20 Şubat 2026 00:10

Tavşan atlet olarak bir oğulun kaderi

Bazı atletizm yarışmalarında “tavşan atlet” kullanılır. Tavşan atletten beklenen, yarışı kazanması değildir. Asıl amacı arkadan gelen ve o yarışta kazanması veya rekor kırması beklenen atlete tempo vermek, yarışa heyecan katmak, arkadaki için rüzgarı keserek onun fazla enerji sarfetmesini engellemek vb. gibi görevlerdir. Genellikle bir süre sonra yarışı terk ederler. Son zamanlarda kamuoyu önünde çok fazla görünür olan babasının oğlu, tavşan atlet gibi davranıyor. Bir ara halefliği gündemdeydi, daha sonra kendisine münasip görülen görevin parti başkanlığı olduğu ileri sürülür oldu.

Bilal’in partiyi birleştirecek ve yönetecek otoriteye sahip olabileceğine, daha sonra babasının yerini alacak bir politikacı olacağına inanan, kendi partisi dahil, herhangi bir ciddi politikacı, siyasi gözlemci var mı acaba? Gazeteci geçinen yalakaları, araştırmacı geçinen siyaset mühendislerini bir yana bırakarak, soralım, var mı gerçekten? Olduğunu sanmıyoruz. Ama Bilal’in kamuoyunu ve kendi partileri içindeki güç ilişkilerini erken veya vaktinde bir seçime kadar meşgul edeceğini de vurgulamak gerekiyor.

Bunun, AKP içindeki farklı kanatlardan kendilerini geleceğin adayı olarak görenlere, koalisyon ortaklarıyla ilişkilerden babasını ‘Aranan ve etrafında kenetlenilen aday’ olarak sağlam bir konuma oturtmaya, olası bir seçim yenilgisinde ‘Hiç olmazsa elimizde parti kalsın’ hesaplarına dek pek çok nedeni olabilir. Ama bugünden görünen şu ki; hem AKP’nin kendi içindeki koalisyonu hem de ittifakları ile koalisyonu koruyabilecek ve devam ettirebilecek tek güç Erdoğan’ın kendisidir. Onu oradan çekip aldığınızda geride koca bir boşluk kalacaktır. Onun dışındaki bir adayın bu birliği sağlaması ve bir seçim kazanması olanaksızdır. Bilal de sadağındaki bütün okları değil, ülkenin bütün oklarını toplayıp hedefe atsa hedefi tutturma şansı yoktur. “Oğulun babanın sadağındaki ok olduğuna” ilişkin dizi replikleri hizmete koşulsa da durum budur.

AKP bir koalisyon partisidir. Bu koalisyon sadece pek çok tarikatın bir koalisyonu ve anlaşması değildir. Aynı zamanda sermayenin çeşitli kesimlerinin bir araya geldiği, ama aralarında çıkar farklılıkların bulunduğu, bu çıkarlara sahip kesimlerin parti içinde temsilcilerini ve savunucularını bulduğu bir koalisyondur. Bunların birleştirici gücü Erdoğan ve onun şahsında cisimleşen Saray rejimidir. Erdoğan politik mücadelelerin içinden gelmiş, bu kesimlerin desteğini alacak, aralarındaki çıkar farklılıklarına rağmen onları birleştirecek bir güce ve prestije sahip oldu. Bu babadan oğula devredilebilecek bir miras değildir.

Erdoğan’ın bile olağan koşullarda yapılacak bir seçimi kazanmasının giderek olanaksız hale geldiğini açıklamak için uzun izahat gerekmiyor. İşçi ve emekçi halkın içine itildiği yoksulluk ve sefalet koşulları her geçen gün derinleşiyor ve bu, olası bir seçim öncesinde “muslukların açılması ile” rüzgarı tersine çevirebilecek bir etki yaratabilme aşamasını da geride bırakmış durumda. Muhalefet çok ciddi hata yapmazsa çıkaracağı az çok kabul gören bir aday kuvvetle muhtemeldir ki seçimi kazanacaktır. Seçim hilelerinin, yapılacak müdahalelerin de sonucu etkileme gücü olmayacaktır.

Berbat olan ve yerlerde sürünen sadece halkın ekonomisi değil; politik hak ve özgürlükler açısından da tablo aynı. Saray rejiminin Türk olsun, Kürt olsun Türkiye halkına demokrasi ve özgürlük tanımayacağı son komisyon raporu ile de teyit edilmiştir. Sorunun adını doğru bir biçimde koyamayan, varlığını kabul etmeyen, hemen yürürlüğe koyabileceği, yeni yasa vb. gerektirmeyen konularda bile tek adım atmayan iktidar, belirsiz bazı vaatlerden öte bir tutum sergilemedi.

Bütün bunların anlamı iktidarın gericilikte ısrar edeceği, demokratik hak ve özgürlüklere, bunlar için verilecek mücadeleye düşman olduğudur. Ama Kürt halkı politik mücadelesini sürdüreceğini, bu konu çözüme kavuşana kadar bu mücadeleden vazgeçmeyeceğini tutumuyla sergilemektedir. Sorunu “Terörün bitirilmesi, örgütün tasfiye edilmesi” olarak gören ve yaklaşan iktidarın, silahlı mücadele konusunun kapanmış olması ile karşısına çıkan tablonun bütünüyle politik bir tablo olduğunu kabul etmemekteki ısrarı, ülkede demokratik hak ve özgürlükler için verilen mücadeleyi engelleme gücüne sahip değildir. Saray rejiminin rotası daha fazla baskı ve terördür. Ama her ulustan Türkiye halkının demokrasi ve özgürlük mücadelesi her geçen gün biraz daha gelişip, güçlenmektedir.

Buradan tekrar babalar ve oğullar meselesine dönecek olursak, durum şu: Babalar ve oğullar sorununu miras devri olarak görmek ve anlamanın, eskinin devamını istemek dışında bir anlamı yoktur. Oysa babalar ve oğulların ifade ettiği anlam eski ile yeni arasındaki amansız mücadeledir. Oğullar eskiyi yaşatmak için değil, eskiyi gömmek için vardır. Bu mücadele nesiller boyu sürmüştür ve bu mücadelede kazanan ‘baba’ yoktur. Geleceği, yeniye sahip çıkanlar kuracaktır.

Ahmet Yaşaroğlu

Tavşan atlet olarak bir oğulun kaderi
0:00 0:00
1.00x
0:00 / 0:00
1.00x

Evrensel'i Takip Et