Ülkeler ve halklar piyon değildir
ABD emperyalizmi ve onun maşası İsrail siyonizminin İran’a saldırısı devam ederken, İran’ın boyun eğmeyen direnişi de devam ediyor. Kısa sürede zafer uman Trump ve destekçileri bir taraftan her gün çelişkili açıklamalar yaparak saldırganlıklarını ve yağmacı amaçlarını sürdürmeye kılıf arıyor, diğer taraftan İran’a karşı askeri yığınağını artırıyor. Bölgeye üçüncü bir uçak gemisi gönderilirken, karada yapılacak olası operasyonlar için de asker sevkiyatı yapılıyor, şimdilik bugüne kadarki oynadıkları rolden daha ötesine gitmek istemeyen Avrupalı emperyalistler de işin içine dahil edilmeye çalışılıyor.
Bir ayı aşan emperyalist saldırganlığın ortaya koyduğu gerçek ise şu: İran, halkıyla birlikte direniyor ve direnmeye de devam edecek. Çünkü onlar ülkeleri için, onun yıkılmaması ve yağmalanmaması için direniyorlar, can veriyorlar. Bombalar altında alanlara, sokaklara çıkıp, saldırganlara korkmadıklarını, direnmekte kararlı olduklarını göstermek başka türlü nasıl mümkün olabilir ki? Emperyalist saldırganlık ve onun bölgedeki dayanakları ise her geçen gün daha fazla batağa saplanıyorlar, dünya halklarının gözünde efendileri ile birlikte biraz var olan meşruiyetlerini yitiriyorlar, ahlaki ve politik olarak mahkum ediliyorlar.
Bugün dünyanın farklı emperyalist devletler arasındaki çelişkilerle bölünmüş olması, onlar arasındaki bu çelişkilerin derinleşmesi, İran’a karşı yapılan saldırıyı ve bu saldırıya karşı İran halkının direnişini doğrudan emperyalistler arası çelişkilere bağlama yönündeki eğilimler, bunun üzerine yapılan politik tahlil ve tespitler, önümüzdeki tablonun yanlış yorumlanmasına götürecek sonuçlar üretmeye açıktır. ABD, Çin ve Rusya’nın ve diğer emperyalistlerin birbirleri ile çelişkileri, birbirlerine karşı ittifaklar ve bloklar oluşturma çabaları, en büyük mücadelenin konumunu korumak ve sağlamlaştırmak isteyen ABD ile onun durumunu tehdit eden ve sarsan Çin arasında olduğu bir gerçektir. Ama bu gerçek tablonun bütünü olmadığı gibi, halkların ve uluslararası işçi sınıfının mücadelesini içermediği için de oldukça eksiktir.
Ne bağımlı ülkeler ne onların üzerinde yaşayan halklar ve uluslar, ne de bu ülkelerin işçi sınıfları ve emekçi halkları büyük emperyalist devletlerin birbirlerine karşı kullandıkları piyonlar değildir. Emperyalist devletlerin birbirlerine karşı bu ülke ve halkları kışkırtmaları, onların mücadelelerine bazı destekler vermeleri, ne bu ülke halklarının mücadelesine gölge düşürebilir, ne de bu halkların diğer bir emperyalist lehine canlarını verdikleri yönünde yapılan, yapılacak tahlillere haklılık kazandırabilir. İran halkı Çin için, Rusya için canını vermiyor, kanını akıtmıyor. Esas olarak dünya üzerinde böyle halklar da yoktur. Onlar ülkelerinin nasıl yönetildiğinden, kimin tarafından yönetildiğinden bağımsız olarak ülkelerini ve bağımsızlıklarını savunuyorlar. Bu nedenle de diğer halklar bu mücadeleye sempati duyuyor, destek veriyor. Bu nedenle normal olarak emperyalizme ve gericiliğe açık destek verecek diğer emperyalist -Fransa, Almanya vb- devletler, yüzlerini açıkça ortaya koyma konusunda firene basıyorlar. Zelenski’nin Ukrayna’yı Batı emperyalizminin piyonu haline getirmesi de ülkeler ve halklar konusundaki gerçeği değiştirmez, sadece egemen sınıfların içine düştükleri alçaklığı, ülkelerine ve halklarına ihanet ettiklerini belgeler. Bu nedenle de kendilerine saygı duyulmaz, halklar bu mücadeleye sempati ile bakmaz.
Buradan şu sonuca geliyoruz: dünyanın politik tablosunu sadece emperyalistler arasındaki çelişkilere ve çatışmalara bağlayan tespitler yanlış ve hatalıdır. Çelişkiler sadece emperyalistler arasında yok. Halklar ile emperyalistler arasında, her ülkenin içinde işçi sınıfı ve emekçi yığınlarla sömürücü egemen sınıflar arasında uzlaşmaz çelişkiler var ve bazı dönemlerde bir çelişkinin daha fazla öne çıkması, diğer çelişkileri geri plana itmesi ne bu çelişkileri ortadan kaldırabilir ne de dünyanın bu çelişki üzerinde şekillendiğini kanıtlayabilir.
İran halkı kendi ülkesi için, emperyalizme bağlanmamak, zenginliklerini yağmalatmamak için mücadele ediyor. İran devletinin ne Rusya ve Çin ile yaptığı anlaşmalar, ne bu devletlerin ABD’ye karşı İran’ın mücadelesini açık ve üstü örtülü desteklemeleri, hatta sonuçlarından çıkar devşirmeleri verilen bu mücadelenin Çin veya Rusya’nın çıkarları için verildiği yorumlarına haklılık ve doğruluk kazandırmaz. İran kendisi için mücadele etmektedir ve bu mücadelenin sonuçlarının olası etkileri daha baştan bu mücadelenin nedeni olarak gösterilemez.
Bunun nedeni açıktır. Ülke halklarının bağımsızlık, egemenlik, kendi ayakları üzerinde durma hakları ve yetenekleri vardır ve hak dışarıdan başka bir güce devredilemez. Eğer bunun aksine atılmış adımlar varsa orada da bağımsızlıktan, ulusal onurdan, ülkenin zenginliklerinin savunulmasından eser yoktur. Halkların ve ülkelerin mücadelesinin rakip emperyalistlerden birine yaslanmadan verilemeyeceğini, bunun başarı şansı olmadığını iddia eden yaklaşım ve tespitlerin ulusallıkla, halka güvenmekle, uluslararası işçi sınıfının mücadelesini geliştirmekle bir ilgisi yoktur. Bu yaklaşımlar ancak başka bir emperyaliste bağımlılığı, uşaklığı, egemenliğin onlara yaslanmadan sürdürülemeyeceği anlayışlarına kapı aralar, önce utangaç, sonra da bu gerici yaklaşımları açıkça savunmaya yol açar. Emperyalistler arasındaki çelişkilerden yararlanma, bu amaçla bazı adımlar atma farklı bir şey, bu çizgiyi aşıp onlara yaslanmak apayrı ayrı bir şeydir.
Son sözü halklar söyleyecektir. Bütün bu gelişmeler -Filistin, İran, Venezuela- dünya halklarını ve uluslararası işçi sınıfını sarsıp uyandıran etkiler yaratmaktadır. Bomba ve mermilerin, uluslararası korsanlığın gürültüsünün ardında önce sessizce başlayan, ama sonra yankısı güçlü bir biçimde duyulacak, sarsıcı ve dönüştürücü bir mücadele -İran’ın içi de bundan azade kalmayacaktır- gelecektir. Bu gelişmeleri görmek için çok uzun süre beklemeyeceğiz.
Evrensel'i Takip Et