6 Nisan 2026 00:15

‘İçimizdeki NATO’ ile baş etmek…

Sosyalizme karşı kurulmuş olan ve bugüne kadar sayısız işgal, katliam ve darbeye imza atan NATO, 77. kuruluş yıl dönümü olan önceki gün (4 Nisan), Türkiye’nin pek çok kentinde eylemlerle protesto edildi. 

EMEP, TİP, TÖP, EHP, UİD-DER, DİSK Birleşik Metal-İş ve DİSK Gıda-İş Sendikasının çağrısıyla çok sayıda kişi, NATO’nun kuruluş yıl dönümünde İstanbul’da AKM önünde toplanarak, Dolmabahçe’ye yürüdü. Yürüyüşte Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Yusuf Aslan’ın fotoğrafları da taşındı.

Adana’da İncirlik Üssü ve Malatya’da Kürecik Üssü protestoların hedefindeydi. Türkiye’nin pek çok il ve ilçesindeki eylemlere yukarıda saydığımız örgütler dışında Sol Parti, TKP, Halkevleri de katıldı. Farklı bölgelerde emek ve demokrasi güçlerinden oluşan çeşitli platformların da bu eylemlere katıldığını gördük. Sıralarken atladıklarımız da olabilir.

NATO’nun dağıtılması, Türkiye’nin NATO’dan çıkması, tüm ABD ve NATO üslerinin kapatılması başlıca taleplerdi. 

Bu yılki NATO zirvesinin 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin başkenti Ankara’da düzenlenecek olması bu protestoların yaygınlığını belirleyen faktörlerin başında geliyor. Türkiye, 18 Şubat 1952 yılında NATO’ya üye olmuştu. 

ABD ve İsrail’in, komşu ülke İran’a yönelik 28 Şubat 2026 tarihinde başlayan saldırıları da, NATO’nun Türkiye’de ele alınışına dair güncel tartışmaları etkiliyor. Örneğin, Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye’yi hedef aldığı iddia edilerek düşürülen dördüncü füzenin ardından şu açıklamayı yaptı: “İran’dan ateşlendiği belirlenen ve Türk hava sahasına giren bir balistik mühimmat, Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmiştir.” Konuya dair haberler, ‘Türkiye’ye yönelen 4’üncü balistik füze de diğer 3 balistik füze gibi Doğu Akdeniz’de konuşlu ABD destroyerinden atılan SM-3 Anti Balistik Füzesi ile vuruldu’ biçiminde yer aldı. 

Türkiye’ye yönelik balistik füze saldırılarının ardından NATO tarafından İncirlik Hava Üssü ile Kürecik Radar Üssü için birer adet Patriot PAC-3 antibalistik füze bataryası konuşlandırılmıştı. Bahsi geçen iki bataryanın da halihazırda aktif olduğu biliniyor.

Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Adana’da NATO bünyesinde çok uluslu bir kolordunun kurulması ve İstanbul’da bir deniz unsurunun gündeme gelmesi tartışılıyor. Milli Savunma Bakanlığının, Türkiye’ye yönelen dört füze için de adres olarak İran’ı işaret etmesi ve bu füzelerin NATO güçleri tarafından düşürüldüğüne vurgu yapması, ateş çemberiyle çevrili Türkiye için NATO’nun ‘koruyucu bir şemsiye’ olduğuna dair söylemleri destekliyor. Çok açık ki, ABD’nin, 23 yıl önce, Irak’ı işgaline Türkiye’yi ortak etmeye çalıştığı dönem ile kıyaslandığında farklı bir noktadayız. 

İran’ın, Türkiye’ye yönelen füzelerin kendileri tarafından atıldığı iddiasını yalanladığı biliniyor. Ancak, biz dördünün de İran tarafından bilinçli olarak hedef seçerek Türkiye’ye atıldığını kabul etsek bile, bunun Kürecik Radar Üssünden sağlanan bilgi akışı ve belki İncirlik’e dair olarak da duyulan tedirginlikten kaynaklandığını tahmin etmek zor değil. Yani, özünde NATO’nun değil ABD’nin İsrail ile ortak olarak sürdürdüğü bir savaşta Türkiye, her ne kadar devlet olarak tarafsızlık politikasını sürdürdüğünü iddia etse de, Türkiye’de NATO ve ABD askeri varlığının sağladığı lojistikten duyulan endişeler ülkeyi hedef haline getiriyor. Dolayısıyla iddia edildiği gibi NATO koruyucu şemsiye değil, varlığıyla Türkiye’yi hedef haline getiren bir gerçeklik durumunda. 

Türkiye’de AKP iktidarının bu süreci, ülkeyi ABD ve NATO’ya öncesine göre daha da bağımlı hale getirirken, içeride yıpranmaya yüz tutan iktidarını tahkim etmek açısından kullanmak istediği, bunu bir fırsata dönüştürmeye çalıştığı görülüyor. Türkiye egemen sınıflarının da Ortadoğu’dan Afrika’ya uzanan geniş coğrafyada bir ‘orta güç’ olarak yayılmaya ilişkin pazar emelleri bakımından bu sürece sıcak yaklaştığı açık. Bu, Türkiye’nin orta ölçekli askeri sanayisinin gelişimini destekleyen bir unsur olarak görülüyor.

Lenin’in savaşların kaçınılmazlığına dikkat çektiği emperyalizm cangılı içinde, Türkiye egemen sınıflarının büyüme ve yayılma hülyaları kurmaları, iş birlikçi iktidarların da buna kendi siyasi ikbal hedeflerini eklemlemesi yadırgatıcı değil. Ama Türkiye’de kendisini muhalefet saflarında ifade eden güçlerin NATO’ya ‘Reddedilemeyecek reel gerçeklik’ muamelesi yapması ve onu içselleştirmeleri üzerinde düşünülmesi gereken bir tehlikeye işaret ediyor. NATO’yu ve ABD’yi karşıya almamayı bir politik taktik tutum olarak düşünmek ve böyle ifade etmek hafife alınamayacak bir sorundur.

Fatih Polat

‘İçimizdeki NATO’ ile baş etmek…
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et