası çöküş yasasını kendinde barındırıyorsa, Kurtuluş Savaşı ile kurulanlar, örneğin Sovyetler veya cumhuriyet zaten çöküşe meyilli mi kuruldu? Böyle genel ilkeler söylenebilir mi? Yenilgilerden ders alanlar yenilmeyi mi öğrenirler yenilmemeyi mi? Yanıtları kolay veya tek değil.
Kadim olan ne? Uluslar mı uygarlıkları mı? Hiçbiri mi?
Eğer binaları kütüphaneleri yıkılmamışsa en kalıcı olanı bilgi olsa gerek ama onun bile garantisi yok. Genetik mirasımızda geçmiş 18 türün birden mirasını taşıdığımıza dair de henüz bir bilgi yok, bazı kırıntılar olsa da o kırıntıların da kaç türde daha devam edeceğinin garantisi yok.
Alandaki en büyük teori termodinamiğin yasaları. Hareket var ve olacak. Mutlak olmayan yokluk ile mutlak olmayan varlık arasında gidip geliyor doğa, yaşam ve insanlık. Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor, yenisi de hep oluşum halinde bulunuyor, mutlak orta nokta veya nostaljik ütopik dersaadet diye bir şey de yok, yaşananlar ve bunlar üzerine fikirler var.
Burada önerilen bakış da bu yaşananlara dair deneyimlerden çıkarımlanan fikirlerden oluşuyor.
İçlem-kaplam, somut ontik bütünlük veya yapısal bakış önerisi
“Yapısal analiz” analitik düşüncenin oluşumundan bugüne var da “somut ontik bütün” bende biraz K. Marx’tan, N. Hartmann’dan, T. Mengüşoğlu’ndan, İ. Wallerstein’dan etkilenim diyelim.
Yaşananlara temel bir ilke olarak somut ontik bütünlüğü içinde bakabiliriz. Somut ontik bütünlük deyince hem yapısal analiz hem diyalektik bakış birlikte sürece eşlik eder, aksi takdirde indirgemeci veya mekanik açıklamalar başlar.
1-İrade/karar alma/özne, egemen: Soylu, aristokrat, monark, din adamı, burjuvazi, emperyalist, proletarya, ulus, millet, halk, toplum, kişi… karar vericiler kim/kimler?
2-Amaç/erek: Canlılık, kişi, toplum, bireysel çıkar/kârlılık/yayılma, üstünlük/iktidar… ne uğruna?
3-Materya: Doğa, iklim, kaynak, yaşam alanı… konusu, içeriği ne?
4-Üretim, iş, işleyim: Üretim/iş bölümü (emek niteliği, bilgi, sanat ve teknoloji/ endüstri/ işleyim)… üretimi işlenişi nasıl?
5-Yarar/işlev: hizmet bölümü/ kullanım/ yarar… ne sağlıyor, neye yarıyor?
6-Çıkar/ el koyma: Kâr bölümü/ticaret/işletme (para, altın, rant)… kim ne elde ediyor?
Bunların daha pek çok çaprazı ve alt unsuru bulunur. Hepsi birlikte bir hali, bir yapıyı ve onun işleyişini oluşturur.
Kişi özne olursa, emperyalist olursa, İsrailli olursa, ABD’li olursa, İranlı olursa, Suudi olursa, halk olursa, dünya halkları olursa, Ortadoğu olursa nasıl bir somut bütünlük taşıyor, içi dışı ne, bir bütünlük taşıyabiliyor mu; analitik, sentetik, eleştirel düşünmekten başka bir yolumuz yok.
Her ulusu kendi ontik bütünü, bölgeyi ve dünyayı ontik bütünü içinde analiz etmek, diyalektik eleştirel bakmak gerekiyor.
Olgunluk-azgınlık paradigması
Kılıçla kurulan kılıçla mı yıkılır? İbn Haldun; devletlerin yükseliş döneminde kalemin/düşüncenin, kuruluş ve batış dönemlerinde seyfiyenin/kılıcın öne çıktığını ileri sürüyordu.
Platon, Aristoteles, Augustınus, Farabi, Montesquieu, Rousseau, A. Smith, Ricardo, Marx, Comte, Veblen, Weber, Nietzsche… hemen her düşünürün yükseliş ve çöküşe dair görüşleri bulunuyor.
Benim gördüğüm, kuruluş, yükseliş ve kalıcılık bilgi, sanat, üretim, dayanışmayla oluyor, batış ise el koyma, yayılmacılık ve totaliterleşme ile başlıyor, azgınlaşma çöküşü getiriyor.
Azgınlığın çelişiğini olgunluk oluşturuyor. Olgunluk kendini, doğayı, canlıyı, toplumu, insanlığı bilmekten geçiyor, bilgiyi, doğruluğu, iyiliği, güzelliği üleşmekten, dostluktan dayanışmadan geçiyor.
Birinin ne kadar olgun veya azgın hareket ettiği; doğadan, yaşamdan, kişiden, toplumdan, insanlıktan yana akıl bilinç vicdanla bakılınca görülebiliyor. İran hangi konularda azgın hangilerinde olgun, İsrail ve ABD ne kadar azgın veya olgun hareket ediyor?
Azgınlığın sonu var mı bilemiyorum ancak azgınların sonu pek uzak olmuyor.
Y. Küçük’e bir göndermeyle, yenilmek değil de yenilgiyi okuyamamak esas sorunu oluşturuyor, yenilgiyi başarıya çevirmek için düşünmekten ve devrimcilikten vazgeçmemek gerekiyor.
Evrensel'i Takip Et